Facebook, Dijital Yaşam ve Protez Hafızalar

Facebook, 2.41 milyar kullanıcısıyla dijital dünyanın en büyük sosyal medya ve iletişim aracı. Sahip olduğu geniş kullanıcı kitlesi hızla büyürken etki alanı da artan Facebook ve kurucusu Mark Zuckerberg, son yıllarda bu gücünü bireysel kullanıcılarının ve toplumların zararına olacak politikalarla destekleyerek üst üste krizler yaratmaktan kendisini alamıyor.
Bugüne kadar irili ufaklı birçok kişisel bilgi güvenliği skandalına imza atan Facebook’un her defasında bir özür yayımlamasına karşın bir sonraki kriz hep daha büyüyerek karşımıza çıktı. Kullanıcı şifrelerinin kolayca erişilebilen text dosyalarında saklanmasından, kullanıcıları üzerinde davranışsal testler gerçekleştirmeye, video izlenme rakamlarını şişirip haksız gelir elde etmekten Mynamar’da soykırıma yol açacak olayları tetiklenmesine ortam sağlamaya kadar pek çok kriz yaşandı. Elbette artık herkesin bildiği Cambridge Analytica skandalı ile politik arenada yalan haber ve propaganda mesajlarına ev sahipliği yaparak kriz çıtasını oldukça yükseltmiş durumda. Ardı ardına gelen ve şiddeti gittikçe artan bütün bu olayların neticesinde sadece kullanıcılarının güvenini yıkmakla kalmayıp dünya çapında politika ve kanun yapıcılarının da güvenini sarsmayı başardı.
Zuckerberg, Facebook’un son dönemde gittikçe kaybettiği prestijini yeniden kazanmak ve yeni bir imaj oluşturmak için çalışmaya başlamış olsa gerek ki, geçtiğimiz hafta Amerika’daki kimi üniversitelerde, kendisinin düzenlediği ve tabii başından sonuna hikayenin kontrolünün kendisinde olacağı bir dizi konuşma etkinliği gerçekleştirdi. Kontrolü kendisinde olacak derken tam olarak bahsettiğim şey gazetecilerin soru sormadığı, üniversiteden etkinliğe katılan öğrencilerin de kendisine rastgele soru yöneltemediği bir platform oluşturmaktan söz ediyorum. Esasen bütün mesele sorulacak soruların etkinlik öncesi yazılı olarak alınıp, incelenip, onaydan geçirildiği ve ancak izin verilen soruların alındığı bir imaj tazeleme etkinliği düzenlemek. Böylelikle Zuckerberg, etkinlik süresince yaratmak istediği imaj için dilediği hikayeyi anlatırken senato görüşmelerinde olduğu gibi kendisinin söylemleri, fikirleri, davranışları hiç kimse tarafından sorgulanamadı. Bu etkinliğin ilk ayağı da Washington’da yer alan Georgetown Üniversitesi kampüsünde gerçekleştirildi.
Steve Jobs, Elon Musk gibi, toplulukları arkasından sürükleyen ve ilham veren kurucuların konuşmalarıyla kıyaslandığında Zuckerberg, muhtemelen en az ilgi çeken, en sıkıcı, felsefik derinliği en az olan ve en zor dinlenilen kişilerin başında geliyor. Georgetown Üniversitesi’nin daha önce Bill Clinton, Barack Obama, ve Bono gibi kişilere de ev sahipliği yaptığı salonda Martin Luther King’in verdiği özgürlük savaşına atıfta bulunarak konuşmasını başlatan Zuckerberg, üzerine basa basa şunları söyledi:
“Bugün burada olmamın sebebi ifade özgürlüğü savaşına devam etmemiz gerektiğine inanmam”
“I’m here today because I believe we must continue to stand for free expression.”
Doğrusu daha konuşmasına başlar başlamaz ağzından çıkan bu cümleleri duyan birinin Zuckerberg ve Facebook’u bir özgürlük savaşçısı imgesiyle eşleştirmeyeceği aşikar. Hatta olası en son senaryo bu olsa gerek. Ancak Zuckerberg türlü krizlerle perçinlenen imaj kaybından çıkış stratejisi için, Facebook’un tüm skandallarına karşın, hem kendisini hem de Facebook’u bir özgürlük savaşçısı rolüne büründürmeye oldukça niyetli görünüyor. Öyle ki, kontrolü tamamen kendisinde olan konuşmasında Facebook’un neredeyse hepimizin ezberlediği ortaya çıkış hikayesini dahi çarpıtıp değiştirdi. Dahası, kelimeleri PR ekibi tarafından özenle seçilmiş metninde herkese yeni bir Zuckerberg ve Facebook hikayesi oluşturmaya çalıştı.
