TÜRKİYE’DE KADINA YÖNELİK AİLE İÇİ ŞİDDETİN KARŞISINDA
MOR ÇATI KADIN SIĞINAĞI VAKFI

ÖZET

Kadına yönelik şiddet, kadının toplumdaki ikincil konumuna dayalı olarak kadına uygulanan her türlü şiddet eylemi ya da tehdididir. Aile içinde meydana gelen, cinsiyete dayalı, kadın üzerinde baskı ve üstünlük kurmayı amaçlayan, tehdit, dayatma, kontrol içeren; psikolojik, cinsel, ekonomik, fiziksel zararla sonuçlanan, kadının insan haklarını ihlal eden her türlü eylemdir. Bu makalede Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddetin doğurduğu sonuçlar incelenerek toplumsal cinsiyet ve şiddet kavramları incelenmiştir. Kadının evrensel olarak toplumda yer edinme mücadelesini vurgulayan çalışma, Türkiye’de bu mücadelenin temel olarak Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ile gelişim gösterdiğini ifade ederek söz konusu mücadelenin güncel olarak nasıl bir yol izlediğini göstermiştir.
“Kadına yönelik şiddet, erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğine ve kadınlara yönelik ayrımcılığa sebep olan ve kadınların tam gelişimini engelleyen, kadınlar ve erkekler arasındaki tarihsel ve eşitsiz güç ilişkilerinin bir göstergesidir” (Birleşmiş Milletler, 1996). Modern devletin gelişim sürecinde aile içi iktidar erkek üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu yoğunluk yıllar içinde yasal ve siyasal süreçlerle de belirgin hale gelmiştir. Kadınlar toplumda yer edinebilecekleri pek çok alanda yetersiz ve silik kalmış, hatta yok sayılmıştır. Şiddet ortamının bu denli gelişmesinde pay sahibi olan durum toplumsal ortamda kadının varlığının yüzyıllar boyu yok sayılmış olmasıdır. Oy kullanma, eğitim, politikada aktif rol gibi alanlar kadının toplum içinde ve dolayısıyla aile içinde bulunduğu nokta hakkında ipuçları vermektedir. Söz konusu alanlar taraflı gözle incelendiğinde ne kadar değerli bir noktanın atlandığı fark edilmez ancak hayatın pek çok alanından mahrum kalan ve erkek gücü tarafından kısıtlamalarla karşılaşan kadın varlığını gösterememekte, kimlik edinememektedir. Bu durum şiddeti kabul eden, erkeğin hakkı olarak kabul eden veya şiddete karşı gelemeyen kadınların sayısını kontrolsüzce artırmıştır. Toplumda kadın olmak durum yıllar geçtikçe öyle zor bir hal almıştır ki bir uçta varlığını ortaya koyamayan kadınlar, öbür tarafta varlığını kanıtlamak için erkek egemen toplumda erkek tavrı benimseyen ve gücü adaletsizce ortaya koyan kadınlar mücadele vermiştir. Netice bizi günümüze kadar sağlıklı gelişmemiş toplumsal cinsiyet kavramına ve yapısal eşitsizliğe götürmüştür.
Toplumsal Cinsiyet Kavramı ve Feminizm
Toplumsal cinsiyet kavramındaki eşitsizliklerle mücadele kendini en güçlü şekilde feminizm kavramıyla göstermiştir. Toplumsal ve siyasal tarih düzleminde, kadın hareketleri feminizm ile canlanmıştır ancak haklı gerekçelerle yola çıkılmış olmasına karşın kökleşmeye doğru giden erkek egemen adımların aksi yönünde atılan tüm adımlar hayal ürünü gibi görülmekten öteye gitmemiştir. Oy verme, politikada yer edinme, mülk edinme gibi dönem için oldukça uzak beklentiler kadınların çabasından öteye gidememiş, bilimsel ve kültürel gelişmeler kadınların keşfi olsa dahi gerçek isimlerle tarihe geçmemiştir. Verilen mücadelenin ardından yüzyıllar sonra kadınlar oy verme hakkını Amerika Birleşik Devletleri’nde almışlardır ancak tarih gösteriyor ki, bu mücadeleler her zaman şehirden şehire, ülkeden ülkeye, anlayışa göre değişiklik gösterecekti. 20.yüzyılın başında feminist kadınlar tarafından ele alınan bir metin feminizm hakkında kayda değer bir tespitte bulunmuştur: “Eğer feminizm olayında, mevcut düzendeki eksik olan değerlerin ifadesini arayacak olursak, işte o zaman feminizm gerçek bir ütopya olur.” Çalışmanın önemli bir bölümü Türkiye’de kadın hareketleri ve kadın sığınma evlerinin varlığı (Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı’nın kuruluşu ve önemi) konularına değineceği için bütün bir çalışmayı bu sözün ışığında değerlendirmek ve yorumlamak faydalı olacaktır.
