Image for post
Image for post
Photo by Daria Nepriakhina on Unsplash

Pandeminin artık hayatımızın bir parçası olduğunu sanırım kabul etmemiz gereken zamanlara geldik. İşin sosyolojik ve psikolojik boyutunu tartışmak herhalde günler alır. Lakin işbu yazıda offline dünyadan transformasyonun hızlandığı, evlere kapandığımız ve telefonlarımızın başat unsur olarak hayatımızda yer aldığı dönemde mobil uygulamalar için kullanıcı sadakatini sağlamanın yollarını dilim döndüğünce irdelemeye çalışacağım.

Bundan yaklaşık 4.5 ay kadar önce MMA’in programı aracılığıyla Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Unlocking In-App Engagement” başlıklı bir konuşma yapmıştım. Konuşma için hazırladığım sunumda bir mobil uygulamayı vazgeçilmez hale getiren adımları 3 ayrı dönemde inceledim:

  • The onboarding lifecycle (Karşılama)
  • The nurture lifecycle (Eğitme ve Besleme)
  • The attrition lifecycle (Kaybetme)

Bu dönemler, en basit haliyle kullanıcıların mobil uygulama yaşam döngüsünü sembolize ediyor. …


Image for post
Image for post
Photo by Joe Green on Unsplash

Bundan aşağı yukarı 4 sene kadar önce, ürün yöneticisi pozisyonu için iş ilanı çıktığımızda istenen yetenekler kısmına biraz iddialı olacak şekilde büyük harflerle şöyle yazmıştım:

E M P A T İ

Mevzu biraz eski yani benim için. Devamında da birçok yerde mesleğimi(ürün yönetimi) tanımlamak için tek kelimem olsa bunun empati olacağını söyledim. Hatta bu Mart’ta şöyle de bir yazı yazdım:

Sanki kavramsal bir hazine bulmuş, ihtiyaç duyulan ne varsa içine atabiliyordum. Ta ki o güne kadar…

Çok sevdiğim bir arkadaşım, bir sohbetimiz esnasında şöyle yakındı: “Bana empati duymadığımı söylüyorlar! Hayatımda herkesle bu sebepten tartışıyorum!” Bunu farketmemiştim daha öncesinde arkadaşım için. Benim algılarımda geçer akçesi olmayan bir eleştiri almıştı. O günü dertleşerek atlattık, fakat empati konusu benim ağzıma laçka olmuşken böyle farklı bir tespiti beklemiyordum. …


Image for post
Image for post
Photo by Christopher Burns on Unsplash

Saat sabahın 4'ü. Belki bir 15 dakika fazlası var. Telefonum çaldı.

— Aykut Bey ben aşağıdayım.

Aksanlı bir ses. Belli ki buralardan. Defalarca da söyledim Bey’lik bir durumum olmadığını, canım sıkılıyor böyle hitaplara özne olunca.

— Eyvallah abi, iniyorum hemen.

Valizimi alıp indim. Sabahın ilk uçağıyla İstanbul’a gideceğim. “Sarı bela” yerine randevulu bir transfer hizmeti kullanıyorum. Valizi yerleştiriyoruz. Buz gibi Ankara ayazı ikimizin de suratını kesiyor. Buraya bu saatte gelmek için kaçta uyandı acaba? Alarmı çaldığında eşi içinden küfretti mi? “Her gün her gün sabahın köründe lanet gelsin böyle işe” dedi mi mesela? Beni görünce “Ulan velede bak” dedi mi abi? …


Image for post
Image for post

Ürün Yöneticileri için kategorik kullanıcı görüşmeleri incelemesi

Bugün normalde paylaştıklarımdan biraz daha farklı, belki bir tutam daha didaktik bir düşünce akışını paylaşmak istiyorum. Ürün yönetiminin en önemli kısmı olan (potansiyel) kullanıcı görüşmelerine biraz kategorik yaklaşarak; neyi, kiminle, neden konuşabileceğimiz üzerine eğileceğim. Bu kategorizasyon, benim bu konuda okuduğum kitap ve bloglardan bir derleme. Yazının sonunda ufak bir kaynakça da var. Bunun haricinde de çokça kaynak var internette. Bu ufak feragatnamenin ardından, başlayabiliriz :).

Image for post
Image for post
Photo by Stéphan Valentin on Unsplash

İnsanların severek kullanacağı bir şeyler üretebilmenin ön koşulu sanıyorum ki insanları tanımak. İnsanları ve ihtiyaçlarını tanımak için de atılabilecek en basit adım, onlarla konuşmak. Ve insanların ve ihtiyaçların her daim değişiyor olduğunun farkında olmak. Bir sene önceki varsayımlarınızın çoktan geçerliliğini yitirmiş olabileceği bir dünyadan bahsediyorum. …


Image for post
Image for post

Yazılım ve ürün geliştirme dünyasında çalışan herkesin muhtemelen en keyif aldığı iş dönemi; bir fikirin ürünleştiği, insanların kullanımına açıldığı sürece dahil olduğu zamanlardır. İşbu yazı da, yine çok keyif aldığımız bu süreçten öğrendiklerimizi ve heyecanımızı paylaşmayı amaçlıyor.

Önce biraz App Samurai’dan bahsetmek gerekiyor. App Samurai, reklam veren markaların, gelişmekte olan ürünlerin kullanıcı kazanma aktivitelerini; partnerlik yaptığı 300'ün üzerinde reklam ağı aracılığıyla otomatize ve optimize eden bir platform. Ürünün çıkış amacı ve büyümesi tamamen reklam verenlerin ihtiyaçları üzerine kurgulu. Bugün hala MoM %10 üzerinde büyümeyle seyreden bir akışı var App Samurai’ın.

