Kendim ve evet, siz hakkında
İnsanı ele alırken nasıl başlasam bilmiyorum. Bir benden bildiğim insan var, bir de gözlemlediğim. Ne fark eder ki? Değer kıstası benim.
İnsan doğuştan bencil bir varlık ve öyle de olmak zorunda. Bencilliğimizi kontrol altında tutmaya çalışarak yaşıyoruz bütün hayatımız boyunca. Kendimi baskılayarak karşımdakini anlamaya çalışıyorum, iç sesimi susturmaya çalışarak kulaklarımı açıyorum. İnsanı ele alırken nasıl başlasam bilemiyorum. Evrenin onun için döndüğü iddia edilen bir varlık nasıl kağıtlara sığdırılır? Hangi köşesinden çekip aktarırsın iki boyutlu yapraklara? Neresini nasıl eğip büküp sunulabilir hale getirirsin?
İnsan pistir, çirkindir ve içten içe de tuhaftır. Doğuştan iki yüzlüdür ve biri sadece tamamen yalnız olduğu zamanlara aittir. Kimsenin görmediği zamanlar kendisinin bile sonrasında hatırlayamayacağı hallere bürünür. Toplum başkadır, bireysel insanlar başka( toplum bireysel insanların toplamından büyüktür). Toplum ne insandan gelir ne de insandan oluşur.
İnsan itiraf edemeyeceği kadar çok yalnızdır aslında. Kendi saydam kilitli kutularıyla doğar. Ebeveynleri camdan duvarlarını okşar, ser köşelerine sarılır yavrularının. İçten içe yalnızdır insan çünkü bilir evrenin merkezi olduğunu. Bencil doğmuştur ve evrenin ortasında otururken herkesin aslında onun için bu dünyada olduğunu fark eder. Bu herkes için geçerli değil midir? Filmin her karakterinin farklı bir hikayesi, hak ettiği başka sahneler yok mudur? Var olan insan kadar farklı evren, her birimizin milyon tane figüranı vardır uzayın boşluklarında. (kopyalarımız, başkalarının filmlerinde takılır)
İnsan korkak, ürkek ve çekingendir biraz da. Sokar dokunduğunu bazen; dokunmaya korkar, korktukça sinen, kabuğuna çekilen, sustukça da aksileşen zıtlıklar bütünüdür. Elini uzatıp karşısındakine dokunmak ister ama nereye uzansa kendisiyle karşılaşır. En hüzünlüsü de budur belki de; bunca imkanın içinde insan, kendisiyle baş başa yaşamaya mahkumdur.
İnsan katında mutlak olan tek bir şeyden bile söz edilemez. Hiçbir zaman bilemeyecektir insan yaptıklarının vebalini. Ya da sorularının cevaplarını. Yankı yapar ve ona geri döner. Her şey sadece tek renkten ve tek kaynaktandır ama insan o kadar yakından bakmaktadır ki ışık yansır, kıvrılır ve bir olan çok görünür. Renklerin cümbüşünden gözleri kamaşır. Bir süreliğine aldanır, bildiğini sanar; içi rahatlar. Aldanmak sonunda çok da kötü değildir, yaşamayı katlanır kılar. Bir süre sonra da alışkanlığa dönüşür. İnsan kendini aldatmaya başlar.
Karşısında birinin olduğunu, başkasını sevebileceğini, nesnelerin arkasında anlamlar bulunduğunu söyler kendine. Kendine söyler ve kendine inanır. Kendisiyle oynar ve zevk alır.
İnsan dediğin bir gün vardır öbür gün yoktur. Başlangıcıyla sonu aynıdır. İki kişiden ve yoktan oluşur, yokluğa gider.
İnsan belki de bir noktadan ibarettir. Başı, sonu, varlığı belli olmayan yani her şey olma potansiyeline sahip uzaydaki bir iz sadece.
