Evlilik Birliğinin Sona Erme Nedenleri

Toplumsal ve hukuki bazı kural ve ilkelerin varlığı neticesinde, toplumdaki her çeşit bireyin, her koşulda yasal olarak evlilik birliğini kurması ya da sürdürmesi mümkün değildir. Çok çeşitli sebeplerle, evlilik birliğinin kurulmasına ilişkin atılan adımlar sona ermesi ile sonlanabilmektedir.

Bu kısımda işte bu sona erme biçimlerinden söz edilecektir. Ayrıntılı açıklamalara geçmeden önce, evlilik birliğinin söz konusu sona erme biçimleri şu şekilde sıralanabilir:

Evliliğin Eşlerden Birinin Ölümü, Gaipliği veya Cinsiyet Değiştirmesi ile Sona Ermesi 
Evlenmenin yokluğu durumu 
Evlenmenin geçersizliği durumu 
Boşanma

Bu sona erme biçimleri aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacak, sonraki bölümde ise bu çalışmanın asıl konusu ve yine evliliğin sona erme biçimlerinden olan boşanma kavramı ve Türkiye’deki hukuksal nedenleri üzerinde durulacaktır.

Evliliğin Eşlerden Birinin Ölümü, Gaipliği veya Cinsiyet Değiştirmesi ile Sona Ermesi

Bu durum, eşlerden birinin ölümü en doğal şekilde ortaya çıkan evlilik birliğinin sonlanma durumudur. Eşlerden birinin ölümü ile hiçbir yasal işlem yapılmaksızın evlilik birliği sona ermektedir.

Eşlerden birinin gaipliği durumuna bakıldığında, eşlerden birinin ölüm tehlikesi altında kaybolması ya da haber alınamaması durumunun beş yıldan uzun sürmesi halinde diğer eşin başvuru yapması ve bunun sonucunda evliliğin feshi davası acıkması neticesinde mahkeme kararı ile evliliğin sonlanmasıdır.

Evli kişilerin cinsiyet değiştirmesi Medeni Kanuna göre mümkün değildir. Ancak böyle bir durum ortaya çıktığında evlilik kendiliğinden sonlanmış sayılmaktadır.

Evlenmenin Yokluğu Durumu

Bu durum, evliliğin aynı cinsiyetten kişiler arasında yapılması, resmi memur önünde gerçekleşmemesi ve eşlerden birinin evlenme yönünde olumlu ifade kullanmaması hallerinde ortaya çıkmaktadır

Ayrıca, bazı ülkelerde yukarıdaki yokluk sebeplerinden aynı cinsiyetten kişiler arasında evlilik yapılması hukuki olarak mümkündür, böyle bir durumda, Türkiye’de kabul edilen yasalar doğrultusunda yine söz konusu evlilik yokluk olarak kabul edilecektir.

Evlenmenin Geçersizliği Durumu

Yokluktan farklı olarak meydana gelen ancak geçersiz olan evlenmelerde ortaya çıkan butlan yaptırım durumudur. Butlan, bir hukuki işlemin başından itibaren hukuki sonuçlarını meydana getirememesi ya da sonrasında geçerli kılınamaması durumuna verilen isimdir.

Evlilik söz konusu olduğunda ise, butlan olarak adlandırılan bu durum, evliliğin hakim kararı ile iptal edilmesi anlamına gelmektedir. Daha açık bir ifadeyle, şekil olarak gerçekleşmiş bir evliliğin, sonradan ortadan kalmasını gerektiren bazı eksikliklerin bulunduğu anlamına gelmektedir. Söz konusu durumda, evlilik ilişkisi mevcuttur ancak, kanunun taraflar ya da onların iradelerinde aradığı durumlardan bazılar gerçekleşmemiştir. Butlan ile sakatlanmış olan evliliklerde, evlilik hakim tarafından iptal edilinceye kadar geçerli bir evliliğin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur (TMK. md. 156). Butlan ile sakatlanmış bir evlilik yalnızca hakim kararı ile ortadan kalkabilir ve sonuçları yalnızca ileriye dönüktür.

