Sigarayı bırakmamın birinci yılı şerefine: İlham kaynağınız olmaya geldim!

inspire!
inspire!
Jul 10, 2017 · 10 min read

Herkesin ilişkisi farklı bu bokla, ne zaman başladın, ne kadar süredir, ne sıklıkla içersin, hiç bırakmayı denedin mi, nasıl geçti, başardın mı? Al sana hepsi ayrı bir hikaye. Herkesin hikayesi de kendine özel, benimki de öyle. Sonu mutlu son ama, yalan yok, hikaye tatlı değil…


Şöyle başlayalım; ben çok uzun zamandır sigara içiyordum (tam tarih vermek istemiyorum ama çok). Hem de çok içerdim. Bir de çok severdim. Çok severek çok içmiştim. Lanet olası pislik.

İlk içmeye başladığımdan beri sigarasız anım geçmedi diyebilirim. O uzun süre boyunca sadece bir kere bırakmayı denedim. 2013 yazında 15 gün süren bir deneyimdi. Acı doluydu, yenilgiyle sonuçlandı. Yine de sigara literatüründen biliyorum ki (ref: aramaya üşendim) sigara bırakmada relapse tam olarak yenilgi sayılmaz, yine de iyidir, zafere doğru giden yolda atılmış bir adımdır.

Severdim diyorum ya, gerçekten sigarayı severdim. İçmeyi severdim, muhabbetini severdim, içiyor olma fikrini severdim, saçıma sinen kokusunu da severdim. Elime yakıştıramadığım, kendimi ikinci sınıf vatandaş olarak gördüğüm olmadı (deli miyim ayol?). Hiç azaltmadım, elektronik sigarayı, tütün sarmayı denemedim, nargile gibi garip şeyleri yerine koyma gafletinde bulunmadım. Hastalıkta sağlıkta, varlıkta yoklukta, dünyanın binbir halinde sigaramı ihmal ettiğim tek bir an yaşanmadı. Garip mi değil mi bilemiyorum ama yıllar boyunca hiç bir zaman içimde sigara bırakmaya dair gerçek bir istek duymadım. Bir şekilde bana zararlı olduğunu, hayatımın bir döneminde bırakmış olacağımı biliyor gibiydim ama buna bile pek kafa yormadım. Belki hiç bırakmazdım, belki ne bileyim hamile falan kalırsam. Yedi yıl önce babamı akciğer kanserinden kaybettiğim gün herhalde en ciddi şekilde aramıza mesafe koymamız gerektiğini hissettiğim andı, sigaramı içerken, slime geçmeye karar verdim.

Herkes gibi benim de yakın çevremde sigarayla iyi kötü komik çok değişik ilişkileri olan bir sürü insan var. Benim gibi uzun süredir içen ama bir anda bırakan ve bunu başaran ablam, benimle yaşamaya başladıktan sonra düzenli sigara içicisi olan ev arkadaşım (ehi ehi), başla-bırak-azalt-başla-devam çeşitli yakın arkadaşlarım, kilo aldım diye bıraktıktan aylar sonra tekrar başlayan annem… ve daha bir sürü şey. Hani bazen bir konu ile ilgili duyduğun, gördüğün ya da yaşadığın milyonlarca örnek arasından çok alakasız bir tanesi acayip etkiler, anlamsızca hafızanda yer eder, tutulur kalır ya ne alaka dersin ama unutamazsın da. (Hepimiz kendimizi aşırı çok özel ve aşırı çok farklı sandığımız için deneyimlerimiz de çok özel ve yaşadıklarımız başka hiç kimsenin yaşadıklarına benzemez diye düşünüyoruz. Bu yüzden ilk bakışta benimle ilgisiz bile gözükse bir kahramanın bir yönüyle emptatiyi kurarsam, işte o çapa atıyor beynime. Bunu beynim çok göstere göstere yapmıyor, biraz bilinçaltı şeyapıyor. Bu Dr. Freud ile ortak çalışmamız, yayın aşamasında). Sigara bırakmayla ilgili dinlediğim, gördüğüm yüzlerce hikaye arasından bir yıldır aklımdan çıkmayan iki tane var. İlki servis şoförümüz İsmet Bey. İsmet Bey günde üç paket sigara içermiş, bazen karısı eve almazmış leş gibi kokuyorsun diye bazen yatakta yanından kalkıp gidermiş. İsmet Bey bir gün kendi kendine, kimsenin ısrarıyla da değil, bırakıyorum demiş ve gerçekten de bıraktı, bu kısmına şahit olduk. Geçen sene bahar aylarıydı. Üç açılmamış paketi güneşliğin cebinde duruyordu (Bakın işte burda duruyor) ama içmem dedi (Yok içmeyeceğim dedim, içmem) ve içmedi. En azından biz birlikte yolculuk yaptığımız süre boyunca. Sonra taşınınca takip edemedim ama en zor kısmını atlatmış haberim yokmuş.