Kadına Yönelik Şiddete Karşı Atılan Adımlar
1993 yılında Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konferansı’nda Viyana Bildirgesi konuya tarihi bir adım atma fırsatı tanımıştır. Viyana Bildirgesi’ne göre “Kadınların ve kız çocuklarının insan hakları, evrensel insan haklarının devredilmez, ayrılmaz ve bölünmez bir parçasıdır […]. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ile cinsel saldırının ve sömürünün tüm biçimleri, kültürel önyargılardan ve uluslararası insan ticaretinden kaynaklananlar da dahil, insan onuru ve değerleriyle bağdaşmaz ve ortadan kaldırılmalıdır” (Birleşmiş Milletler 1993). İki yıl sonra, 1995 yılında kadına yönelik şiddet Pekin’de yapılan Birleşmiş Milletler Dünya Kadın Konferansı’nın temel konularından biri olmaya devam etti. 1997 yılında başlatılan DAPHNE programı da kadınlara ve çocuklara yönelik şiddete karşı maddi destek sağlamak amacıyla faaliyete geçti. 2004 yılının nisan ayına kadar 117 ülke tarafından imzalanan CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) ile kadınlara yönelik şiddetle mücadelede önemli bir adımdır. Ancak yapılan araştırmalar kadına yönelik şiddetin dünya çapında kayda değer bir düşüş göstermediğini, bilinçlenme üzerine atılan tüm adımların hedeflenen sayılara düşmediğini gösteriyor. Bunun için temel gelişme, kadınların da şiddete karşı bilinçlenmesi, şiddet biçimlerinin, örüntülerinin ve etkilerinin kültürlere ve toplumlara göre daha kapsamlı olarak incelenmesi gerektiğidir. Netice, erkekleri şiddete karşı uyararak yetersiz kalındığını fark etmek, kadınların öncelikle şiddeti fark etmesi ve bunun üzerine fiziksel, psikolojik, ekonomik veya cinsel açıdan maruz kalınan şiddete karşı tepkiyi analiz etmesi gerekliliğidir. Kadınların konu hakkında çaresiz olmadıklarını anlama evresi ise toplumsal olarak atılan somut adımlara bağlıdır.
Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele
Kadına yönelik aile içi şiddet ile mücadele, şiddetin katmanlı yapısı nedeniyle farklı stratejiler gerektirmektedir. Hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak söz konusu mücadele maddi ve manevi anlamda maliyetli olmakla birlikte ilk çözüm, şiddete uğrayan kadınların bu durumu kendi içlerinde yaşamak yerine uzman kurum ve/veya kişilerle paylaşarak çözüm aramalarıdır. Kadınlar için verilen mücadele hukuki altyapı ile başlarken, kadınlar ihtiyaç duyduklarında bu kurumları kullanma imkanına sahip olmaktadır. Türkiye, 1990'lı yıllardan itibaren dahil olduğu sözleşmelerle hazırladığı altyapı sayesinde farklı kurumsal yapılarla bu konuda mücadele için hizmet vermeye başlamıştır.
Evlilik sorunlarını ifade eden kadınlar, sayıları erkeklerden daha fazla, sıklıkla aile içi şiddet deneyimlerinden söz ediyor. Kadınlara yönelik bu şiddete karşı mücadele çok yönlü ilerlemelidir. Şiddete toleransın olması toplumun en büyük yarası haline gelir, saygısızlığı meşru kılar. Bunun engellenmesi ise kamusal bir görevdir ve konu devleti politikalarına dahil edilip sürekli olarak hatırlatılmalıdır. Devlet, şiddete karşı duyarlılık geliştirmede en büyük role sahiptir. Evrensel bir sorun olmakla birlikte bu stratejiler toplumun dinamiklerine ve özelliklerine göre şekillenmeli ve şiddeti normalize eden her nasıl bir yaklaşım egemense bunu engelleyen anlayış hayata geçirilmelidir.
