Tam..


Bir sıfat ve üç nokta, yazacaklarımın kısa manifestosu.

Bilirsin yarım bırakılmak istenen her cümlenin sonu üç nokta …

E siz buna tam demişsiniz albayım?

Belki herşey fazla gelmişti dolup taşmıştı içimden , ya da ısrarla eksik görüyordum tüm tamamlanmış olanları.Doyumsuzdur ya hani insan “ ne kadar tam , nasıl tam” diye soranları bile var yapmışlar olmuş.

Adımlarımı sayıyorum oysa sayma demiştim ben sana çocuk ! O zaman soruyorum .. tam diye kullandığın tüm sıfatlar fiiller beraberinde iyi bir adım attırıyormu bize? Dur ben anlatayım..

Çocukluğumda ekmeği yarım alabiliyorduk mesela. Yarım ekmekle bir anne iki kardes doyabiliyorduk en basiti . Çeyrek ekmek bile satılıyordu sahi ne tatlı adamdı mahallenin bakkal amcası, hafızamda yer etmiş kaba sakalları , donuk yüz ifadesi koca nasırlı elleriyle ekmeği ikiye kesmesi. Bir de şöyle düşün 1 tam ekmeği 2,3 hatta 4 aile paylaşabiliyordu o bakkalda farkında olmadan , farkındalıksız komşuluklarımız paylaşımlarımız vardı .

Bunlar sevebileceğimiz tam-sızlıklardı.

Yersiz tam-sızlıkları bile oluyor insanın.

Gecenin üçünde yersiz bir kavgayla iki ye bölersin ya geceyi bi tarafı hep eksik kalır.

İstikrarlı bir kavga bu aslında bir yakarış ya da vazgeçiş ya tamsın ya değilsin ama en azından birisin bu birinci adımın…

Bak yine yarım bırakıldı bir cümlem daha , yarım olanıda sevmeli bazen , sen bunu anladığında ben tam , anlamadığında hep yarım kalacak gecenin üçü gün ışığına kaldı iki adım..

En kötüsü bir dudak payı oluyorsun ya bir bardak suyun , sanki hiç dolmayacak ya da eksilmeyecek gibi yudumların işte o zaman saat tam yarım ,anlamadın ya yine ben hep yarım bir eksik bir tamım hoşçakal albayım…

Bu Son Adımım..

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.