LİSELERE YERLEŞTİRME SINAVI…

Merkezi sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumları için 2 Haziran 2018 tarihinde yapılacak yerleştirme sınavına ilişkin örnek sorular incelendiğinde kısaca ifade etmek gerekirse;

• Soruların, öğrencilerin üst düzey düşünme becerilerini ölçer nitelikte hazırlandığı görülmektedir. Öğrencilerden, bilgiyi hatırlama düzeyinde bir davranış yerine bilgiyi kullanma, öğrenilen yeni bilgiyle ilişkilendirme davranışlarını göstermesi beklenmektedir.

• Disiplinlerarası ilişkilendirmelerin yapıldığı, öğrencilerin günlük yaşamda karşılarına çıkabilecek durumları içeren sorularda öğrencilerin okuduğunu anlama, problem çözme, eleştirel düşünme becerilerini göstermesine ihtiyaç vardır.

Ancak bu becerilere sahip olması gereken öğrenciler, yalnızca merkezi sınavla öğrenci alacak liselere devam edecek öğrenciler olmamalıdır!

Bu konuda yaşanabilecek sorunların önüne geçilmesi için eğitimin her alanında görev yapan kişilerin sağduyulu davranarak ve bu sorunların neler olabileceğini iyi öngörerek birlikte çözümler üretmeleri gerekmektedir. Peki ya ne gibi sorunlarla karşılaşılabilir? Aklıma ilk gelen “ayrımcılık”. Merkezi sınavla öğrenci alacak okulları tercih edecek öğrenciler, mahalli yerleştirme sistemi dahilinde eğitim bölgelerinde bulunan okulları tercih edecek öğrencilere göre daha az olacaktır. Bu durum, özellikle akademik başarı odaklı okullarda, sınavla öğrenci alan liseleri tercih edecek öğrencileri sınava hazırlamayı, özellikle bu öğrencilerin üst düzey düşünme becerilerini artırmaya yönelik çalışmaların sürdürülebileceğini düşündürmektedir. Maddi olanaklara sahip olan öğrenciler, özel derslere akın edecek, bu öğrencilere artı yönde çalışmalar yapılacaktır. Peki ya istediği (!) ve evine en yakın okulu tercih edecek öğrenciler için bu becerilere sahip olmak, yazılı sınavlarda iyi bir performans göstermek -okul başarı puanı hiçbir şekilde etkili olmadığından- bir anlam ifade etmeyecektir. Alandaki 10 yılı aşkın tecrübem şu an bana bunları fısıldıyor…

Nitekim Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sisteminin (TEOG) detayları açıklandığında da benzer endişeleri duyduk. TEOG’un odağında, yapılacak merkezi sınavlarla fırsat eşitsizliklerinin önüne geçmek, öğrencilerin kaygılarını en aza indirmek, sportif, sanatsal, sosyal becerilerini artırmak vardı. Uzak hedeflerinden biri de, öğrencilere öğretim programlarıyla kazandırılması beklenen üst düzey düşünme becerilerin ölçülmesi ve değerlendirilmesiydi. Bu becerilerin yalnızca çoktan seçmeli sorularla değil; aynı zamanda açık uçlu sorular kullanılarak yoklanması amaçlanıyordu. Çalışmalar bu yönde sürdürülecekti. Buraya kadar her şey kulağa hoş geliyordu tıpkı şu an olduğu gibi…

Öğrenciler TEOG sınavlara kendi okullarında girerlerken iki gün boyunca diğer sınıf düzeylerine devam eden öğrencilerin eğitim-öğretim süreçleri aksayacaktı! Aklıma ilk gelen buydu! Uygulama tecrübesi kazandıkça, öğrencilerin kopya çekme davranışlarının arttığını, dershanelere, etüt merkezlerine, özel kurslara daha fazla yöneldiklerini, sosyal becerilerinin gün geçtikçe azaldığını -halbuki artacağı hatta bu becerilerin değerlendirileceği ifade edilmişti- sınavların yüksek risk içeren sınavlar haline dönüştüğünü, öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin kaygılarını daha çok artırdığını, fırsat eşitsizliklerini azaltmak yerine bu konuda büyük uçurumlara neden olduğunu vb. birçok sorunu beraberinde getirdiğini gördük. Bırakın üst düzey düşünme becerilerinin ölçülmesini ve değerlendirilmesini, hiçbir ayırt ediciliği olmayan yüzlerce birincinin özel okulların kapılarında nöbet tuttuklarını, Anadolu Liselerini tercih eden yüzlerce öğrencinin açıkta kaldığına şahit olduk! Ortaöğretim kademesindeki öğretmenler, Nisan ayı sonrası tüm çalışmalarını bir kenara bırakmış, birçok kazanım eksiğine sahip olarak bir üst kademeye geçen öğrencilerle karşılaştıklarında hayrete düştüler!

Peki biz bu sorunların bir ya da birkaçını öngörerek ne yaptık? Nasıl önlemler aldık?

İki günde Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemini kaldırdık! Öğrencileri bir kez daha hayal kırıklığına uğrattık… Sınavsız geçiş dedik sonra nitelikli okullara sınavla öğrenci alacağız dedik; kafalarını bir kez daha karıştırdık. Çoktan seçmeli sorular kullanılmayacak dedik yalnızca çoktan seçmeli sorulardan oluşan örnek soruları yayınladık! Açık uçlu soruların önemini vurguladık hatta olmadı örnek soruları yayınladık sonra dedik ki veliler, öğrenciler bu sisteme alışkın olmadığı için biz vazgeçtik! Bu bir sistem değil; ölçme ve değerlendirmenin farklı uygulamalarıdır dedik deneme tahtasına çevirdik! 6, 7 ve 8. sınıf müfredatında yer alan kazanımlardan sorumlu olacaksınız dedik; velilerinden, öğretmenlerinden gelen itirazlar sonucunda sadece 8. sınıfta öğrendiklerinden sorumlu olacaklar dedik! 60 soru soracağız dedik sonra az geldi 90 soru yaptık. Nabza göre şerbet verdik! Güvenlerini derinden sarstık… Daha sayamadığım, yalnızca konuşmalarda geçen hiçbir yazılı resmi açıklaması yapılmamış onca söz var canımız öğrencilerimizin ve tabi ki onların ebeveynlerini bu süreçte yok sayan, inciten…

Bir eğitim sisteminin kendilerinden beklenen sonuçları üretmesinde anahtar bir kavram olarak benimsenen hesap verebilirliği ne derecede gerçekleştirdiğimizi sorgulayarak her şeye yeniden başlayabiliriz belki de…

Seda AYDIN ELMAS