Medeni Kanun’da Mutlak Butlan ve Nispi Butlan halleri olarak iki durum bulunmaktadır. Bunlar ayrıntıları ile aşağıdaki gibi açıklanmıştır:

Mutlak Butlan

Evlilikte mutlak butlan, Medeni Kanun madde 145’te belirtilen sebeplerden birinin bulunması durumunda evliliğin hakim kararı ile iptal edilmesi durumudur. Buna göre, belirli sebeplerin varlığı halinde hakimin vereceği karar ilerisi için hüküm doğuran bir geçersizlik halidir. Dolayısı ile bu noktada, mutlak butlana sebep olan unsurların neler olduğuna bakmak gerekmektedir. Söz konusu sebepler aşağıdaki gibidir:

a) Eşlerden birinin evlilik sırasında evli olması 
b) Eşlerden birinin evlilik sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması 
c) Eşlerden birinin evlilik sırasında akıl hastası olması 
d) Eşler arasında evliliğe engel olacak derecede hısımlık bulunması

Bu sebepler aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanacaktır.

Eşlerden birinin evlilik sırasında evli olması

Eşlerden birinin evlilik sırasında evli olması, daha açık bir ifade ile bir evlilik sözleşmesini gerçekleştirirken önceden gerçekleştirilmiş ve devam eden bir evlilik sözleşmesinin bulunması halinde mutlak butlandan söz edilebilir. Bu durumda kişinin daha evlilik başvurusu yaparken evli olması gerekmektedir. Ancak eğer önceki evlilik sona ermişse, ikinci evliliğin üzerinde bir etkisi olmayacaktır.

Bunun yanında, ikinci evlilik yapıldıktan sonra, ilk evlilik boşanma, butlan, ölüm gibi nedenlerle sona ererse ve ikinci evlilikteki eş de eşinin evli olduğunu bilmiyor ise ikinci evliliğin butlanına karar verilemez. Yine de ikinci evlilikteki eş hata ve hile sebebi ile nispi butlan davası açabilmektedir. Buna ek olarak, ikinci evlilikteki eşin kötü niyetli olduğu hallerde hem savcı hem de diğer ilgili kişiler butlan davası açabilmektedir.

Eşlerden birinin evlilik sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olması

Bu noktada önemli olan, söz konusu ayırt etme gücünün evlenmenin yapıldığı anda olup olmadığıdır ve bu durumun sürekliliğidir. Kişinin ayırt etme gücünün ortadan kalmasına neden olan unsur önemli değildir, dolayısı ile, akıl hastalığı ya da başka bir sebep olabilmektedir. Bu durumda, ancak, söz konusu evlilik, ayırt etme gücünü kaybeden bireyin ölümü halinde sona erdiği durumlarda savcı menfaati kalmadığı için butlan davası açamamaktadır.

Eşlerden Birinin Evlenme Sırasında Akıl Hastası Olması

Medeni Kanun akıl hastalığını bir evlenme engeli olarak görmekle birlikte herakıl hastalığını da bu kapsam da değerlendirmemiştir. Buna göre akıl hastalıkları çok çeşitli olup, bunlardan evlenmeye engel olanların olması durumunda yapılan evlenmeler mutlak butlanla sakattır. Bu sebeple sağlık kuruluşlarından bu yönde raporlar istenmektedir.

Rapor getirmediği halde evlenmesi yapılan bir akıl hastasının yaptığı evlilik eğer hastalığı evlenmeye engel olacak derecedeyse evlenme batıl olduğu gibi sahte rapor getiren bu durumdaki kişilerin yaptıklarıevlenmeler de batıldır. Akıl hastalığının geçmesi ve akıl hastası olan eşin iyileşmesi ile bu engel ortadan kalkar ve dava açma hakkı sadece iyileşen eşe ait olur. Burada da temyiz gücünün yokluğu sırasında yapılan ve daha sonra temyiz gücünün kazanılmasında olduğu gibi mutlak butlanın nispi butlana dönüşmesi durumu vardır.

