Arayüz tasarımı (UI) nedir, ne değildir?

Web tasarımından arayüz tasarımına evrilen bu kavram artık bir çoğumuzun fikir sahibi olduğu bir konu. Arayüz; dijital bir sistem veya bir hizmeti, kullanıcının daha kolay faydalanabilmesi için şekil, simge ve formlardan yardım alan bir disiplin. Görünüşte basit ama roller ve uygulama konusunda kafaların karışık olduğu bir konu. Ben de ne olduğundan daha çok, arayüz tasarımlarının bileşenlerini ve handikaplarını anlattım.

Arayüz tasarımının bileşenleri;
Arayüz tasarımı, içerisinde belirli bir matematik ve kurallar dizisi barındıran mutlak bir disiplindir. Tasarım; estetik, kullanım kolaylığı ve ikna gibi kaygılar taşır. Dolayısıyla davranış psikolojisi, istatistik ve veri analitiği arayüz tasarımının yardım aldığı başlıca konulardandır. Kullanıcı alışkanlıkları ve trendler de tasarımın dikkate alması gereken diğer konulardan. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda bir arayüz tasarımcısının izafi yorumlarını ve kişisel zevklerini tasarıma karıştırmamasını, sonucun sağlığı açısından elzem buluruz.

Logoyu bi tık büyütelimcilerden kaçış yok!
Yine de tasarım, tasarımcı olmayanlar tarafından yapılan nispi yorumlardan kurtulamaz. Malum logonun büyüklüğü ile ilgili tasarım yorumu bunlardan en klişe olanı. Marka tarafında, proje yönetiminde çalışan Aysu hanımın sevdiği renkler, tüm renk psikolojisinden ve A/B testlerinden daha önemlidir. Tasarımcının; o kadar araştırarak, üzerinde kafa yorarak, belki sayfalarca argüman oluşturarak aldığı tasarım kararları, “Bu tasarım biraz soğuk durmuş” gibi tamamen kişisel yorumlarla çürütülür. Bu, arayüz tasarımcısının makus talihi mi? Değil. Olmamalı.

Atıyorum 150 yaşında biri siteye girdi…
Ülkemizde ortalama bir insan, aynı zamanda siyasetçi, tesisat ustası, çevre düzenlemeci, psikolog, bankacı, tasarımcı olabilir. Herkesin her şeyle ilgili bir fikri olduğu durumları bilirsiniz; bir toplantıya girersiniz, sunumunuzu yaparsınız, her şey güzel gidiyordur, bir anda arkalardan biri yaptığınız çalışmayla ilgili en olmayacak bir “extreme case” sunar ve bir toplantıdaki herkesin bu senaryoya inanarak işinize karşı nasıl defans aldığını görürsünüz. Birden hedef kitlenizi, araştırmaları ve tecrübelerinizi göz önünde alarak verdiğiniz karar, asla hedef kitle olmayan zayıf internet kullanıcısı yaşlı bir amca sitenizi kullanmaya karar vermesi senaryosuyla yerle bir edilir. Bir dunning-kruger ölçerimiz olsaydı en yüksek çıktığı ülkelerden biri ne yazık ki bizim ülkemiz olurdu.

Tasarımı saldım çayıra, tasarımcı kayıra(!)
Peki nasıl olmalı? Tasarım, tasarımcının her şeyi çok iyi bildiği savıyla tamamen tasarımcıya mı bırakılmalı? Kesinlikle hayır! Çünkü tasarımcı her şeye rağmen tasarımını yürütürken tek başınadır, tamamen kafasının içindedir ve hata yapmaya açık bir pozisyondadır. Her şeyden ziyade hedef kitleye ve iş operasyonuna marka hakimdir. Operasyonun yaşadığı sorunlara ve kullanıcılarının taleplerine aşinadır. Bunlara nazaran tasarımcı, tüm organizasyonun geçici bir öğesi olabilir. Dolayısıyla çalışmasının sonuçlarına katlanmak zorunda kalmayabilir. O yüzden tasarımcıya işin başında verilen yönerge, personaların niteliği, örneklem boyutu ve kullanıcı deneyimi tasarımı altın niteliği taşır. Yine de bunların yeterli olmadığı bazı zamanlar vardır. Örneğin, sitenin hatlarının yumuşak geçişlere sahip olmasının veya sitenin renk kontrastının kararı tasarımcıya aittir ve bu kararlar projenin önemli konularıdır.