Bilinçaltım sadece serviste geçirdiğimiz normal bir süre kadar tanıdığım İsmet Bey ile hangi empatiyi kurdu emin değilim ama içimdeki sigara aşkını etrafımdaki tanıdığım insanlardan en çok İsmet Bey’inkine benzetmiş olabilir. Bir şekilde onun zaferinin benim yolumu aydınlatmasın izin verdi. İlk kez birine bakıp o yaptıysa ben de yaparım dedim.


O mükemmel gün 11 Temmuz 2016…

İlk karar verdiğim an aslında hikayede öyle dandik bir detay ki uğraşınca zar zor hatırlayabildim. Zaten pek bir önemi de yok. Belki etkileyici bir “çağrı” anı hikayemi güzelleştirirdi ama gerçekte gerekli olan motivasyonu sağlamak için tek bir anın yeterli olması mümkün değil. Her an her saniye sorguladığın karara bağlı kalabilmek için biraz güç biriktirmiş olmak gerekiyor. Ben mesela Mart 2010'dan beri ince ince kuruyorum.

Benimki sıradan sayılabilecek bir pazar günüydü. Ya çok partilemekten ya aşırı tembellikten günün önemli bir bölümünü uyuyarak geçirmiştim tam hatırlamıyorum ve benim için şaşılacak bir süre sigarasız kalmıştım. Ayda lan, dedim, acaba bugün o gün mü? Bir çılgınlık yapıp sigara içmeden yatsana.

Pazartesi sabah kalktığımda 20 saatten fazla süredir sigara içmiyordum. O gün de içmemeye karar verdim ama o kadar garip bir durumdu ki içimden bile ben sigarayı bıraktım demedim. (Hareket o kadar plansız ki, kalmışlar yedekler falan derken hala çekmecemde üç paket sigara var.) İkinci gün hala ne olduğundan emin değildim ama dayanamayıp Filiz’e yumurtladım. Ben bir hafta falan sigara içmicem heralde yeeaa dedim öyle umursamaz bir şekilde alelade bir şey söyler gibi.

Kendisi böyle garip icatlar çıkartmama alışık diye bir rahatlığım vardı zira son bir senedir nasıl beslendiğim konusunda kafayı yemiş durumdayım ve glutensiz, şekersiz, kafeinsiz, vejeteryan, vegan gibi denenebilecek pek çok şeyi denedim, deniyordum. Ama yemedi tabi. Saçmalama be salak oldu cevabı. Sigara işi öyle olmaz, madem bıraktın bırak işte. Diyemiyorum ki ben de öyle olsun istiyorum ama düşüncesi bile bir acayip geliyor diye…

Neyse ilk itirafımdan sonra dillendirmeye başladım. Zaten uzun süre sigardan başka bir gündemim olmayacaktı. İlk günlerde okuduğum şeyler arasında bana çok mantıklı gelen bir şey daha olmuştu (buna da referans veremeyeceğim çünkü yarısını hatırlamadığım bir yerden okudum yarısını uydurdum). “Kaçma. Çünkü sen kaçtıkça o seni kovalayacak.”

Bir insan bir nasihatı ne kadar benimseyebilirse o kadar benimsedim heralde bunu. Her sigara saatimde ne yapıyorsam, kapıya çıkmak, kahve almak, pencerenin kenarına gitmek vs., sigara hariç o şeyi yaptım. Canım sigara istiyordu, canım sigara istiyor ulan dedim. Sigara içen arkadaşlarımdan, içilen ortamlardan kaçmadım, yakma yanımda demedim. Bu sürdürülebilir bir strateji olamazdı, steril bir ortamda tek başıma bırakmak, gerçek hayatta beni daha zor bir durumda bırakırdı.

Vivident extra her sabah bakkaldan sigara yerine aldığım yeni paket oldu. On dakikada bir sallayarak ağzıma attıp Dr. Houseculuk oynadım (evet hiç utanmıyorum). Sakız işini öyle abartmışım ki üçüncü gece uyku tutmayınca canım sigara değil sakız istedi, kendimi koşullamayı başarmıştım.