Eşler Arasında Evlenmeye Engel Olacak Derecede Hısımlık Bulunması

Kanunun belirttiği yasak kapsamında olan kan veya kayın hısımlarının evlenmeleri mutlak butlanla batıldır. Tarafların iyi niyetli olup olmadıkları herhangi bir önem taşımamaktadır. Hısımlık kan hısımlığı olabileceği gibi kayın hısımlığı da olabilir. Ayrıca evlatlık ilişkisini de burada değerlendirmek gerekir. Medeni Kanun’un 129. Maddesi gereği, amca, dayı, teyze ve hala ile evlenmek yasak olmasına rağmen, bu evlilik gerçekleşir ise, mutlak butlan durumundan söz edilebilir. Taraflar dava açabileceği gibi, hakim de res’en iptal davası açabilmektedir. Ancak hakim kararı kesinleşinceye dek bu evliliğin var olduğu kabul edilir.

Bunun yanında, hakim tarafından bir evliliğin butlan olduğuna karar verilirse, bu evlilikten dünyaya gelen çocuklar anne ve baba iyi niyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılmaktadır.

Nispi Butlan:

Kanunun öngördüğü koşullara ve emredici hükümlere aykırılık bulunmamasına rağmen, iradede bir sakatlık durumu mevcut ise nispi butlandan söz edilebilmektedir. 23 Nispi butlanın sebepleri de sınırlı şekilde belirlenmiştir. Söz konusu sebepler dışında bir sebep nispi butlan sebebi sayılmamaktadır. Belirlenen sebepler ise şu şekildedir:

a) Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk 
b) İrade bozukluğu: Yanılma, aldatma, korkutma 
c) Yasal temsilcinin izninin bulunmaması Söz konusu nedenler aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanacaktır.

Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk

Evlenme esnasında geçici bir sebepten dolayı ayırt etme gücünden yoksun olan eş, sonrasında evliliğin iptali için dava açabilmektedir. Söz konusu geçici sebeplere sarhoşluk, yüksek ateş, hipnoz, uyuşturucu madde örnek verilebilir. Bu tür bir sebeple, ayırt etme gücünü geçici süre kaybetmiş olan eş, evlenme esnasında iradesini açıklar ve bu yolla evlenirse, evlilik nispi butlanla sakattır, daha açık bir ifade ile, kişi temyiz kudretini kaybetmiş olduğundan, sonrasında ayırt etme gücünü yeniden kazandığında evliliğin iptalini talep edebilmektedir.

İrade bozukluğu

Bir kişinin iradesi ile bunu dışa vurumu arasında istenmeyen uygunsuzluk meydana gelmesi durumunda irade bozukluğundan söz edilmektedir. Genel olarak borçlar kanununda düzenlenen irade bozukluğu halleri, Medeni Kanun’da aldatma, yanılma, korkutma olarak düzenlenmiştir.

Yanılma

Bir kişinin gerçek iradesine uymayan bir beyanla hukuki muamele yapması halinde yanılma söz konusudur. Kişinin yanılmaya düşmesi halinde karşı tarafta kusur aranmadığı gibi, yanılgıya düşen tarafın kusurunun maruz görülebilirliği üzerinde de durulmamıştır. Daha açık bir ifade ile, söz konusu yanılmanın kusurdan ileri gelip gelmemesi, veya üçüncü bir kimsenin fiili ile meydana gelmesi arasında bir fark yoktur. Evlenme açısından yanılma, eşlerden birinin iradesini açıklarken yaptığıişlemin evlenme sözleşmesi olduğunu fark etmemesi yani evlenmeyi hiç düşünmediği halde evlenme sözleşmesini yapması halinde ortaya çıkmaktadır.Eşin kimliğinde yanılma, eşlerden birinin diğeri ile evlenmeyi düşünmediği, kastetmediği halde, yanılarak evlenme iradesini açıklamasıdır. Bu durumda (A) ile evlendiğini zanneden bir kimsenin (B) ile evlenmesi hali söz konusudur. Örneğin, mektuplaşma sonucu (A) yerine (A) ile evlendiğini zannederek (B) ile evlenen kimse evlendiği kimsenin şahsında yanılmıştır.

