Seçimlerde N’oldu?

27.06.2018

Pazar akşamından bu yana hepimiz kendimize aynı soruları soruyoruz değil mi?

Seçimlerde ne oldu? Nasıl oldu da, sonuçlar bu kadar hızlı açıklandı? Nasıl oldu da mitinglerde toplanan bu muhteşem kalabalıklar, sonuca yansımadı? Nasıl oldu da bu kadar desteğe karşın, ikinci tura kalmadı? Bu sonuç nasıl çıktı? Oylar çalındı mı? Bir hile yapıldı mı?

Seçimlerin ilanından yaklaşık bir hafta sonra seçim için çalışmaya başlayan biri olarak kendi cevaplarımı yazacağım. Sahada çalışanların da benzer gözlemleri olduğuna eminim.

Son sorudan başlayarak, İzmir ve çevresinde bir hırsızlık ya da hile yakalamadık. Evet, her sandıkta sorumlumuz yoktu ama genel olarak okulların neredeyse yüzde doksanında gönüllü ekibimiz bulunuyordu. İzmir genelinde, Bornova özelinde planlı, düzenli ya da istikrarlı biçimde yapılan hiç bir hile ve hırsızlık yoktu.

Peki problem çıkmadı mı? Elbette çıktı, hem de yüzlerce.

Sandık güvenliği eğitimleri ve toplantıları yaparken, bir şeyi defalarca anlatıyoruz; YSK bu ülkedeki en güvenilir sistemlerden birini kurmuştur. Şimdi diyeceksiniz ki o zaman Oy ve Ötesi benzeri sivil örgütlenmelere neden ihtiyaç olsun. İhtiyaç var, çünkü YSK sistemi kurar ve sistemin yürütmesini siyasi parti çalışanlarına devreder. Bu yüzden ülkedeki en akıllı sistemlerden biridir, sahadaki işleyişi siyasi partilere bırakır, bir anlamda sorumluluğu kendi üzerinden atıp siyasi partilere yükler. Bu yüzden sistem güvenilirdir ancak sistemin yürütücülerine güvenme konusu sıkıntılıdır. Yani sistem hata yapmaz, sistemi çalıştıran kişi hata yapar. Bu yüzden sistem değil, insandır güvenilmez olan. Burada YSK bir akıllıca yürütme uygulaması daha yapar, sistemin yürütmesini bir kişiye değil, seçime giren tüm partilerin çalışanlarına aynı anda devreder, yani sistemin yürütücüleri olan Sandık Kurullarında her partinin görevlisini çalıştırır. En az dört kişiden oluşan bu kurullarda, her parti görevlisinin sistemin yürütmesi üzerine ses çıkarma hakkı bulunur. Evet, Sandık Başkanı olarak başkanın yetkileri daha çoktur ancak diğer görevliler, başkana ve onun uygulamalarına karşı çıkma hakkına sahiptir. Denge ve denetleme böyle kurulur. Böylece YSK, ben oyunun kurallarını koyuyorum ama tabiri caizse top peşinden koşmayı sana bırakıyorum der siyasi partilere. Bu yüzden sistem güvenilirdir, güvenilmez olan insandır.

Sahada yaşanan problemler de tam olarak bu yüzden, insan yüzünden çıkmaktadır. Yapacağı işi bilmeyen, yeterince önemseyip eğitimlere gitmeyen, gitse bile yarı uyuklayarak dinleyen, dinlese bile eline verilen dökümanları okumayan, kanunu ve genelgeyi okumayan insandır problemlere sebep olan.

Bu noktada saç baş yolduracak cinsten problemlerle karşılaştık. Beni kişisel olarak en çok etkileyeni, kafamı duvarlara vurma isteği yaratıp, telefonlarda basbas bağırmama sebep olan bir tanesini paylaşayım, bunun üzerine yılmadan çalışacağımın sözünü buraya ekleyerek. Boş evraka imza atan görevliler!

