İç denizlere doğru yolculuk: Pi’nin Yaşamı

Okyanusta ne olduğuna dair sana iki hikâye anlattım. İkisi de geminin neden battığını açıklamıyor. Ve hiç kimse hangi hikâyenin doğru hangisinin yanlış olduğunu ispatlayamaz. İki hikâyede de, gemi batıyor, ailem ölüyor ve ben acı çekiyorum. Peki, hangi hikâyeyi tercih edersin?

Filmin sonunda Pi Patel’in bu sorusuna karşılık yazar, biraz düşünerek ve sesini belirginleştirerek kaplanlı olanı, birinci hikâyeyi seçtiğini söyler. Patel gülümser, memnun kalan bir ifadeyle şöyle der: “Ve işte bu, Tanrı için de böyledir”. Filmin sonu hakkında ipucu -diğer tabirle spoiler- verdiğim için üzgünüm. Bunu, filmin sonunun gerçekten bizi ilgilendirmediğini düşündüğüm için yaptım.

Dinler veya bunu teke indirerek söyleyebileceğimiz gibi İslâm, insanlara hayatın bir de arka planının olduğundan bahseder. İnsanın duyular vasıtasıyla ulaşabildiği maddi varlıkların arkasında daha derin manalar olduğunu anlatır. İçinde bulunduğumuz dünya hayatının bir rüya gibi olduğunu söyler mesela. Uyandığınız zaman karşılaşacağınız ahiret hayatı var ya işte o hayatın ta kendisidir der. Bunu, her an unutmaya yüz tutan nefislerimizin karşısına dikilen ölüm gibi en güzel bir anlatıcı vasıtasıyla yapar.

Piscine Molitor Patel, ismini bir yüzme havuzundan alır. Amcası tam bir yüzme tutkunudur ve kardeşine çocuğunu mutlaka oraya götürmesini tavsiye eder. Babası da oraya fazlaca anlam yükleyerek yüzme havuzunun ismini Patel’e verir. Büyüdüğünde isminden dolayı okul arkadaşları onunla dalga geçer ve bundan sıkılır. Bir kelime oyunu ile ismini Pi sayısı olarak belirmeye çalışır ve başarılı olur. İsmi artık Pi’dir. Pi, büyüdükçe dinleri araştırır. Her şeyin ve tabi hayvanların da bir ruhu olduğuna inanır. Babası Hindistan’da bir hayvanat bahçesi işlettiğinden dolayı enva-ı çeşit hayvan ile içli dışlıdır. İsmi Richard Parker olan vahşi bir Bengal kaplanı ile özel ilgilenir ve onu beslemek ister. Fakat onun bilmediği bir şey vardır ki hayvanlar insanlar ile gerçekten arkadaş olamazlar. Bunu babasının verdiği bir ders ile öğrenir. Fakat bu dersin aslında ileride karşısına bir hakikat olarak çıkacağını o yaşlarda fark edemez. Gün gelir devran döner, devlet artık o mekânda bir hayvanat bahçesi istemediğinden hayvanları kıta ötesine taşımak zorunda kalırlar. Pi artık genç bir delikanlı olmuştur. Kendisi ve ailesi, hayvanlarla birlikte büyük bir kargo gemisinde seyahate çıkarlar. Fırtına başlar ve Pi izlemek için güverteye çıkar. O sırada gemi batmaya başlar. Pi, geminin kurtarma teknesine atlayarak kurtulur ama ailesine ulaşamaz.

Bu girişten sonra bizi asıl ilgilendiren birinci hikâyemiz başlar. İlerleyen zamanlarda Pi ile bir zebra, sırtlan, orangutanın kurtulduğunu, bir şekilde tekneye düştüklerini fark ederiz. Etçil ve otçulların arasındaki doğal çekişme burada hemen patlak verir, etçil sırtlan, zebra ve orangutana saldırır. Sahneye teknenin alt bölmesinde o ana kadar saklı vaziyette duran kaplan çıkar ve sırtlanı öldürür. Ve artık Pi ile kaplanın arasında geçen hayat savaşına şahit olmaya başlarız. Her durumda saldıran kaplana karşılık Pi, kendini korumaya çalışır ama bitkin düşer. Teknede kaplan dururken tekneye bağlı tahtalarda Pi hem denize hem kaplana karşı hayata tutunur. Bu işe artık bir çözüm yolu bulmak gerektiğini düşünerek o can alıcı kararı verir:

Belki Richard Parker evcilleştirilemeyebilir. Ama Tanrı’nın izniyle eğitilebilir.

Babasından öğrendiği teknikler ile kaplanı eğitmeye başlar. Bu, deniz üzerindeki tekneyi düşündüğümüz zaman sınırlı bir alandır ve gerçekten zordur. Tıpkı insanın dünya hayatında karşılaştığı kısıtlı imkânlara benzer. Sonunda başarır ve eğitir. Fakat teyakkuz halinde durmayı da ihmal etmez.

