Merhaba,
hatice gökçe coşkun
11

Teşekkürler soru için,
Kent Plancı tanımı aslında çok doğru değil. “Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarı” bugün kullanılan adı (LAUD). Bu kişilerin asıl yapması gereken iş kenti tasarlamak değil. Kentin içindeki peyzaj projelerini, geniş bir arazide yapılan site türündeki projeleri, açık alanları tasarlamak ve çeşitli ticari veya sosyal tesislerin (vakıfların) kurulacağı yerleri belirlemede fizibilite çalışması yapmak. Yani aslında ekonomide doğrudan bir yeri var.

Öte yandan kenti komple tasarlama fikri bilimsel düşünceden oldukça uzak, kendi içinde hesaplama problemi barındıran bir düşünce.

Yani kentler ekonomik girdilere göre mi planlanıyor, bugün olduğu gibi?

Kentler insanlar nasıl istiyorsa öyle olmalı. Ancak, bugün durum böyle değil. İnsanlar nasıl isterse öyle olmuyor. Yani piyasanın talebine göre gelişmiyor. Bakın piyasadaki talep nedir diye kendimize sorarsak ne cevap alırız? İnsanlar sanıyor ki piyasa her yeri beton yapmak istiyor. Hayır. Aksine insanlar tomanın önüne çıkacak kadar, ülkesini terkedip İsviçre’ye göçmek isteyecek kadar sevmiyor şehrini ve ülkesini. Yeşil alan istiyor, daha düzgün kaldırımlar, düşük trafikli yollar, raylı ulaşım, 24 saat yaşayan şehirler, sokaklarda heykeller ve sanat eserleri istiyor. Bu reel bir taleptir. Ancak piyasa devletin koyduğu sınırlardan ötürü bu taleplere cevap veremiyor. Kendisine koyulan sınırlardan ötürü yapabildiği tek şey gökdelen yapmak şu anda.

Piyasa özel park, orman vs bile yapabilir:
https://en.wikipedia.org/wiki/Gramercy_Park
Mesela Bilkent Üniversitesi kurulduğundan bu zamana kadar ciddi şekilde ormanlaştırmıştır arazisini. Keza güney illerinde benzer mantıkla bazı önemli otellerin çevresinde kendilerine ait ormanlar vardır. Yine şehirlerin genelde dışına doğru çıkıldığında çeşitli vakıflara ait hatıra ormanları görebilirsiniz. Bunların hepsi piyasa tarafından oluşturulmuştur.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.