Dijital ve özellikle de mobil reklam sektörü oldukça büyük teknik problemleri barındıran, bunun yanı sıra sunduğu değeri oldukça yüksek fiyatlanan bir sektör. Teknik problemleri biraz olsun sezmek adına Google’da RTB, ad auction gibi aramalar yapabilirsiniz. Hem networkün, hem de veri büyüklüğünün aynı anda çözülmesi gereken bir problem olduğunu söyleyebiliriz. …


Image for post
Image for post

Saat akşam 9'u geçti. Adetten değil, mutfağın kapısı açık. Hakeza küçük odanın da. İnceden bir esinti var evin içinde. Hayra alamet değil.

Kızımı, canımı kaybettim.

İki yaşına girmesine bir hafta kala, dün akşam saat gece 23 sularında, hayatıma yoldaş olan, benim hatalarımla sarıp sarmalayıp da canına can verdiğim kızım artık ölü. Evde çıt çıkmıyor.

Hayır, cebimdeki afili kelimelerden bir methiye yazmayacağım. Bu sadece ince bir veda ve belki de öğrendiklerimden bir tutam.

Hepsi bu kadar.

Image for post
Image for post

İki sene kadar önce hayatıma girdiğinde, henüz kendini yalamayı dahi beceremeyen ve beyazı kirli, siyahı mat; bolca korkulu, ürkek, avcumdan hallice büyüklükte bir kediydi. Bir haftalığına bende kalacak, eğer sahiplenen bulunamazsa Giresun’a gidecekti. Eve girdiğinin 5. dakikasında biliyordum bu yolculuğun ikimiz de nefes aldığımız sürece devam edeceğini. …


Image for post
Image for post
Photo by Sarah Kilian on Unsplash

Here is the thing I want you to remember after reading this: fuck up or failure is not the thing we should praise to the skies in the startup world, finding ways to make experiments cheap is the one.

To make my argument clear, I wanna start with an ordinary case in an ordinary startup…

We have a young Gen Z (let’s call him Genzi) in our startup and he wants to try his new business model alternative vigorously. We have more than 100 B2B users and what Genzi wanted to do is turning their payment method into a subscription model(which is fair) and transforming our value proposition a little bit to fit the new model(which is also OK). After a few brainstorming session in front of our whiteboard and taking a few selfies in front of it and sharing them with the hashtags like #crackinIt #workworkwork #creativity etc.; …


Image for post
Image for post
Photo by Rock’n Roll Monkey on Unsplash

It has been 9 months since I’ve started my new job and of course, new life. Now it is time to share what I have learned. People can produce new people in 9 months; so sharing my experiences in these 9 months is not very absurd from this point of view.

The life cycle of software companies is like a human life born in the middle of a war. Some leave us while they can not defend themselves yet, while others live in a sheltered area and grow enough; and become one of the biggest wares of war. The adolescence among these two is quite turbulent and tiring. A period which can cause every kind of madness. …


Image for post
Image for post
Photo by Rock’n Roll Monkey on Unsplash

Yeni işime, haliyle de yeni hayatıma başlayalı 9 ayı buldum. Artık öğrendiklerimi paylaşmak için yeterli zaman geçti diyebiliriz. 9 aylık sürede insanlar yeni insan üretebiliyor; benim de bu paylaşımı yapmam bu açıdan baktığımızda çok da absürt değil.

Yazılım şirketlerinin yaşam döngüsü, savaşın ortasına doğmuş bir insan ömrü gibi. Kimisi kendini daha savunamayacak durumdayken aramızdan ayrılıyor, kimisi ise korunaklı bir alanda yaşamına devam edip yeterince büyüyebilirse; savaşın en büyük neferlerinden biri oluyor. Bu ikisinin arasında yaşanan ergenlik epey çalkantılı ve yorucu. Her türlü deliliğe müsait bir dönem. …


Image for post
Image for post
Photo by Goran Ivos on Unsplash

Saat 07:08. Alarmın gidebileceği son noktadayız.

Hadi hızlıca, bir anda kalkayım. Sanki dün hiç uyumamışım gibi kalkabilirim. Doğruca banyoya koşarım, uykum açılır. Sonra da atarım kendimi dışarı.

Saat 07:11. Yatakta oturulmaktadır.

Halının desenleri ne güzel. Acaba evde su kaldı mı? Haftasonuna temizlik yaptırmam lazım, evi bok götürüyor. Bir daha saat 11'de tantuni söylemeyeyim ben ya. Öff, bugün yine toplantı var. Hmms… Halıda mı biraz kıvrılsam…

Saat 07:45. Metroya koşulur.

Ulan anahtarı aldık mı? Heh, buradaymış. Girişten uzak bi yerde bekleyeyim de içeri girebileyim. Gerçi bi önceki durakta orası girişe geliyor. Dur, 4. kapı olması lazım en uygununun. Güzel bir müzik indireydim, salak gibi yine offline’a almayı unuttum Spotify’ı. Pöff. E bu metro dolu? Dur şu köşeye sıkışayım. Hah! Girdim işte. Avuç içlerimi tavana dayarsam çok dengem bozulmadan gidebilirim gibi. Kollarım ağrıyor. Hüüfff. …

About

Aykut Bal

gecenin sonuna yolcu.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store