Afrika’nın ortasındaki yeşil ülke: Kamerun

Renkli elbise, bolca muz, avakado, papaya, hindistan cevizi, şirin köy mescitleri, güzel mi güzel yeşil dağ ve ovalara doğru bir haftalık yolculuk.


Kamerun eski bir sömürge memleketi. Fransızlar ve İngilizler başta olmak üzere yüzyıllar boyunca Avrupalılar bu bölgeyi olabildiğince kullanmışlar. 1960 yılında bağımsızlık kazanılsa da sömürgenin etkisinin hala devam ettiğini söylemek abes olur sanırım. Öyle ki insanların dilinde sömürge öncesi ve sömürge sonrası karşılaştırmalarını bulmak mümkün. Ekonomik başkent Douala, siyasi başkent Yaounde Fransızların etkisinde kalırken daha batıya doğru olan bölgelerde İngilizlerin hakimiyeti mevcut. Gittiğim bölgelerde yoğun olarak kullanılan dil ise Fransızca. Kuzey ve doğudaki diğer ülkelerden çok önceleri göçüp buraya yerleşmiş Afrikalıların birçoğu da Arapça biliyor.

Şehir içindeki ulaşım genellikle motosikletlerle sağlanıyor. Dolmuş gibi çalışan motorları kadın, erkek rahatlıkla kullanıyor.

Kamerun halkı çok sakin. Sakin oldukları kadar da rahatlar. Yürürken kaldırım kenarında durup, arkasını dönüp ayakta tuvaletini yapabilmek gibi bir rahatlıktan bahsediyorum. Ana caddelerdeki yoğun trafiğe rağmen insanların kavga etmemesi, çok nadir de olsa bağırmaların olmaması güzel bir durum. İstanbul trafiğinde terör estiren şoförlerle yolcuları bir haftalığına Kamerun sokaklarına bırakmalı. Bir tutam sakinliğin kimseye zararı olmaz.

Douala’ya göre Yaounde daha yeşil, düzenli ve az nemli. Havası da çok temiz.

Ülke, ekvatora yakın ve tropikal bir bölgede olduğundan dolayı gözün gördüğü her yer yemyeşil. Her yanı yeşil olan böyle bir memleketi daha önce görmemiştim. O yüzden seyahat boyunca hayran hayran izledim. Dağlar, düzlükler, şehirler, köyler, yeri geldiğinde caddeler ve sokaklar yeşillikler içerisinde. Toprağının bereketi ve yılın hemen hemen her mevsiminin yağışlı olması bu yeşilliğin önemli sebeplerinden. Ananas, muz, papaya, hindistan cevizi ve daha birçok meyve için burası bulunmaz nimet. Şehirler arası yolculuklarda onlarca muz yedim, pişman olmadım.

Kamerunluların renkli elbiseleri çok şirin.

Yaklaşık 23 milyon nüfusa sahip olan Kamerun’un %70’ini Hristiyanlar, %20’sini de Müslümanlar oluşturuyor. Hristiyan nüfusu fazla olan bir yerde ilk defa bulundum. Hristiyanların nüfusu fazla olsa da insanlar içiçe, birbirlerinden ayrışmadan yaşıyor. Kilise gördüğünüz sokakta biraz ilerlediğinizde bir mahalle mescidi ile karşılaşabiliyorsunuz. Ayrı dinlerin insanlarının burada herhangi bir problem olmadan yaşadığını gözlemleyebiliyorsunuz. Burada kavga veya savaş için bir neden yok. Ama tarih, böyle coğrafyalarda bir nedenin illaki bulunduğunu ispat ediyor.

Douala’da bir Müslüman mahallesi.