Bu yeni hikayede Zuckerberg bildiğimiz Zuckerberg değil, Facebook ise bildiğimiz Facebook değil. Zuckerberg alternatif bir hikayenin kahramanı, dünyanın kurtarıcısı olarak karşımıza çıkıyor. Martin Luther King’in mirasını kendisine layık gören bir süper kahraman. Sanki ticari bir kurumun CEO’su değil de bir özgürlük savaşçısı.
Konuşmasında bol bol ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü korumanın önemine atıfta bulundu. Tabii bu konuşma Facebook üzerinden 2 milyar kullanıcıya canlı olarak yayınladı ve de konuşmasını Washington’da katılmaya çekindiği senato binası yerine üniversitede vererek tam da hedef kitlesi olan üniversitelilerde gençlere seslendi.
Zuckerberg, Martin Luther King’in ardından basılı medyanın başlangıcına, Gutenberg’e uzanıp yine kendisini bir devri değiştiren kişilerle özdeşleştirdi. Onun gözünde Facebook, dünyayı özgürleştiren ve demokratikleştiren bir platform ve bu platformun kesinlikle korunması, hayatta kalması gerekiyor. Oysa Zuckerberg Facebook’un kar amacı güden bir şirket olması ve kendi ajandası olduğundan bahsetmiyor elbette. Veya Arap Baharı sırasında oynadıkları rol ile göğsü kabarırken, Arap Baharı’nın ardından gelen yönetimin demokrasi olmamasına, halihazırdaki otokratik ve baskıcı rejimin devamına katkı sağlandığına değinmiyor. Ya da “ifade özgürlüğü önemlidir” kampanyaları yaparken bir yandan da politikacılardan 2020 seçim kampanyaları için 50 milyon dolar alıp, platformunda politikacıların yalan mesajlarla reklam vermesine izin verdiğinden de söz etmiyor. Bütün bunları ise ifade özgürlüğü olarak tanımlama gafletine düşüyor. Dahası, neden politikacıların yalan mesajlar içeren, dezenformasyon reklamlarına Facebook üzerinde yer verdiği sorulduğunda,
“Bunlarla yaşamayı öğrenmemiz gerekli”
yanıtını verip geçiyor.
Oysa ki son dönemde gerek Mynamar’da sebep olduğu soykırım, bilgileri olmasına karşın Ruslar’ın Amerikan seçimlerine müdahale etmeleri için platform sağlaması ve Cambridge Analytica Skandalı’ndan hiç bahsetmiyor. Joe Rogan gibi aşırı sağcı ve manipülatif karakterlere platformunda ev sahipliği yapması gibi krizlere, demokrasiye, insan hayatına zarar veren politikalarına hiç değinmiyor.
Ancak kullanıcılar ve kanun yapıcılar, Zuckerberg’in çizmeye çalıştığı bu imajın aksine, Facebook’u bir yalan haber ve manipülasyon yayma makinesi olarak görmeye başladılar bile. Facebook’un mevcut haliyle aşırı görüşlere kolaylıkla yer verdiği ve bu görüşleri yaymaya fırsat yarattığı artık biliniyor.
Ne var ki tam bu noktada en dikkat çekici kırılma noktası, Zuckerberg’in kendisini ve Facebook’u yeniden şekillendirmek, yeni bir imaj çizebilmek için Facebook’un doğuş hikayesini tamamen yeniden yazması. Bugüne kadar Facebook’un kuruluş hikayesinin üniversite öğrencilerinin fotoğraflarını oylattığı FaceMash.com ‘un üzerinden çıktığını dinledik. Hatta Zuckerberg filminde de bu hikayeyi enikonu işlendi. Oysa Georgetown’da yaptığı bu konuşmasında Zuckerberg, şaşırtan birşey yaptı ve Facebook’un çıkış nedenini ifade özgürlüğü kavramına oturtabilmek için tam da o dönemde sürmekte olan Irak savaşına bağladı. Sürmekte olan Körfez savaşının ona ilham verdiğini, sesi olmayanlara ses olmak, gücü olmayanlara güç vermek ve dünyayı iyi bir yer haline getirmek fikrinden yola çıktığını iddia ederek yeni bir ortaya çıkış hikayesi ve tarih yazdı Facebook için.İçinde bulunduğumuz dezenformasyon çağına ne kadar da uygun bir davranış.
