Okullarda geçen 15 yıldan sonra Eğitim Teknolojileri hakkında öğrendiğim 10 ders

Karl Rivers’ın yazdığı bu yazı Minizma ekibi tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir.”

Yaklaşık 15 yıldır çeşitli okullarda çalışıyorum ve kariyerimle alakalı büyük bir adım atmak üzereyim. Bu sebeple, bu durumu bir fırsata çevirerek kariyerime ilk başladığım zamanlarda bilmeyi isterdim dediğim eğitim teknolojileri ile alakalı önemli gerçeklerden bazılarını anlatmak istiyorum. Haydi başlayalım!

1. Sadelik her zaman kazanır, her zaman

Kullanılmasını istediğiniz teknolojinin şimdiye kadar çıkmış en komplike öğrenme aracı olması önemli değil, eğer alternatifi kadar iyi değilse sadece bilişim teknolojilerinde en yetenekli olanlar kullanır.

Çözümünüz daha basit, daha kolay ve daha etkili olmadığı sürece çoğu insan rutinini değiştirmez. Bu yüzden uygulamak istediğiniz teknoloji en az direnişe neden olmalı.

Bilişim Teknolojileri’nin tarihi Sanal Öğrenme Ortamları’nın ortaya çıkmasıyla başladı. Kariyerimde bir kaç sanal öğrenme ortamının okullarda kullanımından sorumlu olduğum zamanlar oldu ve her biri bir yıl içerisinde başarısızlığa uğradı çünkü öğretmenler bu tarz sanal ortamları kullanmadı. Kağıt temelli alternatiflerin, yeni bir ortama dahil olmaya kıyasla aşması gereken daha az engeli var.

Peki o zaman neden öğretmenler ve öğrenciler geçen Eylül ayında ben Google Classroom’u tanıttığımda hemen kullanmaya başladılar? Benim desteğime ve eğitimime mi ihtiyaçları var? Neden bir insan Moodle gibi bir alternatif varken Google’ın henüz olgunlaşmamış ve özelliksiz sınıf yönetim aracını kullanmak istesin?!

Bunun sebebi Google Classroom’un kullanımı için ekstra bir çabaya gerek olamaması. Öğretmenler bu uygulamanın not verme sisteminin kısıtlı olması veya online sınıflarını diğer öğretmenlerle paylaşamamak gibi özelliklerine dikkat etmiyorlar. Basitçe söylemek gerekirse Google Classroom bir ya da iki temel şeyi -ödev oluşturma ve paylaşma, kaynakları hızlıca paylaşma, öğrenci listesi oluşturma- gerçekten çok iyi yapıyor.

Hatta bunu o kadar iyi yapıyor ki bir çok öğretmen herhangi bir eğitime ve desteğe ihtiyaç duymadan kağıt temelli alternatiflerden Google’ın online Classroom sistemine geçti.

En küçük bir engel kullanıcıların büyük çoğunluğunun bağlılığının bitmesine neden olabilir. Farklı bir kullanıcı adı veya parola, ana sayfadan yönlenmede birden fazla tıklama, ya da sadece karmaşık bir kayıt sayfası bile bu teknolojinin başarısı veya kaybetmesi anlamına gelebilir.

Yeni bir teknoloji ile karşılaştığımda ‘tıklamamın’ sebebi, muhteşem bir eğitim oturumunu tamamlamış olmam değil kullanımı kolay olduğu içindir. Bu tarz teknolojiler insanları kullanmaya zorlayarak değil okul içerisinde organik bir şekilde büyümeli.

Bu durumu kullanıcı arayüzünün önemini anlamış bir çok teknoloji şirketlerinde sürekli görüyoruz. iPad’in milyonlar satmasının sebebi bu tabletle bir bilgisayarın yaptığı her şeyi yapabilmek değil insanların çoğu zaman yaptığı şeylerin %80’ini yapıyor olmasıdır; üstelik iPad bunu da çok iyi başarıyor.

Bu konu da beni ikinci önemli noktaya götürüyor.

2. Mesele teknoloji değil, insanlar

Google Docs programındaki Paylaş butonu son bir kaç yıl içerisindeki teknolojik gelişmeler arasında benim en beğendiğim gelişme. Bu tek bir buton oldukça basit ve gerçek hayattaki etkileşim bolluğunun yerini alan, anlaşılabilir bir dijital metafordur.

Google Docs bu anlamda iyi bir örnek. Bir belgeyi başkaları ile paylaştığınızda, onların katılımını talep etmiş oluyorsunuz. Onlarla paylaştığınız bilgileri görebilmeleri için de Google Docs’a katılmaları gerekiyor. Bu tarz paylaşımları yeteri kadar yapın; eninde sonunda onlar da kendi belgelerini paylaşmaya başlayacaklardır. Böylesine bir kullanım modeli sonunda kullanım herkes dahil olana kadar büyük bir hızla artar.

