Yeni Başlayanlar için “Savaş”

Savaş, tarihin başlangıcından beri insan topluluklarının politik amaçlarına ulaşmak için birbirlerine karşı kullandıkları yöntem olmuştur. Kitap Ehli olarak geçen üç dinin de inanışına göre yeryüzündeki ilk cinayet (hem de ilk kardeş cinayeti) Adem’in oğlu Kabil’e aittir. Bu bakımdan eğer en eski savaş hangisidir diye geçmişe bir göz atmak istersek, yolumuz her şekilde insanlık tarihinin başlangıcına çıkmakta. Devam eden asırlar boyunca da insanların bir başkasına saldırmak için kullandıkları aletler ve yöntemler sürekli değişmiş olsa da savaş hep aynı şekilde var olmuş, tarih kitapları en çok savaşı yazmıştır.

Kim savaş ister ki?

Aslına bakarsanız herkes barıştan yanadır. Hiç kimse kazanacağı belirsiz fakat bir bedel ödeyeceği kesin olan bir mücadeleye durduk yere girmek istemez. Tüm savaşların başlangıcında iki taraf da barış istediklerini, sefere çıkan çoğu komutan gittikleri yere barış getireceklerini söylemiştir. Sanılanın aksine savaş çıkmasını en son isteyenler tabi ki askerler olacaktır çünkü bir savaş esnasında hedef olacak, en çok bedel ödeyecek olanlar onlardır. Hiç kimse savaşı istemiyorsa peki bu savaşlar nereden çıkıyor? Bu sorunun cevabı tarafların nasıl bir “Barış” istediğinde saklı. Örneğin benim istediğim barışta kendi çıkarlarım daha yoğun bulunur, rakibimin istediği barış da onun çıkarlarının yanındadır. Carl Von Clausewitz’in de dediği gibi savaş politikanın diğer araçlarla devam ettirilmesinden başka bir şey değildir. Sonuç olarak nasıl bir barışın geleceğini tabi ki kazanan belirler.

Efsanevi bilge: Sun Tzu

Sun Tzu, milattan önce 500'lü yıllarda Wu Devleti’nde(günümüzdeki Çin topraklarında yer alır) yaşamış ünlü bir komutan ve askeri bilge olarak bilinir. Öğretisinde en büyük mahareti tüm savaşları kazanmak değil düşmanı savaşmadan boyun eğdirmek olarak tanımlamıştır. Ayrıca ona göre kimin kazanmaya yahut kimin kaybetmeye yakın olduğu önceden kestirilebilir, böylece gerçek bir komutanın savaşa girmeden önce kazanacağından emin olması gerekir.

Birçok özdeyişinin derlenmesiyle oluşan “Savaş Sanatı” kitabı yazıldığı tarihten 25 asır geçmesine rağmen günümüzde de değerini korumakta, askeri taktik ve stratejinin temel kitabı olarak kabul edilmektedir. Tarih boyunca birçok komutanın başucu kitapları arasında yer almış, sözlerini anlayarak uygulayanlar istedikleri sonuca ulaşmış, dinlemeyenler de her seferinde hüsrana uğramıştır. Yazının devamında bu kitapta yer alan özlü sözlerden yer yer alıntı yaparak tarihte nasıl tekerrür ettiğini inceleyeceğiz.

“Ne zaman dövüşeceğini, ne zaman dövüşmeyeceğini bilen kazanır.”

Ne için savaşa girildiği iyi düşünülmelidir. Hedeflenen şey elde edildikten sonra daha ileriye gitmek farklı sonuçlar doğurabilir. 1950'de Kore Savaşı başladığı zaman Müttefik devletlerin amacı işgal edilen Güney Kore topraklarını geri kazanmak ve 38. Paralelin oluşturduğu eski sınırlara tekrar ulaşmaktı. Ancak Müttefik Devletler eski sınırlarda durmadı ve iki Kore’yi birleştirme amacıyla Kuzey’i işgale başlayıp Çin sınırına kadar yaklaştı. Bunun sonucunda rahatsız olan Çin ve Sovyetler Birliği de savaşa dahil oldu ve savaş durduk yere neredeyse 3 yıl uzadıktan sonra iki taraf da istediğini alamadı, Kore’nin bölünmüşlüğü korundu.

