Küresel Yerelleşme 𝐈𝐈

17.10.2018

Efendim geçen hafta kaldığımız yerden küresel yerelleşmeye devam edelim.

Geçen yazıda California eyalet yönetiminin, merkez yönetime karşı çıkarak internet tarafsızlığı ilkesini koruma yönünde direnç göstermesinin hepimiz için ne kadar iyi bir şey olduğunu söyleyerek, ülkemize örnek olması dileğinde bulunmuştum.

Şimdi bir de madalyonun karanlık yüzüne bakalım.

Ağustos ayı ortalarında bir çalışanın ifşa etmesiyle, Google firmasının Çin devleti ile ortak bir proje yürüttüğü ortaya çıkmıştı. Çin devleti ile Google arasında süregelen çatışmayı kısaca özetlersek, 2006 yılına kadar geri dönmek gerekiyor. Bildiğiniz gibi Çin oldukça baskıcı bir rejim altında yönetiliyor. Sansür ve baskı, temel insan hakları ile çatışan boyutlarda. Google 2006 ila 2010 yılları arasında Çin’de arama motoru olarak işlev gösteriyordu. Ancak gittikçe artan sansürleme talepleri ve en sonunda da bir hacker grubunun, arama motoruna “insan hakları” ibaresini yazıp arayan kişilerin mail adreslerini çalması (ki bunun devlet tarafından yaptırıldığı düşünülüyor); ilişkinin sonunu getirdi. Teknoloji devi bu olay üzerine Çin pazarından çekildiğini açıkladı. Bu pazardan çıkma kararının altında, Google’ın bir açık kaynak projesi olması ve dünyanın bilgisini yine dünyaya açık olacak şekilde organize etme prensibine zarar verdiği gerekçesi vardı.

Çin devleti ise aynı günlerde Google’ı da sansürleyerek kendi cevabını vermiş oldu.

Bugün hala Çin’de “Altın Kalkan Projesi” altında hepimizin her gün kullandığı bir çok internet sitesi ‘internet sansür politikası’ sebebiyle sansür altında. Facebook, Instagram, Youtube, Twitter, Yahoo, Pinterest ve bütün Google uygulamaları da buna dahil. Ve bunlar maalesef listenin sadece küçük bir bölümü.

Biz de ne yazık ki çok çeşitli sansür uygulamalarına yabancı olmayan bir coğrafyada yaşıyoruz ve çok küçük yaşlardan itibaren sansürün ne demek olduğunu öğreniyoruz. Bugün hala Wikipedia’ya giremeyen ilkokul öğrencilerine sorabilirsiniz mesela!

Söz konusu Google gibi bir dev olunca ise tartışma iki taraflı yürüyor. O yüzden soralım; bu pazardan çekilme kararı aslında kimi etkiliyor? Çin devleti mi zarar görüyor yoksa zaten ağır bir sansür politikası altına sıkışmış vatandaşları mı? Bir diğer taraftan ise; böylesine büyük bir pazardan pay alamayan bir teknoloji firması mı finansal olarak kaybediyor? Yoksa varlık amacını oluşturan internet özgürlüğü ilkesini korumayı, ekonomik çıkarlardan önde tutan kapitalist düzenin kaçınılmaz parçası bir dev firma mı?

Konuya nereden baktığınız, karşınızda duran çok çeşitli çıkar çatışmalarının neresinde durduğunuzu belirleyecektir mutlaka. Ancak benim kaçınılmaz olarak baktığım nokta, bu teknoloji devrinde sansür denen olgunun ne olursa olsun karşısında durmamız gerektiği elbette.

Geçtiğimiz haftalarda en son yaşanan gelişmeye ayrıntısı ile bakarsak, herkes köşesini seçmiş görünüyor.

Google, yaklaşık 90.000 çalışanı olan bir firma, kendi içerisinde bir kaç ayrı ve küçük birim oluşturarak “Dragonfly” adını verdikleri bir aplikasyon geliştiriyor. Her bir birim birbirinden habersiz çalıştığı için de ilk başta büyük projenin ne olduğunu kimse bilmiyor. Ancak işin son evrelerine gelindiğinde bir kaç mühendis çalıştırıldıkları ana projenin, Çin pazarına giriş yapacak ve sansürler ile uyumlu biçimde çalışacak bir arama motoru olduğunu anlıyor ve bu projeyi hem istifa ederek hem de kamuoyuna ifşa ederek protesto ediyorlar.

(Bu kısımda konudan biraz saparak bir küçük örnek daha vereyim, silikon vadisi çalışanlarının devlet-şirket ilişkilerine nasıl baktığını anlamakta yardımcı olmasını umarak. Geçtiğimiz sene içerisinde Google, Pentagon ile ortak bir projeye imza attı. Amaçlarının takvim, posta ve benzeri uygulamalar konusunda askeriyeye yardımcı olmak olduğunu iddia ederek. Özünde bu proje; yapay zekayı kullanarak, drone’lar ile elde edilen görüntülerin hızla taranıp savaş alanına destek olacak analistlerin işlerini hızlandırmaktı. Ancak gelen tepkiler sebebi ile bu projeyi yeni takvim yılında devam ettirmeme kararı alındı. Daha fazlasını merak edenler, Project Maven’i araştırabilirler. Ya da bu bilgilerin çok teknolojik olduğunu ve günlük hayatımızı etkilemediğini düşünenler, Işid’e karşı sahada kullanılan silahlı drone’ları araştırabilirler.)

Madalyonun karanlık yüzünde; küresel dev şirketlerin bile kapitalist sistemin çarkları nedeniyle ulusal diktatörlere ekonomik çıkarlar karşısında yenildiği bir tablo karşımıza çıkıyor. İfade özgürlüğü çerçevesinde bilgi organizasyonu işini üstlenen, kendine prensipler koyan hatta bu prensipleri yıllarca güden bir firma bile, yönetim kadroları yani değişen “insanlarla” başka yollara sapabiliyor. Para, prensiplerin önüne geçebiliyor.

Yani iş insanda bitiyor.

Prensipler mi sizi yönetsin istiyorsunuz, maddi çıkarlar mı? Geleceğimizin her yönünü bugün bu soruya vereceğimiz cevap belirleyecek…

www.karetekerlek.com