Karanlık gecelerimin prensi

Bizde iyi şeyleri de kötü şeyleri de çok fazla dillendirmemek gerekir, nazar değer, göze gelir, taş düşer. Ama benim kaçmamam gerekiyor ya, unutmaya çalıştıkta o beklemediğim anlarda aklıma gelmesin diye ben anlattım durdum. Soran, sormayan, tanıdık tanımadık, merhaba diyene sigarayı bıraktım der oldum. Şöyle diyaloglar yaşandı:

(Tanıdık) Ayda naber?

(Ben) Sigarayı bıraktım. Senden naber?

(Yoldaki insan) Çakmağınız var mı?

(Ben) Hayır, ben sigarayı bıraktım.

(Kasiyer) Başka bir şey var mı?

(Ben) Hayır, mesela sigara yok, çünkü bıraktım.

(İş yerinde normalde birlikte sigara içmediğim insanlar)

(Ben) Selam ben sizinle sigara içmiyorum çünkü bıraktım.

(İş yerinde normalde birlikte sigara içmediğim insanlar) ... hıı ok. ….(meczup heralde)

Nazar korkusuna da saldırdım diye midir bilmiyorum ama kimse de yüzüme vurmadı deliliğimi. Onlar beni tebrik ettiler, ben de darısı başınıza dedim. Onların da komik bir hikayesi vardı güldük, bırakmak istiyenlerle dertleştik vs.

Kaçmayıp saldırdığım başka bir kapı içki oldu. İçkiyle birlikte tekrar başlama hikayesi çok duymuştum ve bu asla riske atamayacağım bir durumdu. Harekat planımın mühim bir parçası olduğu için güzel saldırdım ilk ayımda. Gerçekten bu acıya ayık katlanmak daha zormuş, çok iyi yapmışım, kendimi tebrik ettim.

Buraya kadar ki bölüm yine görece eğlenceli gibiydi. Üzerinden bir sene geçince bir kaç cümlede komik bir şeymiş gibi anlatıyorum ya aslında alakası yok. Bir anda çarpan bir kararla, abartısız törenlerle sigarayı bırakıyorum, herkese bundan bahsediyorum gülüyor şakalaşıyoruz, her akşam canım ne isterse içiyorum, peki bu iş bu kadar kolay mı oluyor?

Hayır.

Asla.

Kat’a.

Meğer hayatımdaki her şey sigaranın etrafında dönüyormuş. Ama her şey. Uyanmak demek hemen yanımdaki pencereden uzanarak sigara içmek demek. Giyinip hazırlanmak demek erken biterse sigara içmek demek. Servis beklemek, zaten sigara içmek için yapılmış bir an. Kahvaltı, öncesinde ve sonrasında sigara içtiğin sabahın ilk saatleri. İş bitti, sigara. Mail gönderildi, sigara. Eve geldik, sigara, sigara, sigara, ve o arada olan diğer şeyler, son sigara ve kapanış.

Nesneler sadece o nesnelikleri ile bile sigarayı çağrıştırabiliyor. Çamaşır makinasına bakıyorum, çamaşırları sermeden önce sigara içerdim ama sonra serdikten sonra da yine içerdim diye düşünüyorum. Komidine bakıyorum, paketimi şu köşesine koyardım diye düşünüyorum. Kredi kartı, pakete sıkıştırmayınca daha çok kaybedeceğim artık. Cep telefonunun üzerinde durduğu şey yok ve evden çıkarken hep bir şey unuttum hissi…

O kadar uzun süredir içiyorum ya, sigarasız hatıram olmadığını da bırakınca farkettim. Resmen hafızamda sigarayla ilişkilendirmediğim bir an, elimde sigara olmayan bir görüntüm yok. Şimdi yıllar sonra gördüğüm bu sigarasız dünyada hep bir gariplik var; her şey biraz yeni, bayağı da farklı gibi. Sanki her şeyi ilk kez yaşıyorum. Mesela işteyim, konstantre olmam gereken bir işi yapmaya çalışıyorum ve sigara içmiyorum, istediğim gibi olmuyor sıkılyorum ama sigara içmiyorum, çok zorlanıyorum ama daraldım sigarası içmiyorum, şahane iyi bir fikir buldum, keyif sigarası yok, sonunda bitti çok rahatladım ama yine de sigara içmiyorum.

Yeter mi? Hayır.

