Kendinden Bahsederek Başlayabilirsin
Artık Medium’a katkıda bulunuyor olacağım. Beni genelimde tanımak isteyenler olabileceği için yazmaya kısa hikayemle başlıyorum:

Mayıs 92, İstanbul’da doğmuşum.
Meraklı bir çocuğum
Pisliği çamuru seviyorum, yiyorum, yaralanıyorum, kanıyorum, küçük hayvanlar ve böcekler katlediyorum.
Merakı seviyorum, bana bir şeyler öğretiyor. Vicdanı ve şefkati öğreniyorum; dünyayı, empatiyi.
Sorunlu bir ergenim
Kızlara açılmaya utanıp gereksiz kişisel gelişim kitapları okuyorum. Beden dili, ikna yöntemleri, kendine inan safsataları…
O sıralar çoğu anlamsız geliyor ama merak da ediyorum. Birçok insan için yalan söylemek ve manüpilatif sohbetler sıradan bir gün. Bunun önüne geçmek istiyorum.
Yıllar sonra artık anlamsız gelmiyorlar, anlıyorum.
İnsan ilginç şey, merak ediyorum; neden üretti, nasıl öldü? Medeniyetler, kültürler ve dinlerin görevleri mesela, artık gerekli miydiler? Kendi küçük varlığımı keşfediyorum.
Sanatlı bir liseliyim
Resim her çocuk kadar hayatımda ama artık işler ciddi. Okula hayranım, piştiğim fırın gibi. Sanat öğrencisiyim falan bir havalar. Tek sıkıntım, herkes kadar (gibi) pişmek istemiyorum.
Tarihini ve kazandırdığı bakış açısını benimsemişim ama üretirken kendimi sanata adayamıyorum. Sanat tüketicisi için özgürlüğü ifade etse de, üreticisinin bencilliğinden besleniyor. Ayrıca fazla subjektif, verimli değil, hoşuma gitmiyor. Düşündürtmek değil, düşündürtmemek istiyorum.
Mezun oluyoruz; sarılmalar ve mutlaka görüşelim.
Aylarca resim çalışmak ayağına imgesel hayaller, sonrasında çeşitli gerçekler: Yaz sonu herkes okul derecesini açıklarken, ben adanmamışlığın açtığı çatlaklarımı gizliyorum.
İlk kez bu kadar kayboluyorum.
Kaybolmuş bir üniversiteliyim
Seçtiğim bölümün aile etkisini sorguluyorum. Özel okulda okumanın verdiği yükler ve insanlarla iyi geçinmeye çalışıyorum.
Topluluk burada ilginç bir yapıda; otomobil ve fön egemen.
Okulun yanında bir yabancıyla ilk evime çıkıyorum. Bölümde ne aradığım ruhu, ne rekabeti buluyorum; birçok öğrenci baba işi yapacak ama diploma dursun bir kenarda ya da neymiş bu tasarım kafası. Ben ise seri üretimin kısırlığında kaybolmuşum.
Taşınıyorum, daha küçük bir ev arkadaşı arıyorum. Bencil yargılamalara rağmen cins kedilerden buluyorum, çok seviyorum. Seveceğim kadın ile yeniden tanışıyorum, çok seviyorum.
En tıkırında günlerimi yaşıyorum, birkaç öğrenci yarışması kazanıyorum, hayat bize güzel…
Sanat sanat içindi, tasarım ne içindi? Kitlelerin hayatını kolaylaştırmak için zahmetli bir yoldu endüstriyel üretim; telafisi güçtü. Bunun için bana, bakış açıma daha uygun bir kanal olmalı derken, gözüme iletişim çağı kaçıyor. Alabildiğim kadar ilgili dersi alıyorum, app ve oyun konseptleri kurguluyorum, birçoğunun zaten uygulanmış olduğunu görüyorum, mezun oluyorum.
İşsiz bir tasarımcıyım
Sessizce okulu bitirip kendimi evime kapatıyorum. Hayatım gittikçe yalnızlaşıyor. Günlerim yabancı dizilerle geçiyor.
Sabah yatıp öğlen kalkmaya başlıyorum. Spora gitmiyorum, beslenmem düzensiz ve sağlıksız. Haftalarca evden çıkmadığım oluyor. Portfolyoma yeniden başlıyorum, iş ilanlarını geziyorum. Kendimi hiçbir pozisyona yakıştıramıyorum.
Bilgisayar başında stand modellemek istemiyorum; tasarımcıyım ben, tasarlamak istiyorum. Başvurduğum birkaç yerden bile dönüş alamıyorum.