Sokaklarda dolaşırken hemen herkesin yoksul olduğunu, buna rağmen insanların hayatlarına şükrettiğini farkettim. Müslümanı, Hristiyanı herkes bu durumdayken, aralarında çok fark bulunmazken, birbirlerine düşmeleri için bir neden yokken, fitnenin din üzerinden çıkartılabileceğini düşündüm. Kamerun’un doğusundaki komşusu Orta Afrika Cumhuriyeti’nde olan buydu. Sadece Müslüman olduğu için katledilen binlerce insan. Kuzeyindeki komşusu Nijerya’da ortaya çıkan Boko Haram örgütünün de yapmaya çalıştığı şey hemen hemen aynı; bölgede sorun olarak görülmeyen durumlar üzerinden kavga ve ayrılık çıkartmak. Bu örgüt hakkında bir Kamerunlu ile konuşurken söylediği şey bunu özetliyordu: “Yarım kamyon bira ile bir adamı örgütten rahatlıkla kopartabilirsiniz, olayın din ile alakası yok.” Kamerun bölgede meydana gelen bu tür olaylardan etkilenmemiş nadir ülkelerden biri. Müslüman ve Hristiyan ayrımı yapmadan yatırım yapılmayı bekleyen bu toprakların en büyük ihtiyacı her yerde olduğu gibi eğitim.

Sokaklarda ve pazarlarda hemen her yerde et pişiriliyor. Dev mangalların malzemeleri ise tanıdık: petrol varili, üzerine yatak demiri. Pişirilen etin tadı ise bambaşka.

Kamerun’da yaklaşık 300 Türk ikamet ediyor. Yerel halkın söylediklerine göre Türkler buraya çok geç gelmiş. Batılılara nispeten Türkleri daha güvenilir buluyorlar. Fotoğraf çekerken veya sokaklarda dolaşırken bana gösterdikleri “nasara, nasara” şeklindeki tepkilerine göre Batılılardan pek hoşlanmıyorlar. Özellikle fotoğraf konusunda çok hassaslar. Haberleri olmadan çektiğimde ciddi manada sinirleniyorlardı. Beyazlara karşı olağan bir tepki var. Onlara gülümsediğimde veya selamunaleyküm dediğimde yüz ifadeleri hemen değişiyor.

Özellikle köylerdeki camiler çok güzel ve şirin. Rengarenk ve yeşillikler arasında. Abdest için kuyudan çekilen suyu kullanılıyor.

Ülkenin en büyük şehri Douala ve siyasi başkent Yaounde’nin etrafında tarım pek yaygın değilken okyanusa daha yakın bir bölge olan Tiko’da düzenli tarım yapılıyor. Kilometrelerce uzunlukta palmiye, muz, kauçuk, hindistan cevizi tarlaları var. Bunların çoğunluğu ise Kamerunluların değil. Çin, İngiltere, Fransa, Malezya gibi ülkelerin burada tarım üzerine ciddi yatırımları bulunuyor. Bereketli olan bu topraklarda hava ve iklim şartlarından dolayı da yılda üç defa hasat alınabiliyor. Batı algısının kırılabilmesi için hem yerel halkın kendine güvenmesi hem de ülkeye giden beyaz tenlilerin safi niyetlerinin olması gerekiyor.

Toprağıyla, neme rağmen havasıyla, tropikal meyveleriyle, doğasıyla bir güzel ülke Kamerun. Ben sevdim.

Musluğun olmadığı yerde kuyular var. Gittiğim şehirlerin suyu temiz değildi. Halk da hazır su tüketiyor. Temiz su, Afrika’nın en büyük sorunlarından biri.
Douala ile Yaounde arasındaki Mranmoko köyündeki çocuklar.
Pazarlarda veya sokak tezgahlarında çoğunluk olarak kadınlar bulunuyor. Satış yapanların yanı sıra terzilik yapanların sayısı da az değil.
Yaounde’deki bir Müslüman mahallesi. Yollar genellikle bozuk.
Bayram günü insanlar namaza gelirken en güzel elbiselerini giyinerek geliyordu. Çocukların şıklığı gözlerimden kaçmadı.
Büyükler vaaz dinlerken biz oyun oynuyorduk.
Namaz sonrası insanlar kurban ve bayramlaşma için yola çıktılar. Bayramın ilk günü Kamerun’da bir şenlik havası vardı.
Kamerun’daki son günümde okyanusu görmeye gittim. O kadar gelmişken görmemek olmazdı. Onca sıcağa rağmen su soğuktu. Burası cennetten bir köşe.
Son günün hatırası bu fotoğraf. Taşı uzağa atma yarışı yaptık, iyi oyuncuydu, kazanan bendim.

Kamerun, Ekim 2014