“belief that giving more people a voice gives power to the powerless and pushes society to get better over time.”
İşte tam da bu noktada konuyu Zuckerberg’den alıp dijital medya kanallarının insan hafızasına etkileri, tarihin ve geçmişin nasıl değiştirilip, hafızanın nasıl yeniden şekillendirildiğine değinmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Zuckerberg Facebook üzerinden canlı yayınladığı bu konuşmasında kendisini özgür düşüncenin savunucusu olarak gösterirken kendisine soru sormanın yasak olduğu konuşma etkinliğinde insanların Facebook hakkında düşündüklerini yeniden şekillendirmeye girişti. Bu yeniden yazım büyük ölçüde protez bir hafıza ve protez bilgi yaratmayı hedefliyor.
Protez hafızayı insan hafızasının devamı haline gelen ancak beynimiz yerine kullandığımız teknolojik cihazlar olarak düşünürsek eğer, protez bilgiyi de insanın bilmediği fakat erişebileceği hafıza/bilgi olarak tanımlayabiliriz. Bu kapsamda protez hafıza elimizden düşüremediğimiz akıllı telefonlara, usb belleklere, hard disklere dönüşürken protez bilgi her seferinde bilgiye ulaşmak için başvurduğumuz Google olarak karşımıza çıkıyor.
Akıllı telefon dönemi öncesinde bir bilgiyi hatırlamak ihtiyacı doğduğunda hafızamızı kullanırken şimdi otomatik olarak Google’a soruyoruz. Akıllı telefonlar bedenimizin, Google ise hafızamızın bir doğal uzantısı haline geliyor. İşte bu durumu tanımlarken bilim insanları uzantılı hafıza için “protez hafıza”, uzantılı bilgi yani sahip olmadığımız bilgi için “protez bilgi” terimini kullanıyor.
Facebook gibi sosyal medya araçları tüm anılarımızı, hafızamızı, fotoğraflarımızı saklamamız için bize sınırsız bir kapasite ve yer sunuyor. Bu sayede hafızamıza gittikçe daha az ihtiyaç duyuyor ve hafızamız yerine daha çok bu dijital araç ve kanalları kullanıyoruz. Bu beynin en kolay yolu seçmesine bağlı bir durum belki ama bir korkutucu yanı da bulunuyor. Zira artık bu bilgilerin sahipliği bizde değil. Başka deyişle, Google, Facebook, Twitter, Amazon, Ebay ve benzer online kanallar, şirketler bilgilerimizin yeni sahipleri
2013 yılında gerçekleştirilen bir deney insanların okudukları kitaplarda yer alan cümlelere oranla, arkadaşlarının Facebook mesajlarını çok daha hızlı hafızalarına alıp hatırlayabildiklerini ortaya koyuyor. Hatta Facebook mesajları o kadar güçlü ki, insanların Facebook mesajlarını hatırlama oranı, arkadaşlarının yüzlerini hatırlama oranından daha kuvvetli.
MIT üniversitesinde yapılan bir başka araştırmadaysa sahte haberlerin yayılma hızının, gerçek haberlere oranla 1500 kat daha hızlı olduğunu, sahte haberlerin %70 daha fazla re-tweet edildiğini ortaya koyuyor. Bu oranlar düşünüldüğünde, protez hafıza ve protez bilginin kolaylıkla manipüle edilebileceğini akıllardan çıkarmamak oldukça önemli. Başka deyişle, hafızamızı emanet ettiğimiz araçlar kolaylıkla belleği yeniden şekillendirebilme gücüne sahip. Burada Cambridge Analitika skandalındaki sonuçları veya Facebook’un gençlerin davranışlarını değiştirmek için yaptığı davranışsal testlerde gördüğümüz gibi kötüye kullanmayı anımsamak yeterli.
Society for Neuropsychoanalysis’in kurucusu Dr. Richard Sherry, the Telegraph’a verdiği röportajında “Sosyal medya, yaşanmış hayatlarımız ve hafızamız arasındaki ilişkiyi kolaylıkla zedeleyip manipüle ederek gerçeklerin altını oyuyor.” diyor ve ekliyor “çünkü hafızamızın beynimiz yerine internet üzerinde tutmayı tercih ettiği bilgiler kolaylıkla değiştirilebiliyor, bu bilgilere müdahele edilebiliyor, bu bilgiler silinebiliyor ya da erişimi yasaklanarak yok sayılabiliyor.” Müdaheleye açık olan hafızamız ise bu araştırmada da belirtildiği gibi, sosyal medya üzerinde üst üste tekrarlanan sahte haberler ile yeniden şekilleniyor, hatta tanımlanıyor.
