E-Spor Anılarım: Koçluk Günlerim, Takım Ruhu, BPI ve Play5

Çocukluğumdan bu yana oyun oynayan, oyun dünyasının içerisinde yer alan birisi olarak bir çok oyun oynayan insanın düşündüğü gibi ben de oyunların, özellikle takım oyunlarının analitik, stratejik düşünme yeteneğini ve özellikle ekip ruhunu geliştirdiğine fazlasıyla inananlardanım. Şu günlerde çok iyi anlıyorum ki oyunlardan kazandığı yetileri sosyal&profesyonel hayatında kullanmayı başarabilen bir çok insan gibi benimde hayatımda bu tecrübelerin ince ince çok işe yaradığını söyleyebilirim. Direkt olarak bir bağ kurulamayabilir belki ama aralarında anlatması çok zor bir bağ olduğu kesin. Gelin o günlere biraz inelim.

Yıllardan 2012 olsa gerek, Türkiye sunucusu açılmadan evvel EU-West sunucularında oynadığım League of Legends’in Türkiye sunucusu açıldı. Bir çok Türk oyuncu gibi ben de sunucuya dahil oldum. 1–2 sene kadar elektronik spor diye bir şeyin varlığından habersiz arkadaşlarımla oynadıktan sonra Big Plays Incorporated (Bundan sonra BPI olarak bahsedeceğim) adlı LOL kulübünün sosyal medyada bir ilanını gördüm. Oynadıkları profesyonel maçların Twitch kanalında spikerliğini yapacak birisini arıyorlardı. Başvurdum ve aslında uzun soluklu bir maceranın startını vermiş bulundum.

Twitch spikeri olarak başladığım BPI’da Akademi kadrosu için oyuncu seçmelerine katıldım ve Saldırı Gücü Taşıyıcısı rolüne seçildim.

Hiç tanımadığınız 5 insan ile gününüzün yarısından çoğunu antrenmanlarda, Teamspeak’lerde geçiriyorsunuz. Anlaşamıyorsunuz, anlaşmayı öğreniyorsunuz. Oynayamıyorsunuz, oynamayı öğreniyorsunuz. Kavga ediyorsunuz, özür dilemeyi öğreniyorsunuz. Bencil oluyorsunuz, paylaşmayı öğreniyorsunuz. Kısacası, bir kişiden çıkıp bütün olmayı öğrenebiliyorsunuz.


BPI Akademi Takım Koçluğu

Gün geçtikçe, oyun tarafındaki reflekslerimden ziyade oyun bilgime daha çok güvendiğimi farkettim. O dönemlerde oynadığım BPI Akademi takımının koçundan memnuniyetsizliklerin başlandığı dönemi fırsat bilip koçluğa aday oldum.

Tabiri caizse gecemi gündüzüme katıp her ligteki her maçı izledim. Bütün rakiplerimizin oyuncularının özel maçlarına kadar izledim. Bütün metaları, bütün kompozisyonları, elde edebileceğim veriye dayalı bütün çıkarımları topladım. Kendi oyuncularımın ise hangi saatte yemek yediğine kadar haberim vardı. Sanırım hayatımda hiç bu kadar izleyici koltuğunda oturmamıştım ^_^

Gerek oyuncuların yeni bir heyecana kapılışından, gerek benim zaten bu işe büyük heyecanla yaklaşmamdan her maça gereğinden fazla hazırlanıp, büyük enerjiyle oynuyorduk.

Çok geçmeden faydasını gördük. Önce ard arda gelen ESL şampiyonlukları ve ardından Yükselme Ligi ilk 3 takımı arasına girdik. Şampiyonluk liginde olan takımımızdan çok daha kaliteli bir oyun oynamaya başladık. Hiç unutmam, BPI A Takımı — Dark Passage maçında bizim AS kadronun ortaya koyduğu oyundan konuşulurken bizlerden bahsedilmişti.

