Yalnızlığın özel bir dışavurumu olarak Unutmuşluk

Başlıklı bir makale yazmaya başlamıştım, bıraktım; vazgeçtim. Makalenin ana ekseni edip Cansever’in tragedyalarindan şu minval üzere bir kaç bölümle,

“unutulmuş gibiyim ben. ve insan
bir bakıma unutulmuş gibidir
bilmem ki nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim.
belki de yalnızlıktan daha fazla bir şey bu
unuttum ben de kendimi stepan”Turgut Uyar’in “dünyanın en güzel Arabistan’ında” geçen bazı şiirleri Heidegger’in “unutulmuşluk” kavramına yüklediği anlam ışığında inceleyen bir yazı olacaktı. Deneme gibi değil hakemli bir bilimsel dergide yayınlatmak üzere yazmaya başlamıştım, bıraktım. Hatta makalenin sonuna doğru necip fazıl’ın şu dörtlüğünü kullanacaktım:

“Hiç kalmadı soran : Ne var insanda? 
Ben duvarda ezikbir böcek miyim? 
Yoksa, pırıl pırıl, tek damla kanda, 
Kainatı süzen bir mercek miyim?”

Belki merak eden olursa Heidegger’in “unutulmuşluk” kavramı aşağı yukarı şöyle bi şey: yukarıdaki foto işte şekerim.