Determinizmi Baştan Keşfetmek

“… e o halde her olayın mutlak bir sonu vardır. Çünkü her şey, bir neden sonuç ilişkisi içerisinde ilerler. İşi biraz daha büyütürsek herhangi bir özgür iradeden bahsedebilir miyiz?”

Bu cümleyi bitirdiğimde lise son sınıftım ve determinizmi sadece geçen yıldan kulağımı ısıran bir felsefi görüş olarak hatırlıyordum. İçeriğini anlatamaz, hatta hangi felsefe dalında yer aldığını bile söyleyemezdim. (Sayısalcı olduğum için bu mazur görülmeli.)


‘’Ben olaya çok uzağım yaa’’ kutucuğu: 
(Burayı akışı bozmadan direk geçebilirsiniz. Birkaç tanım olacak.)

Determinizm: Evreninin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne süren öğretidir. Yani öğretiye göre her şey belirlenmiştir ve değişmesi mümkün değildir. Bu görüş başta ahlak felsefesi olmak üzere felsefenin çeşitli dallarının uğraş alanına bir görüştür. Ahlak felsefesindeki “İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?” sorusunu yanıtlamaya çalışır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Determinizm

Kelebek etkisi: Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kelebek_etkisi


Olan oldu ve heyecanla yeni bir felsefi görüş temellendirdiğimi zannedip en yakınımda felsefeyle ilgilenen hangi arkadaş varsa yakaladım ve “sözde” bulduğum kendi akımımı anlatmaya, onlarla tartışmaya başladım. Hatta bir deftere ciddi ciddi yeni bir öğretiymiş gibi yazdığım bile oldu.

Determinizmin temel ilkesi sebepler ve sonuçlardır. Her sonucun bir sebebi vardır ve evrendeki her şey bilimsel yasalar doğrultusunda bir makine gibi işleyerek gerçekleşir. Bu yüzden Türkçe’ye belirlenircilik olarak geçmiştir. İş insanın davranışlarına gelince de: “İnsan ahlaki eylemlerinde özgür iradesi ile mi hareket eder?” gibi sorular ortaya çıkmıştır.

Ne üzerine düşünürken aydınlandığımı hatırlayamıyorum ama nasıl temellendirdiğimi, nereden başladığımı gayet iyi hatırlıyorum. Ayrıca kelebek etkisi, Laplace’ın Şeytanı gibi fenomenleri hali hazırda biliyor ve ilginç buluyor olduğum için de kendi determinizm keşfimde yol almam daha hızlı ve sağlam gerçekleşmiş olabilir. Şimdi sizi kendi geçtiğim yollardan geçireceğim ve determinizmi birlikte yeniden keşfedeceğiz. Hem de bunu yaparken özgür irademizi kullanmayacağız.

Dakika -1(eksi bir): Futbolcular yerlerini aldı ve hakemin düdüğü çalmak üzere. Kafalarında maçla ilgili yüzlerce düşünce, milyonlarca nöron hareketi var. Hem beyinlerindeki prefrontal kabuk sayesinde kendilerinin de farkında olduğu düşünceler, hem de bilinçaltında yer alıp üst katmanlardaki fikirleri etkileyebilecek, bunun sonucunda da davranışlarını tetikleyebilecek nöral aktiviteleri ile birlikte maça hazırlar.

Başlamak üzere olan bu maçın sonucunu, 0. dakikadan itibaren belirleyecek olan şeyler nelerdir? Taraftar, teknik direktör, futbolcular gibi rahatça pek çok madde sayabilirsiniz ama ondan daha önemlisi, şunu baştan belirtmek istiyorum: Futbolcuların tüm hayatı hatta insanlık tarihi gibi 0. dakikadan önce gerçekleşmiş pek çok olay da bu maçın sonucunu etkiler, ancak orijin kabul ettiğimiz noktada bunlar zaten gerçekleşti ve artık bizim ilgilendiğimiz kısım bundan sonrası. Daha da ilgilendiğimiz şey ise 90 dakikanın sonu.