İlk kez sigara içmezken sinemaya gidiyorum. İlk kez sigara içmezken sahilde yürüyorum. İlk kez sigara içmezken akşam çıkıyorum. İlk kez sigara içmezken Beşiktaş’a geliyorum. İlk kez sigara içmezken uzun yolculuk yapıyorum. İlk kez sigara içmezken uçağa biniyorum. İlk kez sigara içmezken Ankara’dayım (Bak bu çok garip mesela, bütün Ankaraya hayatımda ilk kez görmüşüm gibi baktım). İlk kez sigara içmezken Melike’yi görüyorum, daha garibi ilk kez Melike beni sigara içmezken görüyor. İlk kez sigara içmezken tatildedim. İlk kez sigara içmezken denize giriyorum.

Delirmiş sigarasız beynim böyle aşırı yüksek bir farkındalık geliştirdi. Hiç bir anı kaçırmadı da kurban olduğum, ilk başlarda günümün çoğunluğunu böyle geçirdim. Hepsini de doğru bildi, hiç şaşırdığı, abarttığı olmadı. Bağımlılık çok acayip bir şey, ölüyorum desen kafan başka şeye böyle çalışmaz.

Şimdilerde dozu azaldı ama hala tam olarak bitmedi. Daha geçtiğimiz hafta Bodrum gidiyordum. Havalanına ayak bastığım saniye aklımdan geçen şey “ilk kez sigara içmezken Bodrum Havaalanındayım” oldu. Çünkü en son iki sene önce yine aynı yerde aynı kapıya bakıp ilk düşündüğüm şey: burası giriş kapısı, şurada çıkış kapısı var, şurada sigara içilir olmuştu.

Buraya kadarki kısma uzaylıların beynimi ele geçirip oynadıkları başlangıç seviyesinede bir oyundu dersek, hard core Çin işkencesi kısmı asıl bundan sonrası. Ben saf gibi sabah kalktığımda çok zorlanırım sandım, yemekten sonra çok zorlanırım sandım ama bunlar bir şey değilmiş, dostlar depresyonda görsünmüş. Ne zaman bir şeye kızacak olsam, bunun üzerine sigara yakamadığımı fark ettiğimde kzıgınlığım ikiye katlandı. Neye dertlensem, bir de sigara içemiyorum diye daha da üzüldüm. Resmen sigaranın beni sakinleştiren, problemlerimi çözen, hayatımı yoluna koyan bir etkisi varmış da o elimden alınmış gibi hissettim. Mesela ilk bir aylık zamanda beni çok üzen bir şey olmuştu. Allah çözülür dert versin bu onlardan biri değildi. Hayatta en çok ağladığım günlerden birini yaşadım sanırım. Derdime bir ağladıysam sigarasızlığa iki ağladım. Toplamda üç ağlayınca daha çok sigara içesim geldi, tekrar baştan ağladım. Dertler derya böyle oluyormuş, bunu da görme şansı buldum.

Konsantre olmakta zorluk yaşayacağımı tahmin etmiştim ama ne boyutta bir acı olduğu yaşamadan bilemezmişim. Allahım aptal oldum galiba ben diye dertlendim durdum. Dertlenince ne olduğunu söylemiştim zaten…

En çok söylenegelenlerden sigarayı bırakıp özgürleşmek benim için iğrenç bir klişeydi. Her an her saniye sigara düşünür ve mutsuz olurken kendimi hiç özgür hissetmiyor, aksine iyice elim kolum bağlı, boğulacak gibi oluyordum.

Dertli ve kapana kısılmış.

İlk altı ayımın özeti bu diyebilirim.

Sorry, no mucize found. Hayatım bir anda güzelleşmemişti, çayırlarda koşmuyordum, Vişnezade’deki oksiyen kafa yapmaya yetmiyordu, ciğerlerim muhtemelen pembik pembik olmamıştı. Çok özledim. Sigarayı değil de sigara içen Ayda’yı çok özledim. Her an kafamı meşgul eden, canımı sıkan, bir yerim sakatlanmış ama tedavi ettirmeden ağrısı ile yaşamak zorundaymışım duygusunun olmadığı zamanları özledim. Rahatça istediğim şeyi düşünebildiğim, gerçekten özgür ve rahat olduğum günleri çok özledim. Kısa bir süre öncesine kadar hem bu acılar şelalesi yoktu, hem de hayattaki tüm sıkıcı konulara deydirebildiğim bir sihirli deyneğim vardı. (Lafı daha da uzatmayacağım ama irade de bir kas gibi çalışıyor, doğru şekilde güçlendirip abanıp yormamak gerekiyor. Kafa karışıklığı ve mutsuzluk da bundan kaynaklı.) Ama buna alışmam gerek. Ben artık sigara içmeyen Ayda’yım ve kendimi tekrar sigara içerken düşünemiyorum. İlk günden itibaren değişmeyen tek düşüncem bu.