İnsanlar için bilgiye sahip olmaktan ziyade bilgiye nasıl erişilebileceğini bilmek daha önemli hale gelirken hafızalarımız ve geçmiş tarihimiz de kırılganlaşıyor. Bu durum yukarıda sözünü ettiğimiz firmaların eline neredeyse sınırsız bir güç veriyor.
Bu noktada tekrar Zuckerberg’in konuşmasına geri dönmek istiyorum. Bu bilgiler ışığında bu konuşmayı tekrar dinleyip incelersek, yapılanın bir protez hafıza yerleştirmek, geçmişi yeniden yazarak Facebook’un bugüne kadar yaptığı hataları unutturmak olduğunu düşünmemiz gayet mümkün. Zuckerberg bir özgürlük savaşçısı imajı üzerinden bütün kullanıcıları karşı çıkılması zor olan özgürlük kavramı arkasında birleştirmeyi hedefliyor. Bu birleşme hikayesi de kanun kuruculara karşı bir duruş sergilemenin öncüsü haline geliyor.
Günümüzde Facebook, Google, Amazon gibi devlerin gücünün ve attığı adımların bu çerçeveden okunmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Gerçek habere ulaşmakta zorlandığımız bu dönemde, gerçeği değiştirip şekillendiren ve onu kendi kanalları üzerinden yoğurup sunan tekno-ütopistlerin dünyayı daha iyi bir yer haline getirme sloganlarının pek de hakikati yansıtmadığının artık aşikar.
Okunması ve anlaşılması mümkün olmayan, bir tek kabul et butonuyla giriş yapılan kullanıcı anlaşmalarıyla korunan bu şirketler, bir yandan kişisel bilgileri ve dijital ortamda gerçekleştireceğimiz davranışları ticarileştirirken bir yandan da toplumlara şekil verebilme gücüyle kendilerini daha da sağlamlaştırıyorlar. Bu konuda 2008 yılında iki Carnegie Mellon profesörünün yaptığı çalışmaya göre bir insanın, bir yıl içinde karşı karşıya kaldığı kullanıcı sözleşmelerini okuyabilmeleri için 76 tam güne ihtiyaç duyduğu ve bunun ekonomik karşılığının 781 milyar dolar olduğunu ortaya konmuş. Aradan geçen 10 yıl içinde eminim ki biz insanlar kullanıcı sözleşmelerini okuyabilmek için hem daha fazla süreye ihtiyaç duymaya başlamışızdır, hem de bu durumun ekonomik boyutu katlanarak artmıştır.
Geldiğimiz noktada Facebook insanların geçmişi ve anılarına sahip olurken, Google, dünyanın tüm bilgisini elinde tutup bu bilgileri yeniden şekillendirme misyonunu kendisine atfediyor. Sahip oldukları bu güçle insanların davranışlarını ve bu davranışlardan doğacak hareketlerin sonuçlarını satışa çıkarıyor. Bu şirketler artık davranışları değiştirme ve etkileme gücünü olağan biçimde kendilerine katarak, ülkelerin ve insanların geleceklerini şekillendirecek belkide tanrısal bir gücü kendilerinde görüyorlar.
Zuckerberg önümüzdeki haftalarda bu konuşmalarına devam edecek. Bu seriyi takip edip hayalini kurdukları geleceği anlamaya çalışmak oldukça önemli. Zuckerberg ne kadar başarılı olur bilinmez ama bize düşen, ütopyaların peşinde koşmak olmamalı. Aksine internet ve dijital kültürü daha sağlıklı kullanabilmek için dijital kültürü, dijital okur yazarlığı, teknoloji iletişimi yeteneklerimizi geliştirmek tam da bugün önemli. Fırtınaların giderek şiddetlendiği bu tekno ütopya denizinde daha iyi bir dijital gelecek yaratabilmek, hafızamızı ve geleceğimizi şirketlerin elinde bir oyuncak olmaktan kurtarabilmek için yapılabilecek en önemli ve eleştirel adım bu olacaktır.