Bahsettiğim yıllarda Yükselme Ligi’nde ilk 2 çıkar, Şampiyonluk Ligi’nde son 2 düşerdi. Biz 3. sırada yerimizi koruyorduk fakat üstteki rakiplerimizden biriyle olan maçımız duruyordu. Her şeyin son ana kaldığı Türkiye Futbol takımı psikolojisini bilirsiniz, o durumdaydık adeta. Günün sonunda o maç geldiğinde biraz tecrübesizlikten, biraz kompozisyonda benim yaptığım hatalardan maçı kaybettik. Lige çıkamadık. Çok iyiydik, fakat Yükselme Ligi için iyiydik. Elimizdeki kadroyla Şampiyonluk Ligi’nde şansımızın olmayacağını biliyorduk. Naru’ya, Wristcuttern’a, Theokoles’e karşı oynadığınız zaman klavyedeki her tuşu size yediriyorlardı çünkü.


BPI AS Takım Koçluğu

Gel zaman git zaman, yaklaşık 1 sezon Akademi takımında koçluk yaptıktan sonra ileride çok yakın arkadaş olacağım sevgili Görkem Çerçioğlu ve Ekin Odacıoğlu’nun isteği ile AS Takıma koç olarak geldim.

Ayvalık’tan kalktım Kütahya’daki gaming house’a doğru yola çıktım. İçeride Adaniel’ler, Bliezer’lar, Marshall’lar, Revanche’ler var. Tanışma fastlı vesaire bittikten sonra uzun bi sürece girdik ama ben şunun farkındayım, benim oyun bilgim bu adamların geçen önceki sene çöpe attığı düzeyde. Zorluyorum ediyorum ama takımı doğru yönlendiremediğimi günden güne farkediyorum. Yetmiyor bilgi yani yapacak bir şey yok. En sonunda kendi isteğim doğrultusunda geri çekildim ve analizerlik masasına oturdum. Resmi bir kaç offline maça çıktım fakat arena’da kameraların önünde maça çıkma fırsatını bulamadım.


Play5 Esport Club

BPI macerası sona erdikten sonra, 1–2 sene üniversite hazırlık ve üniversite başlangıcı arası verdikten sonra -yaşam düzenini tekrar kurduktan sonra yani- yakın arkadaş çevrem ile oynadığımız oyunları neden bir takım adı altında oynamıyoruz diye düşündük ve Play5 Esport Club’ı kurduk. Part time çalıştığım elektrik şirketinden aldığım küçücük maaş ile takıma forma yaptırmaktan tutun, turnuva günleri yol yemeklerini karşılamaya kadar ilerleyen bu yöneticilik sevdası çok geçmeden oyuncu kadrosuna yakın arkadaş ve kendimden ziyade ciddi bir 5 kişi satın almaya kadar ilerledi.

O dönemler yükselme liginde oynayan “Why Nunu Why” takımı oyuncularını büyük olmayan bir mevla karşılığı satın aldık ve takımın adınıda satın alarak bir anda kendimizi Yükselme Ligi’nde bulduk. Koçluk pozisyonunu ben aldım ve arkadaş çevrem ise analiz masasında yer aldılar. Fakat Riot’un ufak çaplı bir adam kayırmasına kurban gidip yine Şampiyonluk Ligi yüzü göremedik.


E-spor ve hatta oyun anılarım elbette bu kadar değil. Benim jenerasyonuma ait her oyun oynayan çocuk gibi ramazan gecesi sahura kadar Cs 1.5 Senoyna turnuvaları mı dersiniz, internet kafe turnuvaları mı dersiniz tamamını yaşadım. Hepsi şu an görüyorum ki öyle güzel anılar, arkadaşlıklar, yetenekler katmış ki.

Mesleki yazılarımdan ve meslek hayatımdan epey uzak bir yazı gibi gözükse de, takım ruhunun, ekip işinin olduğu her yer aslında biraz oyundur. Aynı şeyleri yaparız, farklı yöntemlerle. Benzer zorluklar yaşarız, farklı mecralarda olsa da. Saldırı Gücü Taşıyıcısı’da olsanız, tasarımcı da olsanız, koç’ta olsanız, ürün yöneticisi de olsanız; sorunlar ve çözümler çok benzer.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, kalın sağlıcakla!