Küçük Penisli Vatandaş ve Gelir Dağılımındaki Eşitsizlik Üzerine Konuştuk

geçtiğimiz günlerde, posta gazetesi’nde haydar dümen’in köşesinde bir genç oldukça dikkat çekici bir serzenişte bulundu: “onlarınki neden büyük?”

yazdığına göre, söz konusu gencin penisi, arkadaşlarınkinden küçüktü. neden arkadaşlarının penislerinin daha büyük olduğu ile beraber, bunun bir sorun teşkil edip etmeyeceğini de soruyordu.

dikkat çekici olduğunu düşünmemin sebebi ise, yine aynı günün bir başka gazetesinde, melis alphan’ın türkiye toplumundaki gelir eşitsizliğine odaklanan bir yazı kaleme almasıydı: “ayda 422 tl’yle yaşayan milyonlar ve lükse 5.5 milyar tl döken binler”

alphan’ın yazısında yer alan bilgiye göre, türkiye’nin en zengin yüzde 20'sinin milli gelirden aldığı pay bir yılda yüzde 45.9'dan yüzde 46.5'e çıkmıştı. en fakir yüzde 20'sinin payı ise yüzde 6.2'den yüzde 6.1'e gerilemişti.

söz konusu iki metin arasında bir benzerlik olduğunu düşündüm. biri neden penisinin diğerlerinden daha küçük olduğu üzerinden serzenişte bulunuyordu, öbürü ise neden bazılarının penisinin, ay pardon, aylık gelirinin diğerlerinden daha düşük olduğunu tartışmaya açıyordu.

ancak alphan’ın tartışmaya açması bir fayda sağlamadı; ilerleyen günlerde gelir dağılımındaki eşitsizlik üzerine yazan kimse olmadı. ama haydar dümen’e penis boyları üzerine sorular gelmeye devam etti. türkiye’de yaşayan insanlar neden gündelik hayatlarını direkt olarak etkileyen gelir dağılımındaki adaletsizlik üzerine değil de, ısrarla penis boyları üzerine düşünüyor ve bu doğrultuda kalem oynatıyordu?

erdem

yani mesela insanların penis boylarındaki farklılıklara takılıp gelir durumundaki farklılıklara o kadar da takılmamalarınn sebebi bence meselenin kompleksliği.

ama bir de, “islam soslu bir nihilizm” olarak tanımladığım durum ile de bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

islam soslu nihilizm ile de şöyle bir şey demek istiyorum : toplumda jenerasyondan jenerasyona aktarılan bir sosyal muhafazakar kültür var, bir yandan da ak parti ile yükselen bir anti entelektüel tavır. okumak, araştırmak, bir amaç edinmek gibi bir yönelim çok yok, genelde aileler belirliyor kendilerinden sonraki jenerasyonun kaderini. insanlar neyi neden yaptığını sorgulamak yerine, önlerine atılana yöneliyorlar, çevrelerinde duydukları anlamları sorgulamak yerine duyduklarını tekrar ederek var olmaya çalışıyorlar, amaçsızlar yani. kendi rotaları yok, sürüklendikleri bir durum var. burada nihilizm kelimesini kullanmak istedim çünkü bu insanlar bütün bu anlamsızlık içerisinde kendi anlamlarını yaratabileceklerinin farkına varmak yerine onlar için belirlenmiş yollardan gidip bir şeyi seçebileceklerini kabullenmiyorlar. islam zaten birçok insan için bir sürü anlamı önceden belirlemiş, öldükten sonra cennet olabilir, çok dua edersen allah yardım eder vs. laik olarak tanımlayanlar her b.ku islam’a atıyorlar bu yüzden ama islam sadece bu olayın sosu, asıl olay sosyal muhafazakarlıkta. birey yerine aileye vurgu yapan toplumda, “ben” yerine “biz”i kullanmayı seçen bireylerde, bunların hepsinin bahanesi islam…

nihilizm de burada devreye giriyor.

çünkü bir sürü insan birey olduğunu hissetmiyor,

hissetmeden ölüyor falan.

birey olmayı sikinde falan tanımlıyor işte.

sormak yerine niye bu insanlar nişantaşı’nda oturuyor, ben gaziosmanpaşa’da diye,

benim çüküm niye kısa diye soruyor.