Arkadaşım yıl olmuş 2018, cebinde dünyaları taşıyorsun, her türlü bilgi bir tık uzağında ama sen hala boş kağıda imza atabiliyorsun. Bunu gerçekten aklım almıyor. Dahası da var, bunu yapanı tespit edip hakkında tutanak tutarken, “hangi kanun maddesinde yazıyormuş bakalım boş evrak imzalanmaz” diye soran sandık başkanı ve görevliler var sahada. Gerçekten akıllara zarar bir durum bu. Ancak bence bir açıdan seçimde ortaya çıkan sonuçlara da ışık tutuyor.

İşte bu ve benzeri yürütücüler sebebi ile sahadaki gönüllüler büyük fark yaratıyor. Gururla söylüyorum, salonlardaki sandalyeler yetmeyip, 3 saatlik eğitimi ayakta dinleyecek kadar fedakar olan insanlardır sahada fark yaratanlar. Sabah okulda istenmezler ancak dişleriyle tırnaklarıyla ama nazikçe haklarını anlatır tabiri caizse kendi yerlerini yaratırlar seçim çevrelerinde. Akşama doğru da, sahadaki en bilgili en donanımlı kişiler oldukları gün boyunca defalarca ortaya çıktığından, yardımı istenen kişi olurlar. Tabi bu nokta yani gönüllülerin donanımına olan ihtiyaç da, siyasi partilerin ayıbıdır bana sorarsanız.

Gelelim hızlı açıklanan sonuçlara. Öncelikle her partinin kendi teşkilatı bünyesinde YSK’ya alternatif bir oy sayma çalışması olduğunu bilmemiz gerekiyor. Örneğin A okulunda 1 numaralı sandıkta oylar sayılıp, sonuç tutanakları hazırlandığı anda, fotoğrafını ve bilgilerini bir aplikasyona giren her parti, çok hızlı bir biçimde sonuçlara ulaşacaktır. Burada tüm beceri siyasi partilerin teknoloji ekiplerine kalıyor. İyi bir teknolojik altyapı ile çok hızlı veri toplamak mümkün. Düşünün Oy ve Ötesi gibi bir sivil toplum kuruluşu bile saatler içinde yüzbinlerce evrakı T3 sisteminde toplayabildi, ki bizim etimiz ne butumuz ne! Tüm Türkiye’de yüzlerce teşkilatı, görevlisi ve çalışanı olan siyasi partilerin bunu yapabilmesi şaşırtıcı olmamalı bu yüzden.

Ancak bu noktada benim de kafama takılan bir soru var, Adil Seçim Platformu’na ne oldu? Umarım önümüzdeki günlerde bu soruya hep beraber tatmin edici bir yanıt alırız.

Gelelim benim küçük ilçemde yaşananlara. Öncelikle Bornova’da yaklaşık 500 gönüllü ile küçük ama müthiş etkili bir çalışma yaptığımızı söylemeliyim. Toplam 100 okul ve 907 sandıktan oluşan Bornova’da 89 bina sorumlusu ve yaklaşık 350 sandık sorumlusu ile ortak çalıştık. Gönüllü çalışan konusunda net bir rakam veremiyorum çünkü Oy ve Ötesi sistemini cuma akşamı kapattıktan sonra dahi eş dost aracılığı ile aramıza katılan ancak sistemimizde kaydı olmayan bir çok kişi oldu.

İlk önce çuvaldız ile başlayayım. Eski gönüllülerimizden gördüğümüz katılım maalesef çok azdı. Bu bizim hata hanemize yazılacak, demek ki bir sivil toplum kuruluşu olarak kurduğumuz kimliğimizde herkesi memnun etmeyi başaramamışız. Referanduma katılmayışımız ile ciddi tepki toplamışız. Yaklaşık 100 kadar eski gönüllümüz aramıza katıldı, ki yaklaşık 1000 kadar eski gönüllümüz olduğunu düşününce bu ciddi bir kayıp olarak görünüyor. Elbette kendi kişisel sorun/durumları nedeniyle de katılamayacağını bize iletenler de çok oldu. Yani en azından %90 kayıptayız gibi görünse de, rahatlıkla öyle değil diyebilirim. Vallahi sırf kendimi iyi hissetmek için de söylemiyorum bunu.