Şimdi zaman pastasından kafamıza göre bir dilim kesip, o dilimde gerçekleşen olaylara bakıyoruz ve birbirini etkileyen her insanı, her canlıyı aynı evrende kabul edip dünyayı bir sürü yeni evrene bölüyoruz. Burada evren kelimesi mecaz anlamda olup, birbirinden bağımsız gerçekleşen olayları temsil ediyor.

Seçtiğimiz stadyumda oynanacak olan maçı etkileyen her şeyi ayrı bir evren olarak ele alalım. Biz Türkiye’de olalım ve stadyum Brezilya’da olsun. Telefonla hakemlere veya teknik direktöre bağlanıp deniz ötesinden maçı etkileyebilecek kadar yetkili bir abi değilseniz, maçın sonucunu değiştirmeniz çok zor. Yani maçı ister koltuğunuzda bira içerken izleyin, ister uzay geminizden muzlu süt içerken; sonuç değişmeyecektir. Çünkü aslında siz kendi evreninizden başka bir evreni seyrediyor olacaksınız ve o evrenin olay akışı sırasında ne yaparsanız yapın, sonuç yine aynı olacak.

Futbolcuların yaptığı her hareket birbirinin sonucu ve sebebi olarak gerçekleşecektir. Birinin bile bulunduğu yerden 10 metre geride konumlanmış olması, zor veya kolay, ‘maçın kaderini(!)’ değiştirebilir.

Peki ya zamanı ve buna bağlı olarak Dünya üzerinde yarattığımız evrenleri genişletirsek ne olur? Basitçe; pastadan daha büyük bir dilim keseceğiz işte. Yalnızca 90 dakikalık bir dilimi değil, tüm pastayı alalım. Ne oldu? 0. dakikamız tüm uzay zamanın başlangıcı olmuş oldu. Şu an geliştirdiğimiz en geçerli teori olan Big Bang’e göre düşünecek olursak, bu pasta büyük patlamadan zamanın sonuna kadar uzanıyor. Ayrıca Dünya üzerinde parçalara ayırdığımız evrenler gibi mecaz anlamlı değil. Evren gibi evren, bizim evrenimiz…

Şimdi Brezilya’da oynanan maçın etki alanının dışındaydık değil mi? Biz onları etkileyemiyorduk ama onlar bizi etkileyebilirdi çünkü izleyici olan bizdik. Peki kendimizi tüm evrenin dışına atacak olursak ve zamanın başından itibaren büyük pastadaki her şeyi, o sonu aslında belli olan futbol maçı gibi izleyecek olursak?

Bu durumda evrende yaşanan hiçbir olayı etkileyemeyiz çünkü dışındayız. Sadece izliyoruz ve biz orada ne yaparsak yapalım her olayın sonucu aynı bitecek. Sonu kaçınılmaz olan maçın yerine bizim Dünyamız ve Evrenimiz geçmiş oldu, hayırlı olsun. Ve bu, her noktası kaçınılmaz mutlak olaylar dizisi anlamına geliyor.

Bu noktaya kadar geldikten ve insanlarla tartıştıktan sonra aklıma yeni bir soru geldi. “Asıl problemi buldum,” dedim kendi kendime. “Her şeyi başa sararsak, yine aynı şeyler bir filmi başa sarmış gibi mi gerçekleşir; yoksa insanların ikinci seferde farklı bir seçim yapma olasılığı var mıdır?” Ahlak felsefesine gittikçe yaklaşmıştım. İşin içine insan girmişti.

İddiam şuydu: Gerçekleşecek olan her şey daha büyük patlamadan belliydi. Evrendeki her sistemi en ince ayrıntısına kadar bilen ve aynı anda her aktivitenin sonucunu hesaplayabilen bir varlık olsaydı, yaşanan tüm olayları bilirdi. Bu, Laplace’ın Şeytanıydı. ‘’Olasılıklar Üzerine Felsefi Bir Deneme (A Philosophical Essay on Probabilities)’’ eserinde çok çok önceden yarattığı Tanrı gibi ideal bir varlık. 
 Ne olur ne olmaz şunu da belirtmek istiyorum: Laplace’ın Şeytanı gibi bir varlığın gerçek olduğunu iddia etmiyorum. Bu yalnızca bir düşünce deneyi.