“nisantaşı’nda otursun insanlar, ‘biz’ gaziosmanpaşa’da yalnız değiliz aga” diyor.

ama konu çüküne geldiğinde,

bireyselliği ortaya çıkıyor.

çünkü çükü kısalar birleşmez!

LOL

bilge

sosyal muhafazakarlık derken, siyasi bir yere mi çekiyorsun, tam anlayamadım. ben mevcut durumun ak parti ile fazla bir ilgisi olmadığını düşünüyorum; ak parti yalnızca cilasını atıyor. yoksa hep aynı. bak mesela, haydar dümen’de dikkatimi çeken bir başka nokta daha var. dümen, kaleme aldığı cevaplarda sosyal mühendislik de yapıyor. örneğin çok fazla kızla yattığını söyleyen bir erkeğe mizahi yoldan cevap yazarken, çok fazla erkekle yattığını söyleyen kızları azarlıyor, korkutuyor. öte yandan yine kız veya erkek, bütün gençleri erken yaşta evlenmeye teşvik ediyor. bunu diyanet işleri başkanı ya da ak partili birisi yapınca olay oluyor ama bu kafa, yani sosyal mühendislik (?) eskisinde de yenisinde de türkiye’de var olan bir durum.

bence bugün erdoğan üzerinden tanımlanan otorite ve tüm unsurları, öncesinde de vardı. tek farkı, erdoğan hassas bir damar üzerinden oynadı: din. ak parti öncesinde de benzer bir yaklaşım vardı ama o zaman “türk milleti’nin istikbali” falan diyorlardı herhalde, bilmiyorum. şimdi din (laiklik) hassasiyeti yüzünden, erdoğan önceki otoriter türkiye’den ayrışıyor ve farklı algılanıyor. “oynanan oyun” hep aynıymış gibi geliyor bana.

bir de ak parti’nin anti entelektüel bir duruşu olduğunu düşünmüyorum. mesela aklıma gelen ilk örnek, hükümet sözcüsü ibrahim kalın. kalın, kalın bir kitap yazmış. yazdığı o kitabı da mesela ilber ortaylı, hürriyet gazetesi’ndeki köşesinden okuyucularına önermişti. ben kalın’ı zeka kapasitesi düşük biri sanıyordum, meğer değilmiş galiba. ama şöyle bir durum da var: ak parti işine gelmeyen bilgiye de erişimi engelliyor. örneğin star gazetesi’nde bir dönem cemil koçak vardı, her pazar tarih üzerine yazardı. yer yer ak parti’nin türkiye geçmişine yönelik “kurguladığı” safsataları da eleştiriyordu. koçak’ı attılar. keza bugün milli savunma şeysi rektörü olan adam. sabah’ta da onun tarih köşesi var. çok tuhaf, lozan tartışmasına nedense hiç girmedi. gitti, o hafta moğollar’dan falan bahsetti…

konudan biraz çıktım. hatta biraz değil, baya çıktım sanırım?

bu arada benim bir teorim var. hükümet yetkililerine mesaj falan atalım.

ben kadına yönelik şiddet uygulayan erkeklerin penis boylarını çok merak ediyorum. bir ilgisi var mı diye. mesela haydar dümen’e öyle sorular da geliyor. penisi küçük olduğundan cinsel ilişkiye girmeye çekiniyormuş.

belki de o çekingenlik kişi üzerinde bir baskı falan oluşturuyordur ve o baskı da zaman içerisinde kadına yönelik öfkeye evriliyordur? sonra da -mesela- dini bahane edip, atıyorum, şort giydi diye tanımadığı ve hayatında ilk defa gördüğü bir kadına saldırıyordur?

bu arada fetullah gülen de anladığım kadarıyla hayatında hiç cinsel ilişkiye girmemiş…

15 temmuz, küçük penis ve fetullah gülen… bağlantılı olabilir mi? OYNANAN OYUN BÜYÜK MÜ?