3. Dijital yerli diye bir şey yoktur

Çok bilinen efsanenin aksine hiç kimse bilgisayarları anlamak için mucizevi bir yetenekle doğmuyor. Bunun tersi de doğru; hiç bir orta yaşlı öğretmenin zihninde 1985 sonrası geliştirilmiş şeyleri anlamaması için bir engel yoktur.

Gençlerin avantajı hızlı öğrenmeleri, değişimlere hızlı adapte olmaları ve risk almaları -ama bu sadece teknoloji konusunda değil- ve bu özellikler herhangi bir jenerasyondan her genç insan için geçerli.

Bu sebepten ötürü, Instagram’da sepya efektli fotoğraf paylaşmayı, anlık mesajlaşma uygulamalarını kullanma konusunda akran baskısına dayanamamayı veya Tumblr’da gif paylaşmayı ‘bilgi teknolojilerini kullanabilme’ yeteneğiyle karıştırmamalıyız.

Ve öğretmenler olarak, teknolojiyi ‘genç işi’ olarak görmemeliyiz. Bu, yeni öğretim yollarını öğrenmek için bir kaçış cümlesi olmamalı. 40 yaş üstü insanlar da gençler kadar teknolojiyi kullanma kapasitesine sahipler.

4. Kimse sizin bir sunucuyu ne kadar başarılı kullandığınızla ilgilenmez, bu konuda çok vakit kaybetmeyin

Kimse email sisteminizin ne kadar iyi çalıştığı veya yedeklerinizin ne kadar başarılı olduğu ile ilgilenmez. Bu tarz meseleler öğretmenlerin ve öğrencilerin günlük hayatlarını etkilemez, hayatlarını daha iyi bir hale getirmez. Bu yüzden bütün bunlarla vakit ve kaynak kaybetmeyin.

Artık Microsoft, Google, Apple ve diğer büyük teknoloji şirketleri okulların kendi veri depolarına, internet uygulamalarına ve dünya standartlarındaki mühendis ve ücretsiz teknik destek ekiplerine etkili bir şekilde ulaşmasına izin veriyor.

Ben her okula işletim süresi, güncelleme hızı, yedek tutması, destek seviyesi ve depolama kapasitesiyle Google Uygulamaları ve Office 365 gibi email sistemlerini kullanması konusunda meydan okuyorum. Fırsatları değerlendirin, kaçırırsanız yazık olur.

5. Dayanıklı Teknoloji

Son 20 yılımızı bilgisayarları kıymetli bir taş gibi jelatinlerle sarılı bir şekilde dikkatle korunması gereken ve kesinlikle kurcalanmaması gereken bir şey gibi görmekle geçirdik. Eğer bir öğrenci bilgisayar ekranını kırsa dünyası başına yıkılıyor ve disipline gönderiliyordu.

Bunun bir çok sebebi var ancak temeldeki sebeb teknolojinin geleneksel bir şekilde çok pahalı olması.

O kırık ekranın yenilenmesi muhtemelen 100 Euro tutar ve bu da okulların onarma için ayırdığı bütçe için çok fazla bir miktar. Ancak artık güzel bir Cromebook’u 120 Euro’ya veya herhangi bir tableti 60 Euro’ya alabildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz, üstelik onarım ücretleri bunlardan daha ucuz.

Artık teknolojiyi belirli sınırlar içerisinde yeri geldiğinde düşürülebileceğimiz, çok büyük yarıklar açmadan çizebileceğimiz, koltuğun üstüne veya okul çantasına korkmadan atabileceğimiz bir şey olarak görmeliyiz. Ancak bu şekilde yaratıcılık ve özgürlük gelir.

6. Veriniz çok önemlidir, şirketlerin ele geçirmesine izin vermeyin

Tüm kullanıcıların verilerinin güzel ve kolay idare edilen tek bir yerde saklandığı günler geçmişte kaldı. Windows sistemindeki Home dosyası artık öğretmen ve öğrencilerin dökümanlarını kaydettiği tek yer değil, hatta çoğu için artık ilk seçenek bile değil.

Öğretmenlerin artık çalışmalarını kaydedebilecekleri bir çok yer var: bulut depolama sistemleri, flaş bellekler, kendi telefon veya tabletleri. Üstelik onlara iyi bir alternatif göstermezseniz bu yöntemleri sizin bilginiz haricinde kullanabilirler.

Böyle bir durumun oluşmaması için katı bir okul kuralı oluşturabilirsiniz ancak deneyimlerime göre bu kurallar oldukça az uygulanıyor. Ve belli sistemlerin kullanımını yasaklama yolunu seçerseniz, bu durum onları daha tehlikeli olma potansiyeli olan başka yollara yönlendirebilir.

Benim gördüğüm bazı okullar bulut sistemlerini reddedip flaş belleklerin bazı kompleks masaüstü yazılımlarıyla şifrelenmesini mecburi kılıyor. Ancak gerçek şu ki kimse bunu uygulamıyor.

Altın kural şu: İnsanlar her zaman daha az dirençle karşılaştıkları yolu seçerler, bu yüzden okulun tercih ettiği yolun kullanımının kolay olmasına dikkat edin.

