Bir süre önce televizyonda seyrettiğim reklamların içeriğinden rahatsız olup twitter’da bir paylaşımda bulundum. Ben bir süredir Super Bowl reklamları haricinde, içeriği hatırlanan reklamlar üretildiğine inanmıyorum. Türkiye’de ise bu durum “aganigi” döneminde bitti. Son dönemde içeriği konuşulan reklamlar artık neredeyse hiç yok.

Yani bir süredir reklamcılar zapping yapan seyirciler ve 2 saniyede geçilen reklamlar üretmekten ileri gidemedi. Bu durum o kadar kanıksandı ki; sunucular reklama geçerken, bizden ayrılmayın, mutlaka geri dönün gibi cümleler kurma gereği duymaya başladılar. Yani reklamlar artık yapımcılar ve izleyiciler için yapılması zorunlu ve mutsuzluk veren işler arasına girdi.

Televizyonlardaki reklamlardaki problemler, dijital dünyaya da aynen yansıdı. Önce kötü banner çalışmaları ve içeriği aşağılara iten reklamlar, arkasından video’nun önüne ortasına arkasına derken bütün sayfayı kapatan ve açılmadığı zaman içeriği tamamen kaybeden reklamcılık moda olmaya başladı.

Halbuki reklamcılık ekosisteminin arzusu sattıran, kesintiye uğratmayan reklamlardı. Hepimiz, dizide karakter oyuncusunun üzerindeki ceketi bir tuşla almayı başarabilen bir senaryoyu hayal ediyorduk. Reklamlar, içeriğin kitlesiyle arasında baraj olmak yerine, ürüne ulaşımı kolaylaştırmalı, hizmetin güzelliğini yaşatmalıydı.

Ben bunları twitter’ın imkanları dahilinde yazarken, karşıma dijital’de bu konuları gerçekten iyi yapan bir ajans çıktı. Adcolony…. Aslında adcolony tarafından satın alınan mobilike.

Ben reklam endüstrisinde bitmeyen ödül törenleri nedeniyle alınan ödüllere pek de inanmam. Ortalama bir ajansın kapısında, dinlenme odasında 40–50 arası ödül bulunur. Çoğunlukla da bu kadar ödül verilen bir endüstride, eğer ödülü yoksa ya yeni başlamıştır ya da asıl işi reklamcılık değildir diye düşünürüm.

Mobilike ekibini bir iki tane reklam senaryosu anlattı. Dinlediğimde dijital reklamcılığın nasıl ilginç bir hal alabileceğini gördüm. İlk senaryo sevgililer günü ile ilgiliydi. Aynı wifi üzerinden bağlanan iki farklı kişinin birine reklam sevgililer gününde ne istediğini soruyor. Diğerine ise bu bilgiyi ve alacağı web sitesinin bilgisini iletiyor. Teknik anlamda çok zor olmasa da yaratıcılık var. Üstelik bu yaratıcılık dijital tarafı da içeriyor. Ben ce zekice kurgulanmış.

Yine bu ajansın şarjı bitmek üzere olan kişilerin bu bilglerinden yola çıkarak, aslında şarjı daha uzun süre dayanan bir telefonun reklamını yapmaları yine aynı derecede dijital bir bakış açısı içeriyor.

Son dönemde özellikle uygulamlar aracılığı ile alınan bilgilerden yola çıkarak, yapay zeka ile birleştirilmiş özel CRM uygulamalarını çokça duyuyorum. Belki pek etik değil ama, taksi kiralama servislerinin, pili bitmekte olan telefonlara yüksek fiyat uygulaması yaptıkları, bu sayede kullanıcıyı almak zorunda bıraktıkları kulaktan kulağa dolaşan bir dedikodu. Ben doğru olmadığına inanmak istiyorum.

Son dönemde yine başka bir dijital ajansın, Las Vegas’ın en büyük otellerinden birinde, concierge servisini yapay zekaya bağlı bir mobil uygulama ile yaptıklarını duydum.

Dijital ajanslar bir dönem 360 derece bir yaklaşım ile, konvansiyonel reklama da el atmışlardı. Ancak görünen o ki; artık bu bu ajansların böyle bir yeni yaklaşıma ihtiyaçları kalmamış. Çoğunlukla dijitalin yeni derinliklerine dalmaya başlamışlar. İçeriğin bu noktada daha kaliteli ve/veya kuvvetli bir dijital deneyim yaşatır hale geldiğini görüyoruz.

Konvansiyonel mecra’da ise aynı değişimi hissedemiyoruz. Teknoloji gelişiyor, insanlar yenilikleri deneyimlemek istiyorlar, ancak geleneksel reklamcılar mecranın gücüne sırtlarını yaslamış durumdalar. Amerika’da super bowl’un yüksek mecra maliyetlerini göz önüne aldığımızda, içeriği güçlendirmek gibi bir gerekliliğin oluştuğunu net olarak görebiliyoruz. Ancak Türkiye’de rekabetin fiyat dengesi üzerinde yol aldığı mecralar için maliyeti içerikle arttırmak reklam verene belli ki zul geliyor.

Bu nedenle televizyonlarda her gün daha kötü reklamlar ve daha fazla reklam geçen kitle oluşuyor. Youtube’de video seyrederken gelen reklamları geçmeyi 2 yaşındaki kızım bile öğrenmiş durumda. Hatta o 4 saniyeyi beklemekte zorlanıyor. Ekosistemin bu şekilde ne konvansiyonelde ne de dijital mecrada var olması mümkün görünmüyor. Sanıyorum bu nedenle affiliate pazarlama gibi yeni alanlar daha fazla rağbet görür hale geldi.

İçerik kalitesini arttırmadan, reklamcılığın daha başarılı olmasını beklemek hiç mantıklı olmayacaktır. Bunun için de tersten bakarsak, mecraların fiyat rekabetine girmemeleri gerekiyor. Ajansların içerik üretiminden fatura kesemediği bir dünyada, mecra gelirlerinden oluşan komisyon da düşerse, bunun sonu sadece zapping olur.

Originally published on Wordpress