erdem

ben de mevcut durumun tamamiyle ak parti ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. türkiye’de geçmişten beri devam eden bir sosyal muhafazakar kültür var dediğin gibi. zaten o kültür erbakan’ı, erdoğan’ı, türkeş’i, demirel’i, özal’ı önemli yerlere getirdi. erdoğan bugün olanların bir nedeni değil, sonucu gibi. fakat bu adamın diğerlerinden bir farkı var, 15 temmuz’dan sonra televizyonda sürekli duyduğumuz “konsolidasyon” kafası. kendi kitlesini çok detaylı bir programla radikalleştirdi. iktidara gelirken bu kitle erdoğan’ı kafalarına uygun olduğu için seçmişti. şimdi aynı kitle ve bu kitleye eklenen yeni bir grup erdoğan’ın kafasına uygun olmak için yarışıyor. yani kendi kitlesinin taleplerini belediyecilik geçmişiyle biraz da olsun karşılayıp, kendi taleplerini bu kitleye dayatmaya başladı. müslüman kimliğini ortaklık kurmak için kullandı baslangıçta, türklük vurgusu hdp’nin güneydoğu oylarını süpürmesiyle eklendi, yine elimize 90'lar ve öncesindeki türk/islam sentezi çıktı. yine öncekilerden farkı olan konsolidasyon kafasını devletin kurumlarına da dayatmaya başlamıştı zaten toplumsal eylemlerden sonra. gezi ile güvenliğin ne kadar önemli olduğunu farketti, sonrasında yolsuzluk olayları patladı, polisleri kendine uygun hale getirmeye başladı, yargıyı zaten ele geçirmişti, bakanlar kurumundaki herkes ona çalışıyordu, mecliste çoğunluktaydı, anayasa mahkemesini de aldı, danıştay’ı da aldı, en sonunda da orduya müdahele etti. devletin tüm kurumlarını kendi kafasına uygun hale getirdi. bu adamın diğer sosyal muhafazkarlardan farkı bu, kendinden öncesinde gelenler diğer kurumlarla çatışmayı ya da iyi geçinmeyi seçtiler. erdoğan ve ekibi ele geçirerek yayılmayı. turgut özal döneminde, özal’ın istemediği bir haber yapıldığında, özal piyasa ile müdahele etmeyi seçermiş mesela, vergi denetmenleri yollarmış gazeteye uyarmak için. ama erdoğan gibi bütün medyayı kendi sesi yapmaya çalışmamış.

sosyal mühendislik fikri, merkezi kurumların çok güçlü olduğu her toplumda var bence. yani çoğunluğu muhafazakar toplumlarda da, çoğunluğu liberal toplumlarda da var. yani haydar dümen’in yaptığını, hollywood da yapıyor, justin trudeau da, ne bileyim, danimarka dizileri de… türkiye toplumu diğer birçok ortadoğu toplumu gibi çok arada kalmış. daha doğu’ya gittiğinde mesela çin’e, kore’ye, japonya’ya, “başkası için ne yaptığın çok önemli” fikri ön plana çıkıyor, daha batı’ya gittiğinde “kendin için ne yaptığın çok önemli” fikri, türkiye ikisinin ortasına çakılmış bence, insanlar başkasını düşünüyormuş gibi görünmeye çalışıp kendilerini düşünüyorlar, kendi istediklerini söylerken “ben”den güç alamayıp “biz”den güç alıyorlar, ama orada “biz” diye bahsettikleri “ben” aslında. 
- gelir durumunuz iyi mi ? 
- heah yuvarlanıp gidiyoruz işte.

-uz? siz kimsiniz arkadaşım? ben ve ailem mesela. ben ve ak parti seçmeni. ben ve kadıköy halkı. ama dikkat et, herkesin “biz” kelimesini ne kadar sık kullandığına. ben bütün bu arabesk ve melankoninin bile buradan geldiğini düşünüyorum. ıssız adam gibi filmler, arabesk şarkılar, yüzyüzeyken konuşuruz, zart zort, kalabalıklar içinde yalnızım, fart furt, çaresiz içimdeki çocuk, vs.