Birinci hikâye diye tabir ettiğim bu olaylar silsilesinin aslında simgelerle olduğunu rahatlıkla fark ederiz. Deniz üzerinde tek başına kalan bir insan olarak Hz.Yunus’u hatırlasak da filmdeki karakterler bize daha farklı şeylerin kapısını açmak için yardımcı olabilir. Tekneyi üzerinde yaşadığımız dünya olarak kabul edersek Pi’nin veya insanın çevresindeki ve kendi ruhundaki özellikleri de diğer hayvanlar üzerinden düşünebiliriz. Zebra ve orangutanın durumları pek belirgin olmasa da sırtlan hırstır diyebiliriz. Hırs öyle bir özelliktir ki istediği en büyük şey istemektir. İstek onun için kaçınılmaz bir başlangıç ve sondur. Hırsa karşılık kaplanın vaziyeti ise nefstir. Nefs ruha takılan en önemli araç ve emanettir. Pi ve kaplanın arasında geçen mücadeleleri incelediğimizde belli bir sürecin ve mertebenin olduğunu anlayabiliriz. Nefs her şeyi isterken insan belli bir irade sergilemediği sürece dizgin insanın elinde değil nefsin elindedir. İstediğini yaptırabilme hususiyetine sahip nefsi dizginlemenin en temel yolu ise onu terbiye etmektir. Tıpkı Pi’nin kaplanı eğitmesi gibi. Ve evcilleştirilemeyeceğini babasının çok önceden verdiği ders ile burada tam manası ile anlayacaktır. Hakikate ulaşan yolda bir adım daha atar. Evcilleştirmek yani arkadaş olmak yerine onu eğitmeyi seçer. Kaplana güven olamayacağı gibi nefse de güven bu noktada olmaz. Hakikatçe sabittir ki nefs her şeyin kötülüğünü ister. Ama buna rağmen Pi de kaplansız hayatta kalamayacağını bilir. Çünkü onu her türlü duruma karşı uyanık halde tutan kaplandır. Kaplan bu yüzden onun için iyi bir araç mertebesindedir. İnsana emanet olarak verilen nefs de terbiye edildiğinde, insan için kurtuluşa giden yolda -kullanmasını bilen için- iyi bir araçtır.

Haris El-Muhâsibi, Er-Riâye isimli eserinde nefs muhasebesinin temellerini anlatırken bu mücadeleden şöyle bahseder:

Nefsine dürüst davranmadıkça Allah’a dürüst ve samimi davranmış olamazsın. Nefsini bilmedikçe de ona karşı dürüst davranmış olamaz ve onu araştırmadıkça ve (ara sıra) ölüme sunmadıkça, ölümü düşündürmedikçe onu tanımış olamazsın. Bu, Allah’a sunuş anlamına gelir. Ve böylece, onun hallerine muttali olmuş olursun.

Ve gerçekten Pi kaplanı nasıl eğiteceğini düşünürken kendini terbiye eder. Umudu kesildiği anlarda kendini tevekkül halinde tutmayı bu vesileyle öğrenmiş olur. Nefsini eğitirken Allah’ı bulur. Ümitler tükenirken karaya çıkan ve hastaneye kaldırılan Pi’nin yanına gelen görevliler nasıl hayatta kaldığını öğrenmek istediklerinde Pi olan biteni bu şekilde anlatır ama inanmazlar. Onlar hikâyenin içinde gerçek hayatta olamayacağını düşündükleri bir şeylerin olmasına inanmak istemezler. Ve Pi onlara ikinci bir hikâye anlatır. Yaşadığı tüm bu olayları, hayvanların yerine birer insan karakteri yerleştirerek anlatır. Ve ilginçtir, birkaç dakika içinde bu hikâye sonlanır. Birinci hikâye asıl olanı anlatırken, ikinci hikâye ise dünyayı anlatır. İkincisi maddi dünyadan ibarettir.

Yunus Emre, şeriat ve hakikat arasındaki ilişkiyi anlatırken ceviz örneğini verir. Ona göre şeriat cevizin içini koruyan kabuk, hakikat ise cevizin içidir. Dış kabuk olmadan ceviz içi yetişemeyeceği gibi şeriat olmadan da hakikat yetişemez ve korunamaz. Dünya hayatının kanunlarını düzenleyen şeriat ile korunan hakikate ulaşmanın yolu ise ancak kabuğu geçip içine nüfuz etmekle olabilir. Burada dünya hayatını kabuğa benzetirken hakikatte olan hadiseleri de cevizin içi olarak düşünebiliriz. Ve doğal olarak Pi’nin anlattığı birinci hikâye hakikati simgeler. Kendisinin de söylediği gibi her iki hikâyede de gemi batıyor, ailesini kaybediyor ama Tanrı için güzel olanın birinci hikâye olduğunu Pi’nin karşısındaki yazar da tasdik ediyor. Filmin sonunda asıl anlatılmak istenenin hakikatte ne olduğuna bakmamız gerektiğini düşünürüz.

Son olarak Piscine Molitor Patel’in ismine gelince. Piscine kendi ismini özellikle Pi’ye çeviriyor. Bunu arkadaşlarının alaylı sözlerinden kurtulmak için yapıyor. Fakat Yann Martel’in kitabından uyarlanan bu filmin hem senaristi hem de kitabın yazarı fark etmeden burada bize bir şeyler anlatıyor. Her türlü özelliğine rağmen Piscine Molitor Patel ismi Pi olarak kısaltılıyor. Bu gayet normalmiş gibi gözükse de Modern Matematik’ten biliyoruz ki Pi Sayısı’nın basamakları hâlâ artarak devam ediyor. Tam olarak nasıl bir sayı olduğunu bilemediğimizden dolayı Pi’yi ya 3 ya da 3,14 olarak alıyoruz. İnsan da bunun gibi değil midir? Modern Biyoloji ve Fen, insanın henüz maddi cihazlarını tam manasıyla çözemeden yeni bir özellikle karşılaşıyor. Maddi cihazlarla birlikte manevi cihazları, nefs gibi özellikleri de tam manasıyla bilemediğimiz ve çözemediğimiz için bu organizmaya kısaca insan diyoruz. Tıpkı Pi’ye kısaca 3 dediğimiz gibi.