Koca iki kardeşten küçüğü ile evlenmek istediği halde yüzünü bir tül duvakla örten büyüğü ile evlenmiş ise yine şahısta yanılma vardır. Birbirine benzeyen ikiz kardeşlerden biri yerine diğeriyle evlenmede de şahısta yanılma vardır. Yanılma bizzat eşin şahsına ait vasıflarda olmalıdır. Eşlerden biri bizzat diğer eşin bir niteliğinde yanılmış olmalıdır. Eşten başka kişilerin (eşin anne ve babasının, kardeşlerinin) niteliğinde yanılmış olan eş evliliğin iptalini isteyememektedir. Ayrıca hata, eşin maddi durumu ve çevresi ile ilgili olmamalı, aksine sağlığı, namusu ve saygınlığı ile ilgili kişisel niteliklerinde yanılmaya düşülmüş olmalıdır. Eşin haysiyetsiz ve onursuz bir yaşam sürdürmesi, tedavisi imkansız bir hastalığa tutulmuş olması, içkiye düşkünlüğü eşin bizzat kendi şahsına ait vasıflarda yanılmaya ilişkin durumlar olarak gösterilebilir.

Aldatma

Aldatma (hile) bir kimsenin diğer bir kimseyi bir irade beyanında bulunmağasevk etmek için onun zihninde yanlış bir tasavvur uyandırmak üzere kasden bazıhususları uydurması veya gizlemesidir.

Aldatma sonucu yapılan evliliklerde, yapılan aldatma ve evlenme arasında bir bağın bulunması gerekmektedir. Daha açık bir ifadeyle, birey gerçek durumu bilseydi evlenme akdini yapmayacak olmalıdır. Medeni Kanun madde 150’ye göre eşlerden biri, diğer eşin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa evlenmenin iptalini dava edebilir Namus ve onur, iyi şöhret, lekesiz bir geçmiş ve yaşayış biçimi anlamına gelir.Yalnızca susma aldatma sayılmaz. Fakat bazen dürüstlük kuralı gereği olan hususları söylememek ve bu konularda susmak aldatma sayılabilmektedir. Örneğin, kumarbaz ya da ayyaş bir erkekle asla evlenmeyeceğini nişanlısı tarafından defalarca söylenmesine karşın, böyle bir geçmişi olan, nişanlısının susması aldatma sayılır.

TMK md. 150’ ye göre, davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmiş ise, hastalık kendisinden gizlenen eş evlenmenin iptalini dava edebilir. TMK md. 150 hükmüne dayanılarak evliliğin iptal edilebilmesi için bazı artlar aranmaktadır; öncelikle hasatlık eşit bizzat kendisinde bulunan bir hastalık olmasıdır. Ancak duruma göre eşin anasının veya babasının soya çekimle geçen hastalığında buraya dahil edilebilir. Hastalık diğer eşin veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık olmalıdır. Burada hastalığın ağırlığından maksat hastalığın ciddiyeti değil, gelecek nesil ve diğer eşler yönünden gösterdiği tehlike halidir.

Hastalık diğer eşten gizlenmiş olmalıdır. Burada hastalığın diğer eşten saklanmış olması yeterlidir. Burada kanun koyucu prensip olarak böyle bir hastalığın evlenmeden önce diğer tarafa söylenmesi mükellefiyeti yüklüyor. Hastalık hakkındaki aldatmanın mutlaka diğer eş tarafından yapılmış olması gerekmez. Üçüncü kişilerin aldatması da aynı sonucu doğurur.

Korkutma

MK md. 151’e göre kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veyanamus ve unsuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeyerazı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir. Korkutma da irade bozukluğuhallerinden biridir ve nisbi butlan sebeplerindendir.

Kanunumuz her türlü korkutmayı değil, bazı nitelikleri bulunan korkutmayı nisbi butlan sebebi saymıştır. Öncelikle korkutma ya bizzat eşe veya onun yakınlarından birine karşı yapılmış olmalıdır. Yakınların kimler olduğu hakimintakdirine bırakılmıştır. Yakın kavramının her olayda ayrıca tespit edilmesi gerekir. Hısımların dışında kalan kimseler de “yakın” kavramına girebilir.