ister laik olsun, ister dindar, ister türk ister kürt, insanların büyük bir bölümü, birey olduklarının ve yaptıkları şeyi seçtiklerinin bilincinde değiller. sosyal muhafazakarlık bu bence. bireysel özgürleşme gibi bir kafa çok az insanda var. genelde kurban olduğunu iddia ediyor herkes. erdoğan da dahil. kendileri için değil, başkaları için o konumdalarmış gibi davranıyorlar. içindeki çocuk çaresizse, çare olmaya çalışacaksın kendine arkadaşım, ağlama. ya da bunlar bizi senelerce küçümsedi diye bağıracağına, “niye bizi küçümsediniz, niye birlikte yaşayamıyoruz ulan” diye sorsana. “bizli sizli konuşmayın lütfen” desene. ya da aylin senin arkandan ileri geri konuşuyorsa, bunu starbucks’ta ekrem’e 45 dakika boyunca anlatacağına gidip aylin ile konuşsana! A.INA KOYİM, NİYE AYLİN’LE KONUŞMUYORSUN? ya da “of karının g.te bak” deyip tonguç ile yarım saat bunun üzerine fantazi kuracağına kadına git çay ısmarla, tanış, yemek ye, takılsana. birey olduğunu kabul edip bazı şeyleri seçebileceğini düşünmek zor çünkü.

bireysel özgürleşme gibi bir ideal zayıf olduğu için anti entelektüel bir tavır var, diye düşündüm şimdi. insanların amaçları zaten temelinde aile kurumu, sonrasında devlet ve din kurumları tarafından belirlenmiş gibi. devlet ve iktidar da aile kurumuna müdahele edip şekillendiriyor zaten sürekli. herkes pil gibi abi. iktidara gelen muktedirlerin pilleri gibi. hangi bilginin nasıl verileceğinde de, üniversite ders programlarında da, meydanlarda kimin konuşup, kimin konuşmayacağında da söz hakkı var iktidarın. kimin neyi okuyup neyi okumayacağını da iyi bilirler yani, o yüzden anti entelektüel dedim.

bütün bunlardan sonra söyleyeceğim, ben de senin gibi bu durumlardan ak parti iktidarını sorumlu tutamayacağım, bir bölümünü tutacağım ama. önemli bilgi damarlarını tıkıyorlar çünkü, ve insanların ne yapacağı konusunda geçmişteki iktidarlara göre çok fazla söze sahipler.

kadına yönelik şiddet uygulayan erkekler ve kısa penis arasında bir bağlantı var mıdır bilemiyorum. istatistik terimleriyle konuşursak bir regresyon analizi yapmakta fayda var diye düşünüyorum. şöyle diyebilirim, kısa penisliler de kadına şiddet uyguluyordur fakat her kısa penisli uygulamıyordur;

iktidarsızlık durumunun ben çoğunlukla psikolojik olduğunu düşünüyorum.

kadına tekme atan adam mesela. kısa penisli olduğu için de atmış olabilir,

fakat kadın imgesinin onun kafasındaki çağrışımları daha önemli bence.

mesela buradaki kadının kimliğine bakalım: “kısa şort giymiş genç kadın”, bu adamın kendi karısıyla arasında bir güven sorunu olabilir.

karısı değilse, annesi ile de olabilir.

hayatındaki herhangi bir kadın ile sorunu olması lazım ki kadın imgesinden ya da o şortlu genç kadın imgesinden rahatsızlık duysun.

o imgeyi bir şeyle suçlaması lazım.

bu penis boyutuyla ilgili de olabilir;

belki geçmişinde genç bir kadın tarafından dalga geçilinmiştir,

ya da karısına güvenmiyordur fazla rahat buluyordur, suçu da daha özgür kadınlara yüklüyordur

falan…

fetullah gülen’in penis boyutuyla ilgili bir fikrim yok fakat bu yayılmacı kişiliğinin kadınlara duyduğu zaaftan geldiğini söylemek mümkün.

bu videoyu izlemekte fayda var diye düşünüyorum:

muhafazakar birinin psikanalizi gibi…

“Unintentional David Lynch” olmuş;

“Unintentional Turkish Worman David Lynch”

Erdem ile konuşmamız “İmam Hatipli Merve ve Üzerine Düşündürdükleri” ile devam edebilir.

ekleme: etmedi.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.