“Planlarını gece gibi karanlık ve geçilmez yap ve hareket ettiğinde bir yıldırım gibi in.”
“Savaş için en güçlü olduğunuzda,kendinizi güçsüz göstermeli,kuvvetlerinizi harekete geçirirken hareketsizmiş gibi durmalı,düşmana yaklaştığınızda,uzakta olduğunuz izlenimi vermeli,uzakta olduğunuzdaysa düşmanın burnunun dibinde olduğunuza düşmanı inandırmalısınız.”

Bu iki sözün ardından Başkomutan Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz’da uyguladığı stratejiye bakarsak tam yeri olur. Herkesin bildiği gibi Büyük Taarruz’un hazırlıkları çok büyük bir gizlilik içerisinde yapılmıştı. Öyle ki Mustafa Kemal Paşa Ankara’da bulunan casusların şehirden ayrıldığını fark etmemesi için 21 Ağustos 1922 akşamı Çankaya’da bir çay partisi düzenleyeceğini bildirmiş, çoğu kişi çay partisini beklerken o ordusunu yunan karargahına doğru ilerletmiş, taarruz için son hazırlıkları tamamlamıştı. Tamamen gizlilik içerisinde uygulanan plan neticesinde 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den Türk topları Yunan mevzilerini bombardımana başladığında Yunan Ordusu neye uğradığını şaşırmış, toparlanması epeyce vakit almıştı.

“Size zafer kazandıran bir taktiği bir daha tekrarlamayın. Ancak, metotlarınızı koşullara göre gerekli değişiklikleri yaparak sürdürebilirsiniz.”

Burada dikkat etmemiz gereken şey sadece aynı taktiği tekrar uyguladığınızda düşmanın sizin hamlelerinizi tahmin edebilmesi değil; savaş alanı, elinizdeki asker ve girdiğiniz savaşın tipi gibi birçok etmenin değişeceğidir. Amerikan Ordusu’nun Vietnam’da başarısız olma nedenlerinden biri 2. Dünya Savaşı’nda uyguladıkları taktikleri Vietnam’da tekrar etmeleriydi. Örneğin ilk başlarda birçok saldırıdan önce “Hazırlık ateşi” denilen bir ön bombardımanla düşman mevzileri dağıtılır, ondan sonra o bölgeye asker gönderilirdi. Bu taktik 2. Dünya Savaşı’nda başarılı olduysa da Vietnam’da Vietkong gerillalarına ABD askerlerinin bölgelerine geleceğine dair haber vermiş oluyor, bu uyarıyı alan gerillalar da hemen pusu kurarak Amerikalılara kayıplar verdiriyordu. Ayrıca ABD’liler 2. Dünya Savaşı’na göre çok farklı bir savaşın içindeydiler: Gerilla Savaşı. Kayıpları Vietnamlılara göre ne kadar az olursa olsun kendi ülkelerinde çok büyük tepkilere yol açmış, halkın savaşa olan desteğini gitgide düşürmüştür.

Kısacası, savaş devamlı evrim geçirerek çeşitli şekillere bürünüyor olsa da Sun Tzu’nun çok önceden söylediği ilkelerin hala geçerli olması bize savaşın ruhunun hep aynı kaldığını gösteriyor. Bu yazımda sizlerle savaşı soyut bir kavram olarak ele almaya ve bu konudaki en çok tanınan bilge olan Sun Tzu’nın felsefesini tanımaya çalıştık. Bu alanda oluşturulan taktikler sadece savaş alanında değil, bir spor karşılaşmasında yahut iş dünyasında da rahat bir şekilde kullanılabilir. Nitekim piyasada Sun Tzu and Art of Business gibi onun felsefesini başka alanlara uyarlayan pek çok kitap bulabilirsiniz. Yaşam mücadelenizde istediğiniz sonucu almanız dileğiyle…

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.