
Uzun zamandır beklediğim birşey var sanki beni yavaşlatan, alikoyan. Derin, sesli bir kahkaha atsam içimden bosaliverip gidecek, buz gibi bir havuza düşüversem aniden herşey değişecek; uyanıp yaşamaya başlayacağım sanki.
İçimde bir gölge var gökyüzünden uzak, ne zaman kaybolacagini bilmeyen, varlığını savunmayan, ayrılmayı da beceremeyen. Güneş gelse kaçıverip gidecek aslında hiç ısrar etmeden.
Uzun zamandır, hayatımda kısa da olsa yazı yazdığım bir dönemde kendimi ne kadar güzel ifade ettigimi düşünüyordum. O yıllarda neden yazmaya başladığımı hatırlıyorum esasında ama neden bıraktığımı hiç mi hiç hatırlayamıyorum doğrusu. Pek de iyi birşey yapmamısım -ki gün geldi ben yazı yazmaya başlamam gerektigi fikrine yeniden kapıldım.
Sanırım yazı yazmak insana kendi ile dertleşme, zihnindeki düşünce akışını takip etme ve kilit noktalarda da verimli tercihlere yönelebilmesi için düşüncelerine zemin hazırlama imkanını veriyor.
Amacım soyut, havada uçuşan kendini ifade etmekle etmemek arasında bocalayan yazılar yazmak yerine, somut düşünce akışlarını ortaya koymaya çalışan paylaşımlarda bulunmak. Yine de kendimi bu konuda serbest bırakıyorum.
Bu metni Türkçe yazdım, anadilim bu. Böylece herkese kendi anadilimde de bir “merhaba” demek istiyorum. Ama eserse, İngilizce de dökülebilir kelimeler. Kimbilir Ispanyolcam iyilesirse belki Ispanyolca da yazabilirim.
Yazı yazmaya niyet ettigime göre başlamış da sayılırım artık sanırım, değil mi?