Korkutma hayat, sağlık, namus ve onura yönelik olmalıdır ve ağır bir tehlikeye yönelik olmalıdır. Ciddiye alınabilecek nitelikte olmayan bir korkutma ağır tehlike oluşturmadığından evlenmenin iptalini gerektirmez. Yani korkutma konusu tehlikenin objektif açıdan ciddi ve esaslıolması şarttır Korkutma mevcut veya pek yakın bir tehlikeye yönelik olmalıdır. Uzak bir tehlikeye karşı yapılan korkutma nisbi butlan sebebi oluşturmaz. Örneğin, benimle evlenmesen iki yıl sonra seni kaçırırım gibi. sırf yanılmaya düşmüş olmak yeterli değildir. Korkutmanın diğer eş yada üçüncü kişiler tarafından yapılmış olması önemli değildir.

Örneğin; anne ve babasının korkutmasıyla evlenen kız bu nedenle evlenmenin iptalini talep edebilir. Korkutma nedeniyle evlenmenin iptalini dava edebilmek için korkutmak ile evlenme arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Yani evlenmenin bu korkutmanın etkisiyle yapılmış olması gerekir. Eğer kişi korkutma olmasaydı evlenmeyecek idiyse riayet bağının bulunduğu kabul edilir ve bu durumda korkutularak rızası sakatlanan eş evlenmenin iptalini dava edebilir.

Yasal Temsilcinin İzninin Bulunmaması

Evlenmede yaş konusu, Medeni Kanun’un 124. Maddesinde hükme bağlanmıştır. Buna göre, erkek ya da kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenememektedir. Ancak, yine aynı maddeye göre, olağanüstü durumlarda, ve önemli sebepler dahilinde on altı yaşını doldurmuş erkek ya da kadının evlenmesine hakim karar verebilmektedir. Bu karardan önce ise anne-baba ya da ilgili kişinin vasisi dinlenilmektedir.

Söz konusu yaş sınırını geçmemiş kişiler sınırlı ehliyetli olarak adlandırıldıklarından Medeni Kanun madde 126 ve 127’de belirtildiği üzere, evlenme yaşına erişmiş olan ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlılar ancak yasal temsilcilerinin izniyle evlenebilirler.

Bu evlenmenin maddi şartlarından biridir. Eğer bir küçük, ana ve babasının; bir kısıtlı vasisinin iznini almadan evlenmiş iseler, izni alınmayan yasal temsilci MK md. 153/I’e göre evlenmenin iptalini dava edebilir. Yasal temsilcinin izni alınmaksızın evlenme durumunda, bu evliliğin nisbibutlan nedeniyle iptalini isteme hakkı, yasal temsilciye aittir.

Yasal temsilcinin açacağı iptal davası altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü süreye bağlı değildir. Bu nedenle yasal temsilcinin evlenen kişinin velayet ve vesayetten kurtulmasına yada kadının gebe kalmasına kadar bu davayı açabileceğini kabul etmek gerekir .

Boşanma Zaman içerisinde bireyler çeşitli sebeplerden dolayı evlilik birliğini sürdüremez hale gelebilmekte ve bu da ortak yaşamı sona erdirme iradesini ortaya çıkarabilmektedir. Bunun sonucunda ortaya çıkan sona erdirme iradesi tek başına yeterli olmayıp, hakimin de buna karar vermesi gerekmektedir. Daha açık bir ifadeyle, eşler hayattayken ve butlan durumunun olmaması neticesinde hakim kararıyla evliliğin sonlandırılmasına boşanma denilmektedir.

Boşanma kavramının tarihine bakıldığında, zaman içerisinde din, ahlak, siyasi ve toplumsal faktörlerce kabul ve yöntem açısından değiştirildiğini ve bunlarla ilgili olduğu görülmektedir. Bunun neticesinde de farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Boşanma sonrasında kurulacak yeni yaşam düzeninin ve getirilerinin, yaşadığı evlilikten daha iyi olması (Gardner ve Oswald, 2006), diğer bir ifadeyle evliliğe ilişkin beklentilerinin gerçekleşmemesi, evliliğin devamı durumunda sağlanacak faydaların daha az olması, bireylerin, sorunlarla baş edememesi, yaşanan sorunlara çözüm üretememesi ve geçimsizliğin önlenememesi sonucunda boşanma kararı alınabilmektedir.

