GOOD DESIGN= GOOD BUSINESS
adındaki aşırı kaliteli etkinlik ve benim etkinlik hakkında aşırı kalitesiz yazım
20 Eylül 2019’da İstanbul’da yukarıda yazdığım gibi seslenilen bir etkinliğe katılım gösterdik. Siz gelemediniz; peki ama neden gelmiş kadar olamayasanız ki?
Olamazsınız, yazarak anlatamayacağım şeyleri kaçırdınız. Nedir onlar: Yakışıklı cool kızlar ve oğlanlar 😈

Birinci Bölüm: Duygusal Tasarım (Emotional Design)
Estetik ve kullanılabilirlik ilişkisini biraz irdeledik. Don Norman Bey’in tasarımda kesin ve katı şekilde duyguları dolayısıyla estetiği dışladığından ama sonra nasıl da R yapıp tükürdüğünü yaladığından; “Hem fonksiyonel hem duygusal/estetik olabilir” dediğinden bahsettik. Bu tarihi fikir değişikliği Japon bir abimizin ATM Deneyinden sonra olmuş.
Japonya’da kullanıcılara fonksiyonları aynı fakat estetik olarak farklı ATM arayüzleri sunuyor Masaaki Kurosu Beyfendi ve kullanıcılara soruyorlar: hangisi daha kullanılabilir? Denekler estetik olanı daha kullanılabilir buluyor. Sonra bir İsrailli abi çıkıp diyor ki bu Japon kültüründen kaynaklı, her yerde böyle olmaz ve İsrailde aynı deneyi uyguluyor. Fakat İsrailliler de Japonlarla aynı tepkiyi veriyorlar. İsrailli abimizde ikna oluyor.

Sonra zaten Don Norman geri basıyor işte, “Hem fonksiyonel hem duygusal/estetik olabilir” diyor.

Herkese duyguların öneminden bahsettikten ve ikna ettikten sonra geldik, bunun aşamalarına. 3 leveldan oluşuyor kendileri. Şöyle ki:

VISCERAL
Anlık duygusal tepkiler verdiğimiz, ilk izlenimimiz. Kullanıcının bilinçaltındayız. Burada görsel elementler çok etkili, tabii dolayısıyla kültürel faktörler de. Misal kırmızı batı ve bizim gibi yüzünü batıya dönmüş toplumlarda alarm, tehlike gibi algılanırken; uzak doğuda iyi şansı anlatıyor.
Kültürel faktörlere iyi bir örnek olarak; Starbucks’ın ABD’de gösterdiği websitesinin ana sayfası ve Japonya’da gösterdiği ana sayfaya bakabiliriz. Buradaki fark, Japonların aşırı renkli çizgi film gibi şeylere aşık olmasından ve batıda da minimalizm rüzgarlarının esiyor olmasından geliyor. Bakın güzel algısından bahsediyorum galiba.


Marka kimliğini yansıtmak, bir ilk izlenim oluşturmak önemli.
BEHAVIORAL
İşte artık işin içine UX; dolayısıyla fonksiyon, kullanılabilirlik, ürünün anlaşılırlığı, performans giriyor. Burada kullanıcı hala bilinçaltında, hala bilerek kararlar vermiyor. Bu aşamada kullanıcının beklentisinin karşılanması lazım; beklentisi de her umutsuz sevgili gibi güven. Kontrol hissi vermek gerekiyormuş burada. Yani uygulamada kullanıcı kontrol etmiyor bile olsa, sanki her şey onun kontrolündeymiş gibi hissetmeli. Bu aşamada başarılı olunursa kullanıcı, deneyimini tekrarlamak için mutlaka geri dönecek; tıpkı umutsuz sevgili gibi mi acaba?
Burada iyi örnek ödülü Mailchimp’e gidiyor. Çünkü neden; kullanıcısıyla empati kurduğunu hissettiren numaralar yapıyor. Bir de her seferinde iyi iş başardığını, kontrolün sende olduğunu hissettiriyor. Mailchimp erkek olsa ondan hoşlanacak bir milyon kadın bulabilirim adlı facebook grubunu gördünüz mü?