Biz milyonlar toplansak ancak bir nokta ederiz. Belki de bu kadar bölündüğümüz için bu kadar farklıyız birbirimizden. Bu yüzden yadırgıyoruz birbirimizi ( bir noktadan olduğumuz için de aslında aynıyız kardeşlerim?)
Oysa bir nokta, her şeyin başı ve sonu, var olunabilecek en güçlü şey iken..
Niye böldüler bizi?
Bunu bir süre önce karalamıştım ama bugün bunu bu şekilde bitirmek istemiyorum. Kendimle çelişmek pahasına da olsa kendimizle ne yapmamız gerektiği hakkında bir kaç öneri ekleyeceğim.
- Demek ki bu koca dünyayı paylaşıyoruz ama hepimiz birbirimizi yalnız bırakmışız. Deneyimlediğimiz tek şey de kendimiziz. Bu neden karamsar olmak zorunda? Yaşadığım ve düşünebildiğim, tutunabildiğim tek gerçek ise elimdeki tek güç bu aktiviteleri bilinçli bir merakla yapmak olur. Yaşayın! Ve inceleyin kendinizi, anlamaya çalışın düşüncelerinizin kökenlerini; seçimlerinizi ve sahip olduklarınızı. Konuşun, kendinizle ya da değil, ne fark eder? Eğer bu sizin filminizse, eğer benle aynı fikirdeyseniz, tanıyın figüranlarınızı. Onlara hayatınızda verdiğiniz rolleri eşeleyin ve endişelenmeyin. Bulacaklarınızın doğrusu ya da yanlışı yok. Benim lügatımda değil.
- Her doğrunun bana göre iki yüzü vardır. Bir inanç iyiye de kötüye de sürükleyebilir. Bu yazı belki karamsar bir his veriyor olabilir ama yazar aynı doğruların çoğuna inanmakla beraber çok daha mutlu bir yerde. Çünkü mutlu ve mutsuz olmanın aslında pratikle alakalı olduğunu öğrendi. Düşüncelerin yol alacağı yönü seçme şansı bizim elimizde. Yani neye inanırsanız inanın, fikirlerin sizi mutsuz yapmasına izin vermeyin. Karamsarlığı ters yüz edin ve sakladığı cevherleri bulacaksınız.
- Yazımda katılmadığım yer ise insanların tamamen yalnız olduğu. Kendi filmimizde yaşıyor olabiliriz ama ne bütün evren bizim için ne de diğer insanlar bizim yansımalarımız. Yaşayanlar biziz. Evren de kanımca bizimle beraber yaşıyor. Biz her gün yaşadığımızı da yaratıyoruz. Ve hayır, tek kişi de değiliz. Birin parçalarına bölünmüş olma fikri belki bunu açıklayabilir: dünyada biz farklıyız. Dünya düzenliliğin olduğu bir yer değil. Hepimiz de farklıyız birbirimizden ve bu yüzden de birbirimize gerçekten dokunabiliyoruz. Anlamanız gereken yer, benim bu yazıyı yazarken kendimle çok uğraşıyor olmam ve etrafımda da bana bağlı pek fazla insanın olmaması. Kendi deneyimlerimden çıkarak kimseye dokunamayacağımı, zaten bunun da imkansız olduğunu varsaymıştım. Oysa gerçek hiç de öyle değil:
- Çok kırılganız ve nariniz aslında. Bırakın cam kutuyu etrafımızda bir zar bile yok. Her küçük an bizi değiştiriyor ve başka türlüsünü de istemezdim. Bizi biz yapan yapıtaşlarının içinde tahmin dahi edemeyeceğimiz anılar yatıyor
- Sonuç olarak: ne yüce bir türüz ne de çok özeliz. Ama anlayabiliyoruz ve yorumluyoruz. Deneyimleyebilen tek tür olarak, bütün güzelliklerin ve kötülüklerin var olmak için bize ihtiyacı var.
- credit: marcus martinez
- sonuçta, birbirini öldürse de, böyle güzel şeyler de yaratabilen başka hangi örnek var etrafımızda?
Originally published at begumgvn.wordpress.com on September 6, 2018.