Kısaca seçim öncesinden bahsedeyim. Üç partiye her zaman yaptığımız nezaket ziyaretlerini yine yaptık. (Burada kısa bir not: Akp ve Mhp’ye ziyaretler merkez tarafından yapıldı ve hayatınızda başarılar dileriz gibi çok net bir cevap alındı, biz de ilçelerde bu yüzden onları ziyaret etmedik) Chp ve Bornova Belediyesi’nden eğitimi yapacak salon ve müşahit kartı desteği aldık. Bu noktada söylemezsem olmaz; Chp de bizden avukat desteği istedi. Bizde kendilerini Sensiz Olmaz isimli avukat gönüllülerinin organizasyonuna yönlendirdik. Hdp, bize hem müşahit kartı hem de özellikle bina sorumlularımızın çok işine yaradığını tahmin ettiğimiz el kitapçığı (120 adet) desteğinde bulundu. Burada kişisel bir anektodu da anlatmak isterim. Daha önceki seçim çalışmalarından tanıdığımız ve bu seçimde Milletvekili adayı Orhan hocanın elinden içtiğim çayın tadı bir başkaydı. İyi partiyle ise el sıkışmaktan ve şans dilemekten öte bir ortak noktamız olmadı.

Seçim öncesinde bizler için bir önemli nokta da, seçim günü çalışacak ofis arayışımızdı. Bu süreçte gönüllülerimiz göz yaşartacak derecede destek gösterdiler. Kendi çiğ köfte salonunda bizi hem doyurup hem ofis olarak kullanmamızı öneren gönüllümüze teşekkürlerimi iletmeyi borç bilirim. Küçükparktaki Music Kafe, aynı geçen seçimlerde olduğu gibi bu sefer de bize kapılarını sorgusuz sualsiz açtı. Bütün gün bizi besledi, yedirdi içirdi. Koca bir bölümünde bir sürü masaya yayılmamıza ses çıkarmadı, bir de üstüne hesabın yarısını ikram diyerek sildi. Bir kez daha çok teşekkür ederim. Bir de burada kendi evine yakın üç okulda toplam kırk kişiye yiyecek içecek götüren gönüllümüzü unutmamalıyım. Bu çılgınca yoğun süreçte bana en çok güç veren böyle iyi insanların hala aramızda olduğunu gözlerimle görmek oluyor.

Gelelim seçim gününe. Sanırım ilk söylemem gereken nokta, sahada varolan yaygın panik duygusuydu. Belki çoğu gönüllümüz ilk defa bu işi yaptıkları için, belki seçim öncesi liderlerin konuşmalarından dolayı, tam emin değilim ama çok ciddi bir panik havası olduğu aşikar idi. Sabah beş buçukta çalışmaya başladık sanıyorum saat dokuz gibi anca geçebildik bu panik duygusunun önüne. İlk karşılaştığımız problem her zamanki gibi okula alınmamaydı ama çok hızlı çözüldü. İkinci ve belki de bu seçime damgasını vuran problem mühürlerin üzerinde yer alan silik, okunmayan sandık numaralarıydı. YSK İzmir sorumlusuna ulaşarak çözdük. Bir diğer büyük ve ne kadar uğraştıysak da önüne geçemediğimiz problem, oyunu yanlış sandıkta kullanan seçmen oldu. Elbette yine oyunun fotografını çekenlerle uğraştık ancak beklediğimizden daha azdı diyebilirim. Beklediğimizin aksine, geçerli geçersiz oy/hangi oy hangi partinin/ittifakın kısmında görece çok az sorun yaşadık. Bu durum bana seçim öncesinde ciddi saha çalışması yapıldığını gösteriyor. Bir ilginç olay da, kayıtlarda ölü görünen seçmenin oy kullanmaya gelmesiydi. Büyük ihtimalle isim benzerliği sebebi ile yaşanan bu problem günün bence en değişik olayıydı. Ve son olarak da boş evraklara imza atanları saymalıyım sanırım.