Babamın mobilya fuarına çıkartması için yeni sezon tasarımlara ihtiyacı var. Onun için 4 ay kadar ekibe katılıyorum. Bir yemek masası tasarımım geliştiriliyor, takımı oluşturuluyor, numuneler ve testleri yapılıyor. Fuarda takımım ödül alıyor.
Depresyonik geceler atlatıyorum. Kendimle hiç olmadığım kadar yalnız kalıyorum. Umutsuzluk baş gösteriyor:
İşe yaramaz biri miydim? Pes edip aile şirketine mi katılacaktım? Hayatımın kontrolüm dışında şekillenmesine izin mi verecektim?
O kadar da ölmedik.
Berduş bir gezginim
İkinci bir Interrail turu planlarına girişiyorum, bu sefer sevdiğim kadınla. 1 ay bütün kariyerlerden, ideallerden uzaktayım.
Yoksa kaçıyor muydum? Sadece comfort zone’umdan.
Bütün seyahatten bir kitap çıkartabilirdim. O kadar kargaşa, koşturma, açlık, parasızlık, ter kokusu, antik dönem heykellerin içinde sadece dingin hissettiğimi hatırlıyorum. Sakindim, hatta huzurlu. Gerisi, gerisiydi…
Aktarılamaz deneyimler ve taze planlarla iniyorum yerlisi olduğum yabancılığa. Sırt çantamdan daha ağır öğrenilmiş derslerle evimdeyim.
İnatçı bir öğrenciyim
Portfolyomu bitiriyorum, birkaç yere gönderiyorum, sadece öneri alıyorum. Sonra dev büyük bir oyun şirketiyle Visual Designer pozisyonu için görüşüyorum. Kendime güvenmiyorum çünkü visual tarafımı geliştirmediğimin farkındayım.
Güzel geçiyor ama uygun bulunmuyorum. UX Designer pozisyonuna daha çok uyarsın lafına takılıyorum. Sahiden, nedir bu UX?
Udemy’de derslere başlıyorum, yeni tool’lar öğrenip prototiplemeye girişiyorum. Bir yerlere üye oluyorum, haberler, makaleler bir sürü bir şeyler. Yıllar önce konsept geliştirdiğim app ve oyunlardan birkaçını çizip portfolyomu birkaçıyla güncelliyorum.
1 ay sonra LinkedIn’de karşımda: Interaction Designer, Userspots. Neden olmasın? Hemen mail atıyorum, hemen dönüş geliyor:
Bu konsept ve bu ihtiyaçlar için (ekte bulabilirsin) uygulama kurgulayıp çizmeni istiyoruz, 3 günün var.
48 saat için dış dünyaya kendimi kapattım ve prototiple birlikte projeyi gönderdim. Sonraki hafta iş görüşmesindeyim, iyi geçiyor. Bir sabah mail geliyor, işe giriyorum; işe yarıyorum!
Çalışan bir bireyim
İlk günümde büyük bir müşteriyle toplantıya katılıyorum. Önceki hafta sabah 6'da yatarken, artık 7'de kalkıyorum. Hayat başkalaşıyor; ofis kuralları, insan ilişkileri, iş akışları, hiyerarşi, toplantılar, scrumlar. UX’in incelikleri, aşamaları, şartları, hatalarını öğreniyorum; hiç görmediğim, varlığını bilmediğim terimler, siteler, araçlar…
Seçilmiş insanlarla dolu ofis, deneyim yağmuruna tutuluyorum; herkesin işiyle ilgileniyorum, konuşulanları dinliyorum, öğrendiğim şeylerin üstünden ikinci kere geçemeden yeni şeyler öğreniyorum.
Bir zaman sonra müşteriler ve mailler arasında sıkışıyorum. Sabah kalkarken PM’in isteyebileceklerini, mailleri, revizyonları düşünüyorum. Geliştirmek istediğim projeler, çalışmak istediğim insanlar var. Side project kültürü bizim orada çekmiyor. Heyecanlar, stres ve sıkıntıya dönüşüyor.
Talepleri karşılayamamak, tatmin olmamak, bitmeyen önemli ve acele işler: İnsanlar böyle mi kapılıyor iş odaklı hayata?
Yapamıyorum, içim rahat etmiyor, ettiremiyorum. Güzel bir Cuma günü ve güzel insanlarla dolu deneyim yağmurlarından ayrılıyorum.
Şimdilik bir hikayeyim
Uzun dönem haftalık planlamalar, to-dolar, shot listeleri, proje zamanları hepsi hazır. Bahane yok, mazeret yok.
Seçimlerim ve sonuçlarıyla şimdi buradayım; bulunduğum yer ve ilerisi.