Neden Muhalif Olamıyoruz?

Ülke olarak bir genel seçimi daha geride bıraktık. İktidar ve destekleyenleri için yapılan yoğun eleştiriler ve tartışmalar yine bir noktayı kaçırmamıza yol açtı; peki ya muhalefet? Hem güçlü bir muhalif olması beklenen odaklar hem de bizler neden bu sıfata sahip olamadığımızı masaya yatırmadık bile. Hatalar elden ele, birbirine paslayarak eritildi. Ancak yine ve yeniden sorma vakti; neden muhalif olamıyoruz?

Muhalefet, bir tutuma, bir görüşe, bir davranışa karşı olma durumu anlamına gelen Arapça kökenli bir kelime. Elbette bir görüşe karşı olma durumunda bulunmak için bir karşıt başka bir görüşe sahip olmak gerekiyor. Aslında başlıkta sorduğumuz sorunun cevabını erkenden vermiş olduk. Muhalif olamamakla ilgili yaşadığımız ortak sorunu iki maddede toplarsak;

  • Bir tutum veya görüşe sahip olmakta zorlanıyoruz.
  • Sahip olduğumuz tutumlarla ve görüşlerle, karşıt olana, yerinde ve güçlü muhalifler olamıyoruz.

Bir görüşe sahip olmak elde edilmesi kolay bir kazanım değildir. Öncesinde düşünmek gerekir. Aramak, kovalamak ve çaba sarf etmek gerekir. Özellikle geçtiğimiz hafta yapılan seçimler öncesi ve sonrası milletinin zekasıyla dalga geçen, yersiz betimlemelerle alay konusu haline getiren bir çok paylaşımda bulunduk. Dahası, sosyal medya ortamını bir nefret söylemi, mantıklı-mantıksız bir çok kavramla dalga geçilen bir sit alanı olarak kullanıyoruz. Yanlış eylemlerin karşısında olmak ve muhalif davranmak yerine, birbiriyle çelişen ölçütlerle seçtiğimiz yanlışların en doğrusunu savunmak daha kolay geliyor.

“Çocukken ne zaman bir şey yapmaya teşebbüs etsem, annem ‘Şimdi zamanı değil’ derdi. Hiçbir zaman, zamanı değilse, o zaman her zaman zamanıdır!..” (A Late Quartet, 2012)

Ertelemek en yüce alışkanlığımız. Bu durum, fikir üretmeye gelince tehlike büyüyor. Bizim yerimize düşünenler, planlayanlar ve harekete geçenler ortaya çıkıyor. Asıl soru, bu yanlış döngünün içine girdiğinde kavgaya tutuşmak mı yoksa en başta yanlışın önünde sağlam bir duruşla muhalif takınmak mı? Genelde ilk yolu seçmemizin nedeni, yürümeye yeni başladığımız dönemlerde sık sık düşerken yaşanan panik havası ve kurtarma çabalarına kadar dayanıyor aslında. Bizden nispeten daha güçlü çevremiz, bizim yerimize düşündüğü yetmiyor gibi düşmenin korkunç bir şey olduğuna dair algı yaratırlar. Ancak bir fikir sahibi olmak, düşünmeyi hatta bazen düşmeyi deneyimlemeyi gerektirir. İlköğretim sıralarından beri dayatılan tek gerçek (doğru şık), tek bilgi merkezi (öğretmen), tek bakış açısı (doğru şıkkı bul!) gibi kişiyi düşünmekten alıkoyan kavramlara girmiyorum bile.

İşte tüm bu sancılı dönemlerden geçerek evrilen insanımız, doğru gördüğü (görmek istediği) tek kapıya sırtını dayamayı ve elindeki yetkileri devretmeyi tercih ediyor. Şöyle bir senaryo düşünelim; yıllar boyunca sizin adınıza düşünen, karar veren ve size yön veren biri sayesinde işinizde iyi bir noktaya geldiniz. Sorumluluklarınız arttı ve artık değeri olan şeyler üretmeniz gerekti. Ancak yıllarca sorumluluklarınızı ve değer üretme işini bir başkasına yüklediğiniz için yeni işinizde de aynı yapıda başka biri aramaya başladınız. İşin tuhaf tarafı aradığınız kişiler de sizin gibi bir arayış içinde! İşte ülkemizde her alanda yürütülmeye çalışılan iş akışının hali pür melalini dinlediniz. İnsanlar tek başına sorumluluk almanın kötü bir şey olduğunu, mutlaka bir yön veren katalizör güçlere ihtiyaç olduğunu düşünerek hareket ediyorlar. Bu kişi, bazen devlet dairesinde çalışan bir ahbap bazen yukarılardan bir amca-dayı gibi sıfatlarla biliniyor. Herkesin birbiri hakkında nerelerde işe yaradığını bildiği ancak kimsenin gerçek düzende işe yaramadığı bir paradoksta yaşıyoruz.

Muhalif olmaya giden yol, karşı çıkılan görüşle kavgaya tutuşmak ve onu yok saymaktan değil, sorumluluklarımızı ele alıp kendi görüşümüze sahip çıkmaktan ve onu tutarlı hale getirmekten geçiyor. Bugün muhalif olmakta son derece başarısız olduğu ortada olan siyasi kesim, iktidarı problemli olmakla suçlamak yerine, bu problemlere karşı koyabilecek nitelikli çözümlere sahip olamamayı dert edinmeli.

Like what you read? Give Nevra Aydın a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.