Bir sistemi veya makineyi başlattığımızda, ilk etkiye göre sırasıyla yeni tepkiler gelecektir ve karşımıza bir sonuç çıkacaktır. Bilgisayarı açmak gibi düşünün. Her yeniden başlatışımızda bir dizi aynı olay tekrarlanacaktır ve sistem yine aynı sonucu verecektir. Makineler her ne kadar bir amaca hizmet etmesi için tasarlanmış, dolayısıyla düzenli sistemler olsa da düzensiz bir ilk hareket de fizik kanunlarına göre hep aynı sonucu verir. Yani ilk hareket olan büyük patlama, hep aynı şekilde başlatıldığı sürece ben, daima 31.12.2015 tarihinde bu yazıyı yazıyor olacağım.

İnsan da evrende gerçekleşen olaylara bağlı bir sistemdir. Doğanın biyolojik kanunlarını aşıp kendine yeni ahlaki kurallar belirleyen, hayal gücü olan bir canlı diye bu hayvana türlü türlü yeni anlamlar yükleyip özelleştirmeyi, bilimsel olarak gereksiz buluyorum. Bu özelleştirme sonucunda da insan, indeterministler veya otodeterministler için makinenin bug’ı haline geliyor. Çünkü gelişmiş bir sinir sistemi, bir beyni var.

Beyin, henüz tam anlamıyla keşfedemediğimiz bir organ ve zaten hakkındaki her şeyi tam olarak bilseydik belki de determinizm bilimsel olarak kanıtlanabilirdi. Bu kanıya determinizmi bilimsel olarak kanıtlamaya çalışan bazı nörologlar sayesinde vardım ve hangi çalışmaları yaparak sonuca ulaşacakları veya ulaştıklarını iddia ettikleri konusunda hiçbir fikrim yok.

Ben, insan beynini de yalnızca evrenin içinde yer alan bir sistem olarak görüyorum ve bahsettiğim gereksiz özelleştirmelerden kaçınıyorum. Böyle bakınca yalnızca içinde kimyasal tepkimelerin olduğu, sinir hücreleri arasında elektriksel iletimlerin gerçekleştiği, bağlı olduğu canlının hareketlerini yöneten karman çorman; ancak Laplace’ın Şeytanı için hesaplaması hiç sıkıntı yaratmayan, ortalama 1,5 kg ağırlığında bir organ.

İnsanın davranışlarını belirleyen etkenleri ikiye ayırıyorum:
1) Genler
2) Anılar

Şu an bu yazıyı okuyan sizi, siz yapan her şey aslında geçmişiniz ve genleriniz. Eğer gittiğiniz ilkokul değişseydi bu yazıyı çoktan kapatmış olabilirdiniz veya hiç karşılaşmamış olabilirdiniz. Hatta yaşamıyor bile olabilirdiniz. Her yaşadığınız olay kişiliğinizi farklı şekilde değiştirir.

Sonuç olarak bu yazıyı açmak için özgür iradenizi bile kullanmadınız. Şu an kapatmaya karar verirseniz bunu da özgür iradenizle yapmayacaksınız. Özgür irade sadece bir yanılsamadır. ‘’İstedim ve gayet de irademle yaptım’’ demeniz yeterli değildir. Çünkü istemenizin altında yatan sebepler de belli sebeplere bağlı gerçekleşti. Bu sebepler zincirini geriye doğru takip ederseniz, büyük patlamaya kadar ulaşırsınız.

‘’Peki eylemlerimiz özgür irademiz dışında gerçekleşiyorsa, onlardan sorumlu olmamız hatta cezalandırılmamız ne kadar doğru?’’
 
Bu, üzerine ayrı bir yazı yazılmasını gerektirecek daha zorlu bir problem.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Batuhan Özcan’s story.