Bazı evliliklerin boşanma ile son bulmasının başlıca nedenleri aşağıdaki biçimde özetlenebilir:

1)Hızlanan toplumsal değişmeler farklı sosyo-ekonomik kesimlerden ve değer yargı sistemlerinden gelen kişiler arasındaki evliliklerin sayısını arttırmıştır. Aynı kesimden gelen eşlerin ortak bir çevreyi paylaşmaları, evliliklerin yerine oturmasına katkıda bulunur. Farklı kesimlerden gelen kişilerin evlilikleri sarsıntılar karşısında daha kolay yıkılır. 
2) Günümüzde evliliklerin bozulmasına karşı toplumun geliştirdiği tutum geçmişe oranla çok daha esnektir. 
3) Kadının toplum içindeki yerinin değişmesi de toplum kesimlerindeboşanma sayısının artmasında önemli bir etmendir. Özellikler çalışan kadın, ekonomik bağımsızlığının verdiği güvence ile erkeğin arkasında sürüklenmeye karşı direnebilmekte, sorumsuz davranışlarla karşılaştığında başkaldırabilmektedir. Ayrıca, günümüzdeki kadın hakları akımlarının da etkisiyle, çalışan ya daçalışmayan birçok kadın evliliği kendilerini gerçekleştirme çabalarına bir engel olarak görme eğilimindedir. 
4) Eşlerin kişisel psikolojik güçlükleri evliliklerin bozulmasında en önemli etmenlerden biridir. Böylesi durumlar genellikler eşlerin evliliğe ilişkin bilinç ve bilinç dışı beklentileri arasındaki farklılık ve uyuşmazlıktan kaynaklanır.
5) Kubie‟ ye göre (1964) insanların ortalama yaşam sürelerinin uzamış olması da boşanma oranının artmasına neden olmaktadır.

Ebeveynlerin birbirleriyle yaşadıkları sorunlardan ötürü evde huzursuz bir ortam oluşmakta ve çocukların bu süreçte duygusal olarak beslenebileceği kaynaklar azalmaktadır. Yapılan araştırmalarda şiddetli geçimsizlik nedeni ile boşanmış ailelerin çocuklarının, diğer çocuklara göre, duygusal bağ kurma, terk edilme kaygısı, öz saygı ve kendini suçlama konularında zorluk çekme olasılıklarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

Tüm bunların yanında, ortaya çıkan mutsuz evlilikler; aile içi şiddet, yanlış yönelimler, sorunlu aile yapısı, psikolojik rahatsızlıklar, maddî sorunlar, geleceğe umutsuz bakan çocuklar gibi sonuçların yaşanmasını kaçınılmaz hâle getirmektedir.

Evlilik birliğinin sona ermesi, ilk bakışta sadece eşleri ilgilendiren bir husus gibi görülse de, etkileri bakımından diğer bireylerini ve toplumu da yakından alakadar eden hem hukukî hem de sosyal bir sorundur. Evlilik birliğinin sona ermesiyle en temel sosyal kurum olan ailenin yıkılması sonucu doğacağından, bu sosyal kurumu muhafaza etmeye dönük tedbirlerin alınması önemlidir

Boşanmanın konusu ile boşanma sebeplerini birbirinden ayırmak gerekir. Kural olarak boşanmanın söz konusu olabilmesi için, ortada hukuken geçerli ve devam eden bir evliliğin mevcut olması gerekir. Ancak mutlak butlanla ya da nispi butlanla batıl evlilikler, hâkim kararı ile sona erdirilene kadar geçerli bir evliliğin hüküm ve sonuçlarını doğurduğu için, bu evliliklerle ilgili boşanma davası açılabilir. Yok hükmünde olan ya da yurt dışında yapılmış ama Türk Hukukuna göre geçerli olmayan bir evlilik için boşanma davası açılamaz.

Genel olarak boşanma sebepleri evlilikten sonra ortaya çıkar. Bazı durumlarda nadirde olsa evlilikten önce doğmuş olan olaylar da boşanmaya neden olabilir. Örneğin; devam eden akıl hastalığında söz konusu durum geçerlidir. Evliliğin yapılmasından önce olup da, evliliğin geçersiz olması sonucunu doğuran sebepler, evlilikten sonra boşanma sebebi olarak değerlendirilemez. Fakat bu sebepler evlilik sürecinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmasını doğurabilir.