Sayılarla Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet
Bu bölümde öncelikle şiddete maruz kalan kadınların şiddete karşı verdiği tepkiler ve Türkiye’de fiziksel ve/veya cinsel şiddetin yaygınlığı 2014 verilerine göre aşağıda verilmiştir. Şok haliyle hareketsiz kalan kadınlar, başta çocuklar olmak üzere çevreye karşı şiddet eğilimi gösteriyor. Sosyal yaşamdan uzaklaşıyor, sıklıkla içe kapanma ve depresyon vakalarıyla karşılaşılıyor. Kendini suçlayan kadınlarda endişe ve korku artıyor. Alkol ve madde bağımlılığı, intihar düşünceleri, öğrenilmiş çaresizlik, evden uzaklaşma, beslenme problemleri ve ekonomik kaygılar görülüyor. 2014 yılında şiddete maruz kalan kadınlara yönelik yapılan hesaplamalar en az bir kez evlenmiş olan kadınlara göre yapılmıştır. Fiziksel ve cinsel şiddeti ölçmek için kadınlara fiziksel ve cinsel şiddet içeren davranışlara maruz kalıp kalmadıkları sorulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre fiziksel ve cinsel şiddetin bir arada yaşanması yaygın olarak görülmektedir.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
1987 yılı kadın hareketleri adına önemli bir yıldır. Türkiye’de bu yıl bir feminist grup erkek şiddetine karşı direnmek için kampanya başlatmıştır. Bu kampanyanın başlatılmasında aynı yıl Çankırı’da bir yargıcın “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemek gerekir,” sözü etkili olmuştur. Bu ifadenin ardından İstanbul Yoğurtçu Parkı’nda bir araya gelen bir grup feminist Dayağa Karşı Kampanya başlatarak “Dayağın çıktığı cenneti istemiyoruz” sloganıyla yürüdü. Yürüyüşten sonra şiddet gören kadınlar için bir arama hattı kuruldu. Bu aramalar sonucunda yardıma ihtiyacı olan kadınlarla yüz yüze görüşmeler de başladı ve bu durum, bir merkez açma ihtiyacını doğurdu. 1990 yılında vakıf statüsüyle kurulan Mor Çatı, 1995 yılında ilk bağımsız sığınağını açtı. Bu sene 25. senesini dolduran vakıfta bugüne kadar 35 binden fazla kadın ve çocuğa destek verildi. Başvuru yapan kadınların %60'ının 25–44 yaş arası kadınlar olduğu belirtilirken, %15', 44 yaş üstü kadınlar ve %6'sı 15 yaşından küçükler oldu. Mor Çatı’nın istatistiklerine göre her gün üç kadın öldürülüyor ve çok sayıda kadın hala şiddete karşı herhangi bir kurumsal süreç başlatmıyor. Mor Çatı, kadınlara yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet yattığını belirtiyor ve başvuru yapan kadınlarla ilişkinin dayanışma ilişkisi olmasını esas tutuyor. Kadınlar adına karar vermeden, baskı uygulamadan ve yargılamadan yalnızca verdiği kararlara destek olmayı amaçlıyor ve bu karar süreçlerinde hiyerarşik bir yapı bulunmuyor. İstanbul’daki danışma merkezi ve sığınak ile faaliyetler sürüyor. Mor Çatı yetkililerine sıklıkla neden başka bir merkez daha açmadıkları soruluyor. Yetkililerin yanıtı, “Kadın olarak maruz kaldığımız erkek şiddeti nedeniyle yaşadığımız hak ihlallerine karşı gerekli mekanizmaları oluşturmak ve sosyal hizmetlere erişim sağlamak devlet kurumlarının yükümlülüğü,” oluyor. Gönüllü sistemiyle işleyişini sürdüren Mor Çatı’da gönüllü olabilmek için belirli aralıklarla düzenlenen mor toplantılarına ve atölyelere katılmak gerekiyor. Mor Çatı’ya başvuran bir kadına öncelikle ne yaşadığı, neye ihtiyaç duyduğu ve ne yapmak istediği soruluyor. Bu soruların yanıtlarını anlamaya yönelik yapılan görüşme sonucunda kişi, gönüllü avukat ya da psikologlara da yönlendirilebiliyor. Hukuki süreçlere dair soruların da sorulabildiği haftalık toplantılar düzenleniyor ve psikologlardan randevu alınıyor. Sığınma evinin güncel amacının dayanışma merkezi ve sığınak faaliyetlerini sürdürmek olduğunu belirten görevliler, bu amaç için arsa alındığını belirtiyor. Kadın ile erkeğe farklı cinsiyet rolleri veren, eşitsizliği doğal bir hale getiren sistemle mücadele eden Mor Çatı yıllardır varlığını sürdürmek için de çabalıyor. Bu çaba ve Mor Çatı’ya destek veren ya da destek alan çok sayıda kadının hikayesi de basına yansıyor.