Sanırım o arada başıma gelen tek iyi şey kilo almamam oldu. Sigara bırakma için hazırlık yaptığımdan değil ama öncesindeki beslenme değişikliği ile zaten 5–6 kilo vermiştim ve temiz beslenmeye devam ediyordum. Sigara yerine koyduğum en kötü şey sakız oldu ve spora devam ettiğim için ilk aylarda kilo vermeye devam bile ettim.

Şöyle bir farkla: altı aydır spinning yapıyordum ama Sing&Spin dersinde gerçekten şarkı söylenebildiğini ilk kez sigarayı bıraktıktan sonra fark ettim. Sonra spinning de yetmedi, koşmaya başladım. Her antremanda performansım biraz daha iyi oldu. Doğru zamanda çalışmaya başlamışım, İstanbul Maratonuna yetişebildim.

10k

Hayatında ilk sporunu 29,5 yaşında yapmış biri için dikkate değer bir mesafe.

Sağlıklı yaşam paket halde gelen bir meret. Sigara içmediğim için daha rahat spor yapıyorum, düzenli spor yapınca yediklerime ayrıca özen gösteriyorum, uykum doğal olarak düzene giriyor, enerjim yüksek kalıyor, günümü daha iyi planlayınca daha verimli çalışıyorum. Nikotinsizliğin verdiği sapşallık çok minik bir detaydı, yok oldu gitti bile. Bir şekilde hayatımda düzenli giden her şeyde ve verim aldığım tüm işlerde sigarasızlığın payı var. Bir de runners’ high var, o her şeye değer.

Özgürlük hissi yeni yeni geliyor, yok değil. Ama benim bunu farketmek için altı sekiz aylık ilk siniri stresimi atma süresini geçirmem gerekti.

Küçük minik kazançlar var bunun yanında… Restoranların, barların, her gün gittiğim Yeniköy Nero’nun bile “içerisi” diye bir şey varmış, orada oturacak yerler varmış, eğer istemiyorsan kışın donmak yazın pişmek zorunda değilmişsin. Tiryakilik gerçekten büyük bir masraf kapısıymış. Sigaraya harcamadığım bütçe kalemini aşırı masraf çıkartan yeni evime akıttım. Akciğer sağlığım aynı zamanda koltuğa postere yaradı, tatlış oldu. Saçlar, tırnaklar, cilt, selülitler, (mucize beklemememe konusunda anlaşmıştık değil mi) abartmaya gerek yok, ama minik bir ışıltı gelmedi değil. Kıps.


Aklımdan çıkmayan ikinci hikayeyi kimin anlattığını bile hatırlayamıyorum. Ama şöyle bir şey; birinin ananesi sigarayı 30 sene önce falan bırakmış. Hikayeyi bana anlatan arkadaş ananesine, “Anane zor olmuşmuydu?” diye sorunca aldığı cevap: “Hala her sabah burnumda tütüyor evladım.”

Sigarayla aktif mücadelem daha sürecek, bunu biliyorum kendimi kandırmıyorum.

Daha önemlisi, başka bağımlı olduğum, kötüye kullandığım ilk bakışta masum gözükebilecek bir sürü şey var ama sigaranın bunlardan biri olmamasını ben seçtim. Kendimi en özgür hissettiğim an bu. Bütün bu süreç çok zordu belki ama kontrol bendeydi. Şuanda kazanan koltuğunda oturan da benim. Zafer hissiyatı da burdan geliyor. Bu yüzden daha fazla mucize olmasına gerek yok.

En baştan hiç başlamamış olmam gereken boku bırakma maceramı hayattaki en büyük başarılarımdan biri haline getirdim, o da benim hayal gücüme sağlık.

Tüm başarılarından kendime pay çıkartacağım bir çocuk yapana ya da milyon dolarlık start up’ıma başlayana kadar şimdilik elimde olan budur.

Saygılar.

inspire!

Written by

inspire!

Industrial and Organizational Psychologist in search of secret land of motivation

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade