Numan Ali Khan Teveccühü

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
 Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
 Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
 Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
 Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
 Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
 Bunu bana söylemediniz
 İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
 Bunu bana öğretmediniz
 Kardeşim İbrahim bana mermer putları
 Nasıl devireceğimi öğretmişti
 Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
 Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
 nasıl sileceğimi öğretmediniz

Hızırla Kırk Saat, Sezai Karakoç

Bu ismi ilk defa Mehmet Erken’in dunyabizim.com için yaptığı bir röportajda duymuştum . Gençlere neden yerli hocalar yerine anlatımlarını daha çok İngilizce yapan, Avrupa ya da Amerika’da mukim olan vaizleri dinlediklerini sormuştu. Özellikle son yıllarda yaşadığımız ciddi dönüşümün en önemli dışavurumlarından birine odaklanmış olduğundan hayli önemli bir çalışma olarak bence kayda geçmelidir. Devamını yapacağını da söylemişti Mehmet, açıkçası merakla bekliyorum. Haliç Kongre Merkezindeki izdihamı da gördükten sonra bu gençlik ilgisinin kaydığı mecranın masaya yatırılması ciddi bir önem arz ettiğine bizzat şahit olmuş oldum. Klasik anlatım teknikleriyle öğrenen kuşağın yaşlandığını ve artık gençlerin daha başka bir anlatım şekline temayülünü bir tespit olarak önümüze koyalım. Bu durumun tetkiki bize yaşadığımız zamanın çıkmazlarının da işaretini verecektir.

Anlattıkları klasik metinlerde de yer alan, okumuş olan için fazlasıyla malum ve zaten bilinen şeyler olmasına rağmen, Numan Ali neden bu kadar teveccüh görmektedir?

Popülerliğe eleştirel bakan bir muhalif için ilk akla gelen cevap aşağı yukarı şöyle bir şey: “Steril konuşuyor, sistemin merkezinden sisteme laf etmeden, dinamik bir anlatım ve güçlü bir sahne performansıyla sunuyor. Ayrıca sunumlarını sade bir İngilizce ile yaptığından, yabancı dil öğrenmek isteyen geçler için anlamlı bir yerde duruyor. Bu durum özellikle apolitik ama bilgilenme merakı da olan yeni kuşak için Numan Ali’yi dikkate değer kılıyor.” Bu bakış bence meseleyi kuşak çatışmasıyla açıklamaktan farklı değil ve mesele sadece kuşak çatışması değil. Evet “merkezden” ve sistemi rahatsız etmeden başarılı şekilde konuşmanın bir pop star yaratma imkanları mevcuttur zira pazarlama şebekesi bu kişiler için torpil yapar ve tedavüle sokulması ister istemez kolaylaşır. Ancak sadece bu kadardır demekle dinleyicilerin birer tüketim canavarı olduğu ve aslında bir iradeye sahip olmadıkları gibi klişe ön kabuller öne çıkarılmış olacaktır. Bu cevap kesinlikle yeterli değil.

Numan Ali gibi figürlerin özellikle taban mağduriyetini görenler için popülerlik ve tedavüle sokulma imkanları öne çıkarılarak eleştirilmesi tek başına anlamsız değil ancak bu yaklaşım bir hakikati barındırsa da kanaatimce neden sorusunun yanıtını vermeyecektir.

Programdan önceki bir takım siyasi parti reklamlarını ve sponsor fırsatçılığını eleştirmekle birlikte detaylandırmaya gerek görmüyorum. Yavaştan gözlemlediğim kadarıyla yaptığım çıkarıma gireyim.

Öncelikle bazı noktaları vurgulamakta fayda görüyorum. Dil yapısı itibarı ile soyutluğundan ve insaniliğinden tevellüt bir matematiksel kurgu ile çalışır. Dönüşümü, değişimi ve aktarımı matematiksel bir boyut taşır. Başarılı olan her anlatımın ister yazılı ister sözlü olsun bir matematiği vardır. Başarılı bir anlatımın klasikleşmesi de dilin değişimine rağmen soyut mekanizmasıyla ne kadar uyumlu olduğuyla alakalıdır. Hitabet de yazılı anlatımlar da bu denklemin dışında değildir. Hülasa başarılı bir sunum, sonrasında üzerinden kuşaklar geçse bile başarılı bir sunumdur.