Kadınların Yükselen Sesi
Bu çalışmanın temelinde aile içinde yaşanan şiddet vurgusu olduğu için Mor Çatı’da da sıklıkla tartışılan bir konu akla geliyor: “Aile içinde kadına yönelik şiddet bir ‘özel alan’ sorunu mudur?” 1970'lerden bu yana yalnızca Türkiye’de değil, diğer ülkelerde de temel kazanım, aile içindeki şiddetin yalnızca aile ile ilgili olmadığıdır. Karı-koca arasındaki ilişki bir özel alan sorunu olmanın ötesinde, kamu sağlığını tehdit eden, insan haklarını ihlal eden ve ceza hukukun ilgilendiren bir konu haline gelmiştir. Bu nedenle kamusal alanda tanınmakta ve yaptırımları bu yönde yapılmaktadır.
Vakıfta görev alan gönüllülerle yapılan görüşmeler etkileyici pek çok hikaye sunuyor. Sığınağa gelen kadınlarda ağırlıklı olarak kendini suçlama ve kendini beğenmeme problemi olduğunu söyleyen gönüllüler, sorunlarını anlatan kadınların sıklıkla “Sizi yordum, isterseniz keseyim,” dediklerini veya her konuda kendilerinde de suç arayarak “Hiç mi suçum yok sizce burada?” diye sorduklarını belirtiyor. Öncelikli olarak görevlililerin hiçbir müdahalede bulunmadan şiddete maruz kalan kadınları dinlediği belirten yetkililer, kadınların ilk yorumunun rahatlamayla ilgili olduğunu ve sadece dinlenmiş olmanın bile ne kadar kıymetli olduğunu ifade ediyor. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kurucusu Canan Arın ise basına yansıyan açıklamalarında, söz konusu mücadelede en büyük problemlerden birinin şiddet gören kadını kaçırmanın, şiddet gösteren erkeği bulmanın önüne geçmesi olduğunu belirtiyor. İlk önerinin adamı yakalamak yerine kadını kaçırmak olduğunu belirten Arın, kadınların hayatlarını bu şekilde devam ettiremeyeceklerini de belirtiyor.
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ile yapılan görüşmeler doğrultusunda, vakfın kendisini yalnızca bir sığınak olarak değil, kadınlara yeniden özgüven kazandıran, hiyerarşik yapıdan uzak bir sistemle işleyen ve ciddi bir kadın politikası üreten bir merkez olarak konumlandırıyor. Senelerdir bir sürü tehditle karşılaşan Mor Çatı’nın bugünlere ulaşmasındaki en önemli neden Türkiye’nin gerçeklerine kayıtsız kalmaması ve yaşamın gerekliliğine doğrudan bir cevap vermesi olmuştur. Burada gönüllü olarak hizmet veren kadınlar, hemcinslerine kendi haklarını bıkmadan anlattıklarını ifade ediyorlar. Bugün bunu ifade etmek bir sonraki neslin sağlıklı bir kafa yapısı taşımasını sağlayacaktır. Mor Çatı Sığınağı Vakfı’nın ortak dili barış, barışın kadınlar tarafından sağlanacağına inanıyorlar ve hep bir ağızdan vurguladıkları nokta: “Yaşasın kadın dayanışması!”

KAYNAKLAR
Betül, Karagöz. “Türkiye’de 1980 Sonrası Kadın Hareketinin Siyasal Temelleri ve ‘İkinci Dalga’ Uğrağı”. MEMLEKET Siyaset Yönetim, Cilt:3, Sayı:7, 2008/7, s.168–190.
Beril, Eyüboğlu. “ŞİDDETTEN UZAKTA Bir Sığınak Nasıl Kurulur? Nasıl Yürütülür?” Mor Çatı Yayınları, 2004.
Dolunay, Şenol ve Sıtkı Yıldız. “Kadına Yönelik Şiddet Algısı: Kadın ve Erkek Bakış Açılarıyla”.Mutlu Çocuklar Derneği Yayınları, 2013.
http://www.kadindayanismavakfi.org.tr/dosyalar/2008-Kad%C4%B1na-Y%C3%B6nelik-%C5%9Eiddet-El-Kitab%C4%B1.pdf (Erişim Tarihi: 17.10.2015)
http://www.hips.hacettepe.edu.tr/TKAA2014_Ozet_Rapor.pdf (Erişim Tarihi)
http://www.magdur.adalet.gov.tr/dosyalar/istanbul_sozlesmesi.pdf (Erişim Tarihi: 17.10.2015)
https://www.morcati.org.tr/tr/ (Erişim Tarihi: 16.10.2015)
Tomris, Yalçınkaya. “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Çalışmaları”. G.Ü. Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated beste kucukusta’s story.