Rüzgar taşıyacak bizi

Bazı şarkılar,
Bazı anlamlara gelmektedir.
Bazı şarkılar,
Bazı bilinmezliğine sürüklemektedir.
Bu şarkının bilinmezliğini aydınlatmak istiyorum kendi dilimde.
Rüzgarın taşımasını beklemek.

Alelade bir bankta oturmuşuz. Gökyüzünün en derin maviliği karşımda. Hafiften bir müzik çalıyor arkadan. Solumda oturuyor. Ne düşündüğümü soruyor. Hiçbir şey diyorum. Hiçbir şey. İlk başta anlam veremiyor. Hiçbir şey nasıl düşünülür bilmiyor. Anlatmamı bekliyor biliyorum. Dinlemeye istekli.

‘Geçmişim tüm dersleri ve geleceğin tüm beklentisi. İkisini birbirine bağlayan şu andayız. Ve ben ne geçmişte ne gelecekte yaşıyorum. Şu anı yaşamaktayım. Şimdi ve burada. Bu maviliğiliği izleyip bu bankta otururken bu müziği dinlerken. Ve gözümü kapatıp rüzgarı tenimde hissederken tamamen nefes alış verişime odaklanmışken.’

Gözlerini kapattı, usulca esen rüzgarın tadını çıkardı. Artık oda şu anda idi.

Aradan 4 yıla yakın bir vakit geçti.

Bir gece yarısı, tüm bunları unuttuğum geçmişin yükü altında ezildiğim, geleceğin sorumlulukları karşısında irademin kırılma düzeyine geldiği bir noktada. Stres havanın yeni kokusu, sinirlenmek bir hobi düzeyinde, her yer şikayet.

O duvara çarpma hissi yaratan sözcükler döküldü birden.

‘Rüzgarı izlemiştik biz senle

Bir o kadar özgür

Bir o kadar güzel

Şu an idi kıymetli olan

Sahi en son ne zaman nefes aldığını hissettin?

Rüzgar ne zaman yüzünü okşadı en son ?

Özgür olunca

Yaşadığını hissedince tekrar konuşalım bu konuyu.

Gecenin ilerleyen saati için seni yalnız bırakıyorum

İçerdeki savaş ortamında ateşkes imzalamayı ve ölenlerin yakınlarına uğramayı unutma.’ dedi ses.

Çiçeklerimi hazırladım ve

İlk rüzgara kendimi attım.

Rüzgar taşıyacak bizi.

-BNS

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.