REFLECTIVE
Burası daha çok özle ilgili. Burada kullanıcıya ürünle ilgili paylaşabileceği bir hikayesinin olmasını sağlayabiliyor musunuz? Bunu yaparsanız zaten deneyimi tekrarlamak için geri dönmek ne demek, hiç gitmiyor ki. Örnek mi örnek yok.
He benim kişisel fikrim en akla ilk gelen örnek, sanki iphone fanları. Steve Jobs’tan bile daha iphonecu tayfa bence örnektir.
Birinci bölüm özetimiz
- Kişiliği olan yani ne demek marka kimliğini yansıtan UI
- Beklentileri karşılayan UX
- Storytelling
- Ve mikroetkileşimler (kullanıcıyı şaşırtan minik sürprizler)
sağlamak gerekiyor.
İkinci Bölüm: Deneyimin dönüşüm oranına etkisi, Flormar Case’i
Anlaşıldığı gibi Flormar’dan bir abimiz Flormar’a ne yaptıklarını anlattı. Bu bölüm e-ticaret odaklı olmasına rağman bence yine de faydalı bilgiler ve ipuçları barındırıyor.
Tanıdığım bazı kızların kesinlikle farkında olduklarına emin gibiyim, diğerleri de belki farketmişlerdir. Flormar son zamanlarda bir imaj değişikliğinde. Ambalajlar, dükkanlar filan pek bir cool oldu. Aynı anda bir de dijitalde işler yapmaya başlamışlar. Özellikle bir uygulama yapmışlar, websitesini filanları da değiştirmişler ama özellikle appimiz diyor abi. Uygulama şu anda İstiklal’deki dükkandan sonra 2. büyük satışın olduğu dükkan olmuş bile. İstiklal’e yetişemiyorlar çünkü Araplar…
Bunlar olurken kafayı taktıklarını söyledikleri iki şey var: 1. hız, 2. “User-friendly” arayüz
Flormar örneğinde, bir ürün grubunun 1378 tane rengi olduğu ve renk seçimi de ürünün doğası gereği önemli olduğu için bunu asla dropdown ile yapmamışlar ve güzel bir çözüm geliştirmişler. Bir kaç slayt boyunca da inanılmaz user-friendly diye gözümüze sokuldu. İyi fikir evet.
Şimdi öncelikle “Device based UI” benimsemişler bu ne demek. Her cihazda farklı amaçlara hizmet edecek içerik ve arayüzler oluşturmuşlar. Mobilde daha hızlı ve satış odaklı bir yapı kurgulamışlar fakat desktop’ta daha Flormar imajını yansıtan, markayı anlatan yapıları var. Bu baya mantıklı.
Hız ile kafayı yemişler. CSS Grid ve Skeleton Screen kullandıklarını söyledi, baya işe yarıyormuş. Ayrıca şunu yapıyorlarmış: Kullanıcının sahip olduğu telefonun kalitesine göre çözünürlüklü görsel gönderiyorlarmış.😱
Bir de hız ve performans için ücretsiz bir Google Tool önerdi: Lighthouse
Diyor ki; bakın burası önemli: “Beklemeye değil ama bekleme hissiyatına kimsenin tahammülü kalmadı!” Bunun için ufak numaralar yapılabilirmiş, sadece ikonu değiştirerek bekleme sebebinin suçlusu uygulama değil senin telefonun olabilir meselaymış. 😈

