Umutsuzluğa Kapılmayın — KFC Kuruluş Hikayesi

İsteyip de başarıyla sonuçlandıramadığınız girişim ya da girişimleriniz elbette olmuştur. Ne kadar da çabuk pes ederiz, bir de. Düşüverir omuzlarımız yere, gardımız iner çabucak. Oysa mücadeleci olmamız öğütlenmiştir doğduğumuz günden beri bize. Hikaye. Hepsi hikaye.

Bakın size çarpıcı bir mücadele örneği anlatayım. Gerçek hayattan ve hakiki bir başarı öyküsü bu:

Adamın biri yıllar yılı çalışmış ve emekli olmuştur. Emekli ikramiyesini birikimleriyle birleştirir ve eşiyle beraber; yol üzerinde, mütevazı bir lokanta açar. Kendine özgü bir yemek tarifi vardır ve bu mönüsü ile kısa zamanda, ortalama bir müşteri kitlesi edinmeyi başarır.

Anacak kısa süre sonra hükümet, adamın lokantasının üzerinde bulunduğu yola alternatif olarak yeni bir otoyol projesini devreye sokar. Ve bilmem kaç şeritli devlet otobanı açıldığında eski ve bakımsız olan yol neredeyse kullanılmaz hale gelmiştir. Adam, lokantayı kapatmak zorunda kalır. Emekli ikramiyesi ve tüm birikimi aşağı-yukarı sıfırı tüketmiştir artık.

Eşiyle birlikte, kendilerine özgü tariflerini alıp işyerlerinde satacak ve bunun üzerinden kendilerine komisyon verecek bir lokanta aramaya başlarlar. Bir taraftan ülkenin restoranlarını gezer, diğer taraftan da gittikleri yerlerin listesini tutarlar.

Bir, üç, beş derken teklif götürdükleri işyerlerinin sayısı yüzleri, iki yüzleri bulmuştur. Cevaplar hep olumsuzdur. Baya bir zaman geçer, düşürmezler gardlarını. En nihayetinde bininci lokanta da ziyaret edilir ve maalesef ki teklifleri karşılık bulmaz. Öyle mücadelecidirler ki yılmak nedir bilmezler. Bin bir, bin iki, ziyaretler devam eder.

Ve tam 1019. restoranın sahibi, özel tariflerini denemeyi kabul eder. Tarif denenir, hoşlarına gider ve ilk komisyon/telif ücretini ödeyerek satış başlar.

İşte o özel tarif, kısa zaman içerisinde bir dünya markası olacak olan ve yıllık ciroları milyon dolarlarla ifade edilen, dev ve global fast food zinciri “Kentucky Fried Chicken” klasik mönüsünden başkası değildir. O yaşlı adam da, markanın o çok bilinen amblemindeki sakallı, zayıf, yaşlı kişidir.

Hadi şimdi şapkamızı önümüze koyalım ve düşünelim. Hayatta en çok istediğimiz ve başaramadığımız şeyleri yapabilmeyi kaç defa denedik acaba? Bir, üç, beş…? On mu yoksa? İtiraf edin hadi yirmiyi geçenimiz yok değil mi?

O halde en az 1019 defa denemeye değer mi, değmez mi?

Ne kadar çok istediğinize bağlı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.