Biz Bornova ekibi olarak dört ilçe sorumlusu, beş avukat çağrı merkezi usulü ile çalıştık. Yalnızca dört olay için sahaya giderek müdahale etmemiz gerekti. Onları da bir nebze kolayca çözüme ulaştırdık. En son evrak elimize saat on buçuk civarında ulaştı. Bornova ilçesine ait yaklaşık 1500 tutanak toplayarak T3 sistemine girdik. Yaklaşık 20 adet civarı şikayet tutanağını da merkeze diğerleri ile beraber gönderdik. Bana sorarsanız gönül işi ile yapılan bir çalışma için müthiş rakamlar. Herkese tek tek teşekkür ederim, umarım biz de bu muhteşem saha ekibine, cevaplamaya çalıştığımız 300 üzeri telefon ve binlerce mesaj ile iyi ve hızlı bir destek merkezi olabilmişizdir. Burada ilçemde yaşananları iki küçük anektod ile bağlayayım, biri hepimizin yüzüne kocaman bir gülümseme oturttu, diğeri gözlerimi doldurdu. Yaşadığı sorunu WhatsApp grubunda paylaşan bir gönüllümüze, diğerinin cevabı şöyle olmuş; ya Ayşegül hanımı arayın ya da tutanak tutun! Avukatlarımız, keza ben de bayıldık bu çözüme; bu güvene insan nasıl cevap verir bilemiyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Diğeri ise telefonda sesimin çok şefkatli geldiğini ve tüm sahadaki mücadele için ihtiyacının tam olarak bu olduğunu ileten gönüllümüzdü. Yok yazarken de gözlerimin dolduğunu söylemeyeceğim.

Son olarak gelelim seçim sonuçlarına. Mitinglerde gördüğümüz kalabalıklardan sonra hepimiz sonuçlara biraz şaşırdık sanırım. Ya da şaşırmadık da üzüldük mü demeliyim, bir çoğumuz en azından ikinci tura kalacağını umuyordu. Bu yüzden umudunu kaybedenler, ülkeye sayıp sövenler çok ama yazmadan geçemeyeceğim, seçimler üç-beş kalabalık miting ve 50 günlük çalışmayla kazanılmıyor. Bu sonuç bir kere daha çok net önümüze koydu ki, bizim çalışmamız yeterli değil. Örneğin saha için tek bir güne, seçim gününe odaklı yapılan çalışma seçim sonuçlarını kesinlikle etkilemiyor. Mesele oy verdikleri kişi konusunda insanların fikrini değiştirebilmek. Bu ülkede muhafazakar seçmenin çoğunlukta olduğu da çok net ortada, nüfusun çoğunluğu onlarda. Eğer onların fikrini değiştiremiyorsak, sonuç bugün de yarın da değişmeyecek. 26 milyon oya karşılık 10 milyon oyla yapabilecekleriniz neresinden tutarsanız tutun sınırlı. Bu yüzden kanımca bütün mesele, her alanda mücadeleyi 365 güne çıkarabilmekte, sadece seçim dönemlerine değil. Bu açıdan parti teşkilatları da kendilerine dönüp bakmalı, mesela Oy ve Ötesi gibi hiçbir ekonomik gücü olmayan sivil toplum örgütleri nasıl bu kadar insanı bir araya toplayabiliyor da, parti merkezleri sandık kurullarını kurabilmek için dört dönüyor. Burada bir iletişim sorunu olduğu aşikar, özveri ile çalışacak insanla, o insanları çalıştıracak kurumlar ortak bir payda kuramıyor, ortak bir dil yaratamıyor.

Ben kişisel olarak bu seçimden alınan yenilgiyi, umutsuzluğa kapılmak yerine başka bir yöne kanalize etmek gerektiği kanısındayım. Evet seçimler adil değildi, evet OHAL altında yapıldı, evet devlet imkanlarını kullanan bir parti vardı. Evet,evet,evet…sayılacak çok şey var ancak bence tüm mesele bu yenilgiden ders çıkarmak ve kendine sormak; “Ben nerede yanlış yapıyorum?” “Ben daha fazla ne yapabilirim?” “Ben neden sürekli yeniliyorum?” “Ben neyi değiştirebilirim?”.

Ben işe boş evraka imza atma noktasından başlamaya kararlıyım.

Ya siz?

Emin olun bir sonraki seçimi bu soruya bugünden vereceğiniz yanıt belirleyecek…

www.karetekerlek.com