Murat Kılıç ile uzaktan arkadaş olduk. Sevimli biri yetenekli bir aktör. İşini severek yapıyor ve istenen etkiyi verebilen bir oyuncu. Daha iyi tanıyıp daha iyi irdeleyeceğim onu. Ne zaman ki ne zaman direkt dramasını gösterebileceği bir rolü olur o zaman daha da yakından tanırım onu oyuncu olarak.

Onun başrolü Şebnem Bozoklu ile paylaştığı ödüllü filmi Albüm’ü seyrettim nihayet. Çok da kolay olmadı.

Yorumlarım beni bağlar. Yine de ön ayak olduğu için Murat Kılıç’a teşekkürlerimi sunayım.

Nötr bir mutsuzluk var bu filmde. Kötülükler bile nötr. Hiçbir işe yaramıyor yani.

Bundan sonrası sürprizbozan yani spoiler denen durum. Seyretmediyseniz devam etmeyiniz.

.

.


Küstahlık ederek bu yazıyı yazıyorum. Okuyuculardan özür dilerim.

İlker Canikligil bir sinema yönetmeni. Bir yerde rastladığım sevdiğim bir arkadaşımın tanıştırmasıyla uzaktan merhabalaşmışlığım vardır, o hatırlamaz bile. Neyse.

Yıllar önceki o el sıkışmadan sonra takdir ettiğim ve yaklaşımını beğendiğim içerikleri sunduğunu fark ettim. Böylece ben onu YouTube ile dinlemiş oldum. Çok da zevk alarak izlediğimi hatılıyorum. Tek taraflı arkadaş olduk yani.

Niye tek taraflı onu da söyleyeyim. Belirttim ya o beni tanımaz, dinlemez, zira benim çok az dinlenen podcastim ve YouTube Kanalım var. Ne yazık birkaç mesajından, takip edilme sayısını çok önemsediğini görüyorum. O yüzden beni ciddiye almayabilir. Almasın.

Bu yazıyı da her önüne geleni ciddiye alsın diye değil…


Açık mavi olanlar Durankalpex…

Ananem için, ailesi çok zenginmiş derlerdi. Dedem yemiş hepsini. Haydi canım oradan, inanmam. Klişe bir köy efsanesi…

Zengin kızın gönlüne girip, beş parasız halde onu alıp, yakışıklı olduğu kadar bir baltaya sap olamamış damat dedikodusu her köyde muhakkak bir tane vardır. Bizimkisi doğru olamayacak kadar abartılıydı zaten. Hem bir dakika yahu, köy yerinde, ailede oğlan evlatlar varken, kim kıza miras bırakır ve “hakkındır kocan istediği gibi yesin” diye ekler… İmkânsız. Hem de Anadolu’nun otuzlarında, kırklarında, ellilerinde ve hatta bindokuzyüzaltmışlarında…

Dedem ve ananem, ben kendimi bildim bileli, hep yoksulluk içinde yaşadılar. Sonra bir kere bile ananemden, dedem hayatta oluğu zamanlarda dahi…


Kutumun içinde,

Bir ustura ama Şam çeliğinden yani farklı karbon değerlerine sahip, farklı sertlikteki çelik parçalarını üst üste koyuyorlar ve ocakta kor haline getiriyorlar, sonra onu dövüyorlar. Dövülen parçalar ısınınca birbirine kaynıyor ve daha da dövülünce uzun bir çubuk (lama) haline geliyor. Sonra
onu yeniden ufak parçalar halinde kesip, yeniden üst üste getirip yeniden ocağa sokup kızdırıp, aynı şekilde yeniden uzun bir lama haline getirmek için dövüyorlar. Bu işlemler biteviye tekrarlanıyor. Tahin ile pekmezi karıştırıp ortaya çıkan farklı renkteki karışımları bir daha karıştırmak gibi.

Basitçe Şam Çeliği yapım aşamaları

Şam çeliğinden söz konusu usturamın sapı inek boynuzudan yapılma olduğu için kutuda çok durursa kokar, bu…


Ön özet: Yaşam mücadelesi içinde kendinize zaman ayırmadığınızı düşünüyordunuz. Aha işte istemediğiniz kadar zaman ve kendi kendinize kalma lüksü ayağınıza geldi. Şu ana kadar nasıl kullandınız ve memnun musunuz?

BEN

Ben memnun olup olmadığımı, yaptığım özmuhasebe ile sizlere sunmak istedim ama önce kendim hakkında bazı detayları madde madde açıklamalıyım. Bunları okurken size kendimi asılsızca övüyormuşum gibi gelebilir. Öyleyse baştan özür dilerim amacım gerçekten o değil. Şöyle bir geçmişime bakıyorum da övünülecek bir durumum yok pek.

1- Mimarım, tek başıma çalışabilirim. Bilgisayarı iyi ve verimli kullanırım. Ayrıca el çizimini de kenara bırakmam. Arada sırada çıktı alır ve üzerine elle devam ederim…


İleride Neler Olacak? Pesimistik Bir Kehanetler Dizisi…

Ön özet: Yaşam mücadelesi içinde kendinize zaman ayırmadığınızı düşünüyordunuz. Aha işte istemediğiniz kadar zaman ve kendi kendinize kalma lüksü ayağınıza geldi. Şu ana kadar nasıl kullandınız ve memnun musunuz?