Numan Ali, birçoklarımızın bildiği tarihi olayları, özellikle İslam tarihini, bir terkip içinde ilişkilendirerek etkili bir kurgu ile yormadan dinleyicilerine aktarabilmektedir. Anlatırken dinleyiciye öğretici bir hava oluşturmadan boşlukları doldurma imkanı vermektedir. Süslü ve zor kelimeler kullanmadan basit bir İngilizce ile meramını anlatmaktadır. Hudeybiye Anlaşmasını anlattığı Haliç Kongre Merkezindeki konuşmasında olayın öncesini gereksiz detaylara hiç boğmadan teker teker ve yumuşak geçişlerle aktararak konuya girdi. Anlatımındaki serilik muhatabına ders verme edasında olmadığının en büyük işaretiydi. Klasik vaizlerde çokça gördüğümüz, tekrara girecek gereksiz kelimelerden ve vurgulardan eser yoktu sunumunda.

Klasik vaizler ise daha çok kendi sesini dinlemekten haz eder gibi konuşuyorlar maalesef. Anlattıklarının anlamlılığı bir tarafa muhatabın kendisini anlamasını bekliyorlar sanki. Nouman Ali gibi genç vaizlerde ise bu havaya rastlamıyoruz. Bildiğini ya da yorumsadığını aktarma gayretinin samimiyetini hissettirebiliyorlar.

Sıkıcı konuşmaların bir diğer tarafı da dinleyiciye yük yüklemesidir. Bu yük dinleyicinin bir nevi borçlandırılmasıyla oluşturulur. Aşağı yukarı şöyle bir etkileşim olur:

Vaiz: “Dünya kötüdür, bir şeyler ters gitmektedir, o halde Müslümanlar, kendinize çekidüzen verin!”

Dinleyici(içinden tabi): “E peki olay ne, bu nasıl olacak, hangi olayla bağlayacağız, bana örnek olarak gösterdiğin kişiler nerede, ne zaman, ne yapmışlar?”

Bu dinleyici için büyük bir yük, olayların hızla geliştiği ve şekillendiği bir çağda(ki her çağ öncekilere nazaran biraz böyledir) göz hizasında bir tavrı geliştirme imkanı vermeyen bir yük… Bir şeylerden anladığı kanaatiyle sözüne itibar ettiğimiz vaiz bize anladıklarının reklamını yapıp bizim de anlamamız gerektiğini belirten bir öğüt veriyorsa oradan uzaklaşırız. Bunu da en kolay gençler yapabilir. Zira yaşlı olmak bir takım alışkanlıkları bırakamamaya neden olabilmektedir.

Numan Ali, ayrıca, modern dünyanın handikaplarının tam ortasında konuşmak gibi bir imkana sahip. Enformasyon hızının yarattığı yeni kültürün espirili ve biraz haylaz bir janrı var, klasik anlatıcılar ise gençlerin kendilerinin de gelişimine katkıda bulundukları tarzı, hayatın tabiatı gereği idrakten ve uygulamaktan ister istemez uzak kalıyorlar.

Bazı noktalara da değinmek gerek. Numan Ali sistemin bizzat kendisine yönelik sert eleştiriler getirmemektedir. Peygamberin hayatına dair anlattıklarında yaşadığımız çağın işler sistemine dokunan örnekleri daha zayıf puntolarla dillendirmektedir. Ancak bu sterillik, kendisine olan teveccühün kaynağı olarak gösterilemez. Gençlik, cesaret ve özgüven açısından yaşlılardan çok daha ilerdedir. Sterillikten dolayı tercih edilmediğini özellikle görmek gerekiyor. Oluşan teveccühten ziyade dinleyicilerin, dinledikten sonra takındıkları tavra odaklanmak daha anlamlı olacaktır. Sistemin problemlerine karşı duyarsız ve makul bir tavra mı işaret etmektedir yoksa modern hayata karşı diri tutan bir hali ortaya çıkarabilmekte midir?

Eğer böyle bir netice ortaya çıkmıyorsa bu nasıl sağlanabilir? Numan Ali Khan’a ve kendisiyle aynı dönemde popülerleşen genç vaizlerin sterilliğine takılmaktansa, sistemle problemi olan söylemin etkisizliğini masaya yatırmak anlamlı olacaktır. Demokratik muhalefetin güçlü olduğu zamanlarda muhalif ve etkili vaizler ve yazarlar daha çok göze çarpıyordu dünyada. Şimdilerde bu durumun noksanlığını yaşadığımızı kabul etmekle başlamalıyız.

Netice itibarı ile Numan Ali Han gerçeğe yakın bir şeyi anlaşılabilir bir şekilde ve hiç dolayıma sokmadan, sıkmadan anlatma yeteneğine sahip biri. Bu kadar teveccühe gark olması hiç tesadüf değil.

Bedri Soylu


Originally published at www.emekveadalet.org on August 26, 2016.

A single golf clap? Or a long standing ovation?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.