Uygulamada ayrıca Instagram vari bir yapı benimsemişler çünkü artık olay oymuş. Yani aşağı kaydırma, hatta yakında likelama getirmeyi planlıyorlar. Slayt gibi şeyler artık ‘no’lanmış. Etkileşimi artırmaya kasıyorlar uygulamada, akıllı asistan dedikleri bir kısım var buraya barkod okuma ve CHATBOT koymuşlar. İlerleyen zamanda SESLİ ARAMA ekleyeceklermiş ve AR makeup ve etkileşimi daha da artırmak için çarkıfelek gibi şeyler.
Chatbot ve sesli aramaların önümüzdeki zamanlarda aşırı popülerleşeceğini sürekli duymaya başladık zaten. Bence de aşırı heyecanlı konular.
Ürün içeriklerini değiştirmişler. Şöyle yapmışlar:
- Benefits
- How-to
- İçinde ne var? (işte fındık, fıstık)
- Recommendation (Gerçek insanların Instagram paylaşımları)
- Suggestion (Mülakatta hangi renk ruj gider?, Kız kıza gece dışarı çıkarken hangi far?)
4 ve 5 baya satın almayı etkilemiş. Özellikle 4
App’in ciro payı tüm bunlardan sonra %8'den %20'ye çıkmış. Bir sürü başka sayı daha verdi ama sayılarla ilgili beni bilirsiniz.🤓 Özetle app’in yenilenmiş olması (good design), onları çok mutlu etmiş (good business) ve etmeye devam ediyor. 💸💸💸
Üçüncü Bölüm: Koçtaş’tan biri
Akılda kalacak notu şu olabilir: Dedi ki “Mesele cesaretli olmak, desktop’daki özellikleri nasıl atacağız mobilden? diye bakmalısınız”
Dördüncü Bölüm: Mobil Tasarıma Yönelik UI Çözümleri
Burada PWA’dan (Progressive Web Apps) ve avantajlarından bahsederek başladık. Flormar abi de PWA’den bahsetmişti. Bu da yeni trendmiş.
Mobil Web ve App karşılaştırması yapıldı.
Mobil Web Avantajları:
- Bulunabilirlik
- Hızlı erişim
- Silinmez (Uygulamaların bir lifecycle ı var eninde sonunda siliyoruz)
- Kolay paylaşılabilir (Kankama link attım)
App avantajları
- Cihaz üzerinde alanınız var (arazi parsellemişsiniz, menüye giriyor sizi görüyor)
- Notifikasyon gönderebilirsin
- Hızlı — akıcı
- Offline kullanma imkanları
- Native özellikler kullanma özgürlüğü
- Kompleks işlemler
Peki bu PWA ne yapıyor App’in son iki avantajı dışındaki tüm avantajları ve mobil web avantajlarının tümünü barındırıyor! Devrim! (devrim olmasa da iyi bir şey)
Ama yine de App yapmalıyız çünkü app sadık kullanıcı için. Bir de markanızı gören toplam 10 kişi olduğunu varsayarsak, bunların sayıları ve o sayıların size kazandırdığı para aşağıdaki gibi oluyormuş, o yüzden hala app yapmalıyız.

App arayüz tasarımı için ise 5 ipucumuz var. Bunları yine kısaca yazacağım. Detayını merak edenlere bir kahve karşılığı anlatırım. Bedava mı yani, yorulduk biz de yaz yaz.
- Consider thumb-zone
Şimdi burası biraz hüzünlü konu çünkü cihazlar büyüdükçe thumb-zone daralıyor. Ve cihazlar büyüyor. Bunun için çeşitli one-handed usage denemeleri var ama gerçek çözümler hala yok gibi. Burada güzel bir çakallık yapılıyormuş genelde, o da şu: en üst köşedeki butonları swipe’a bağlıyor, en çok kullanılan butonlar zaten aşağıda - Increase learnability
“Hinti almasını sağla, gözüne sokma!” Burada aslında biz baya yanlış yapıyormuşuz, bizim daha önce denediğimiz şeyleri baya kötü örnekler olarak verdi. Bunu onboarding süreçlerini konuşurken detaylıca konuşalım. - Apply recognition patterns
Burada ekstra denilecek bir şey yok, alışılmış daha önceden öğrenilmiş şeyleri kullan. Kullanıcı da rahat etsin, sen de rahat et. Bunları kullanarak uçup kaçmadan yeni yaratıcı tasarımlar hala yapılabilir. Zara’nın app i örnek. - Decrease number of actions
Bu konu çok yanlış anlaşılıyor, aslında kullanıcının beynindeki adımları azalt diyor. Bunun için Gmail örneği var. Yine yüzyüze anlatayım. - Add game mechanics
“Oyun yap değil! Psikolojiyi kullan!” Yine yüzyüze anlatayım. (yorulduk reis) En iyi örnekler tabii ki spor applerinde Nike Running Club çok güzel kullanıyormuş.
Bütün bunların dışında yarım saatlik bir workshop’a katıldık, bence en önemli çıktısı şuydu: en zor teknik gerektiren, maliyetli özellik satılmayabilir; maliyeti en az olan, teknik açıdan en kolay ve hızlı uygulanabilir olan satılabilir. Hem de daha pahalıya.
Buraya kadar okuyan herkesi çok tebrik ediyorum. ❤️