BEN

Ben memnun olup olmadığımı, yaptığım özmuhasebe ile sizlere sunmak istedim ama önce kendim hakkında bazı detayları madde madde açıklamalıyım. Bunları okurken size kendimi asılsızca övüyormuşum gibi gelebilir. Öyleyse baştan özür dilerim amacım gerçekten o değil. Şöyle bir geçmişime bakıyorum da övünülecek bir durumum yok pek.

1- Mimarım, tek başıma çalışabilirim. Bilgisayarı iyi ve verimli kullanırım. Ayrıca el çizimini de kenara bırakmam. Arada sırada çıktı alır ve üzerine elle devam ederim. Sonra…


Yazacak o kadar çok konu birikti ki sormayın. Fakat ben birikmiş konuları eritmek yerine güncel konuları başa almayı tercih ediyorum. Konular daha da birikiyor ama elde ne gelir?

Neyse, sosyal medyada düzenli olarak sadece Twitter kullanıyorum ve ona “tüvidır” diyorum. Bir şekilde önüme garip kullanıcılar ve onların yarattığı haller geliyor. Boş verilesi şirin kedi videosu, saliseyle kurtulunmuş kazalar veya salakça düşmeler, kaymalar filan gibi anlamsız komikliklerin videoları olsa dikkate almaz geçeriz. Fakat bazıları bunlar kadar etkisi değil, yıpratıcı etkisi olması muhtemel yanlış yerden tutulmuş, yorumlanmış bilgileri arka arkaya sunanlar. İşte o zaman müdahil olmak gerekiyor. Biraz marjinal tavırla çoğunlukla kulaktan…


2019 yılı 29 Ekim Bayramı’nda metroda cübbeli sarıklı bir adam, kutlamadan gelenlerle aynı vagondadır. Kutlayanlar metroda marş söylemektedir. Bu adamın görüntüleri sosyal medyada paylaşıldı.

https://twitter.com/MBekaroglu/status/1189969845808443393?s=20

Mehmet Bekaroğlu şöyle bir tüvit yazdı. Sonra olaylar olaylar.

Akabindeyse bu adama taciz var mı, yok mu tartışmaları ortaya çıktı.

Zaten kamplaşmış halimiz daha da belirgin hale geldi. Seküler kesim bu marşı söylemenin taciz olmadığını, hakaret ve dokunma olmadığını belirtti ve bir başka videoda yine sarıklı cübbeli birinin genç çocukları hırpalama görüntülerini paylaştılar asıl taciz örneği budur diye.

Şimdi biraz sakin olalım ve durumu bir tahlil edelim.

1- Toplu taşıma araçlarında hep bir ağızdan marş…


23 Eylül 2019, San Fransisko zaman diliminde 13.30'da bir tüvit attım. San Fransisko’nun yokuşlu sokaklarından birinde, nispeten temiz bir sokaktaki tek çöp, Ülker marka çikolatalı gofret ambalajıydı. Fotoğrafı ben çekmediğim için çeken kişiden izin aldım ve yayınladım. Bu arada gün aşırı gittiğim sokaklar bunlar ben de rastlayabilirdim ama fotoğrafın müellifi ben değildim belirtmek istedim.

Bu arada belli ki gofret çok taze değilmiş bir kere erimiş ve ambalaja çikolatası bulamış. Üzücü.

İşbu tüvit şu anda 20.000 beğenmeye ve 2.000 RT sayısına doğru gidiyor daha üzerinden 24 saat geçmedi. Benim de sadece 13.000 takipçim var demek ki benden daha fazla takipçisi olan birileri de RT etmiş olabilir. İlgi çektiği ortada.

Bu çok özgün bir “kıssadan hisse” değildir. Efendim…


“Tası tarağı toplayıp kaçmak” diye bir deyim var. Birinin apar topar, pılını pırtını alıp gittiğini anlatmak için kullanılır. Örneğin 4–5 aydır kirasını ödemeyen bir kiracınız var. Sözlü uyarıyorsunuz, yalan söylüyor, efendim, resmi yoldan ihtar gönderiyorsunuz, postacıya para veriyor “evde yok, tebliğ edilemedi” yazdırtıyor bir ay daha kazanıyor, dava ediyorsunuz, sizi atlatıyor falan filan. Sonunda avukatınız yavaş işleyen adliyelerden bir sonuç çıkartacak, tam icra memurları ile haczedecek, ondan bir gece önce her şeyi toplayıp bilinmeyen bir yere kaçıveriyor. Belki de sizin mülkünüze bağlı demirbaşları bile söküp götürüveriyor. İşte o zaman avukat gelip diyor ki, “Mecura gittiğimizde sizin borçlu kiracı, tası tarağı…

Ahmet Turan Köksal

İstanbul. Dr. Mimar. YTÜ. Yarışmalarda ödül alır-almaz. Ustura, Tuhafiyedeki Hafiye, İnternet Sizden Korksun, Kimkorkar intenernetten kitap yazarı. ayasofya.com

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store