Anne Ben Amerika’ya Taşınıyorum Grşrz

​​Geçtiğimiz Ocak ayında anne ben Amerika’ya taşınıcam, orada master yapıcam dedikten 1–2 ay sonra anne ben vazgeçtim, olmuyor dedim. Çünkü hop diye gelinmiyordu. Kabul almak gerekiyor hatta burslu kabul almak gerekiyor. Öyle kolay değil geleceğim ya diyip gelmek. Bir sürü zamazingosu var. Buraya gelmek için yapılanlar ayrı bir derin deniz. Belki başka bir yazıda onu anlatırım. Gidiyor muyum, kalıyor muyum derken 22 Ağustos’ta kendimi Frankfurt’tan Washington uçağına aktarma için sıra beklerken buldum. O yol nasıl geçti hala bilmiyorum. 17 saatte geldim ve 17 günde kendime ancak gelebildim. Sanki metrobüsle geldim buraya. Teşekkürler Lufthansa.

Tahmin edersiniz gibi alışana kadar çok zor oldu. Her şey gibi. İlk bir hafta göz yaşlarımı tutamadığım anlar çok oldu. 10 gün arkadaşımın salonunun kanepesinde uyudum. İlk günümde 18 km yürüdükten sonra eve dönerken kayboldum. Hava kararmıştı ve adını bile söyleyemediğim bir yerdeydim. Friendship Heights’mış sonradan öğrendim. Otobüse ters yönden binmişim meğersem. Bir sonraki otobüs için 30 dk bekledim. Bilumum küfürler ederek kibarcasıyla “Ne Amerika’ymış arkadaş? Ben Istanbul’a dönücem!” diye söylenip durdum. Hiç “Yenicem ulan seni Vaşington!” triplerine girmedim. Güvenli ve konforlu alanımdan hiç bu kadar uzaklaşmamıştım. Her şey yabancıydı. Buraya gelene kadar hiç düşünmemiştim bunu. Bu kısmı atlatmışım. Gelicem ve hoop hemen alışıcam sanıyordum. Lakin hiçbir şey bilmiyordum şehir ile ilgili. İnsan gelmeden bir iki blog okur öğrenir ama yok ben onu da yapmadım. Yürek yedim çünkü. Yaşayıp öğreneceğim dedim. Gerçekten pırıl pırıl bir zekayım. Kendimi çok tebrik ettim ilk 10 gün.

Oryantasyon buraya geldiğimin 3. günüydü. Yani stres seviyemin şu altta gördüğünüz Washington Anıtı seviyelerindeydi. Bölümdeki hocalardan biri yanıma geldi ve “Betül, neler yaşadığını tahmin edemem ama ağlamak ve bağırmak istersen ofisim SIS binasında.” dedi. Ağlamamak için kendimi sıktım ve “Thank you.” diyebildim. Tabii, gözlerimin içi ışıl ışıl nemli.

​10 günden sonra işler biraz yoluna girmeye başladı. Önce metro hatlarını ve otobüs duraklarını öğrendim. Birkaç arkadaş edindim. Sonra ev buldum ve yerleştim. Taşımanız gereken tek şey birkaç tane bavul olunca taşınmak çok sancılı olmuyormuş. Temizlikmiş sancılı olan. Çamaşır suyundan zehirlenmek üzereyken temizlik yapmayı bıraktım ve eşyalarımı yerleştirdim. Marketten çörek ve kahve alıp evdeki ilk günümü aşağıda görmüş olduğunuz manzara ile kutladım.

​​

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.