Eğer flaş bellekleri yasaklarsanız yerine daha kolay bir alternatifinizin olduğundan emin olun, yoksa aniden Dropbox hesabınızın ağınızdaki herkes tarafından ulaşılabilir olduğunu görünce şaşırmayın.

7. Hüküm ve koşulları her zaman okuyun

Evet bu madde biraz sıkıcı ancak bugün okullarda karşılaştığım veri güvenliği ve eGüvenlik konusundaki en büyük problem bu.

Örneğin, Prezi’yi 13 yaşın altındaki öğrencilerle kullanamayacağınızı biliyor muydunuz? Veya Prezi’ye girdiğiniz her bilginin aksini istemediğiniz müddetçe herkesin aramasına açık olduğunu? Benim tanıdığım bir öğretmen biliyordu çünkü tüm sınıfın isimlerini ve ev adreslerini Prezi’de hazırlanan bir sunuma girmelerini istemişti ve velilerden yağmur gibi şikayet gelmişti.

Öğretmenlerin yeni uygulamaları kurcalamalarını her zaman destekliyorum ancak lütfen öğrencilerin giriş yapmasını istemeden önce hüküm ve koşulları mutlaka okuyun.

8. Geçmişi destekleyen değil geleceğe olanak sağlayan teknolojiyi seçin

Yeni bir teknolojiye geçerken, örneğin bulut sistemi, geçmişten şimdiye geçişinize yardım eden sistemlerden ziyade geleceği destekleyen teknolojiyi tercih etme konusuna daha fazla ağırlık verin.

Eski dökümanlarınızı, maillerinizi veya iş akışınızı kolayca aktaran yeni bir teknoloji kullanmak her zaman daha caziptir ancak aynı zamanda başka alanlardaki son gelişmeleri öğrenme konusunda kendinizi engellemiş de olabilirsiniz. Kendinizle birlikte geçmişinizi de taşımak hoş ancak gelecekteki gelişmelerden kendinizi kısıtlamadığınızdan emin olun.

9. Güvenebileceğimiz tek şey sürekli ve hızlı değişimdir

Artık standartlar kalmadı. Herkese uyan diye bir şey yok.

Eski zamanlarda okullarda bilişim teknolojilerini kullanmak istediğiniz zaman takip edilen bir model vardı. Windows bir masaüstü, Microsoft Office uygulamaları ve Internet tarayıcısı — ta daa! Artık siz de bilişim teknolojilerini kullanıyorsunuz!

Bunlar geçmişte kaldı. Kararlarımızı temellendireceğimiz bir temel kalmadı ve tekrar oluşacağa da benzemiyor. Her gün yeni hizmetler, yeni uygulamalar ve bütünüyle yeni teknoloji algısı piyasaya akıyor ve hepsine yetişmek imkansız. Yapabileceğimiz en iyi şey öğretmenlerin ve öğrencilerin bu teknolojilerden en güvenli şekilde faydalanmasına olanak sağlayan kural ve prosedürler uygulamak olacaktır.

Eskiden bir yazılım uygulamasına yıllarca hatta belki de on yıl boyunca bağlı kalırdık. Gelecekte uygulamaları günlük değiştiriyor olacağız.

10. Donanımı unutun, geleceğin platformu İnternet

Okulların kendilerini ‘iPad okulu’ veya ‘Google okulu’ olarak duyurmasına utandığım kadar başka bir şeye utanmıyorum. Bunların hepsi reklam.

iPad’i birincil donanım olarak kullanıyor olabilirsiniz ancak verileriniz tamamı Apple ekosistemine depolanıyorsa, gelecek yıllarda platform değiştirmek istediğiniz zaman kendinizi bir sürü problemle yüzleşirken bulacaksınız.

Veriyi ve aygıtları bağımsız ele alın. Aygıtlara karşı şüpheci olun. Donanımı ve işletim sistemini boşverin ve platformlar arası hizmet sunan biri olun.

Microsoft ve Google gibi şirketler giderek platformdan bağımsız bir hale geliyor, evet geleneksel olarak yalnız kalmış Microsoft bile Android ve iOS’a uygun ofis programları çıkardı. Bu da istediğimiz aygıtı kullanabileceğimizi ve ihtiyacımız olan veriye ulaşacağımızdan da oldukça emin olabileceğimiz anlamına geliyor.

Peki cevap ne?

Gerçek şu ki bir cevap yok! Eskiden yeniye geçişin olduğu bir zamanda olduğumuza dair bir zihniyet var ancak gerçek olan bunun geleceğin kendisinin olması. Gelecek sürekli ve hızlı değişimdir.

Eğitimde teknoloji kullanımını yöneten kişiler için bu durum biraz karmaşık gelirken öğretmen ve öğrencilere seçenek ve inovasyon yarattıkları yeni bir dünya sunuyor. Kapalı ekranların, sınırlı erişim ve sınırlı uygulamanın olduğu o eski dünya artık gitti. Artık yeni bir dünyaya giriyoruz ve bu yeni dünya gerçekten heyecan verici olacak!

Çevirmen: Esma

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Atölye Minizma’s story.