Yavuz Ekinci’nin yeni kitabı Peygamberin Endişesi, geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Ekinci bu kitabında peygamber olduğunu iddia eden Mehdi’nin hikayesini anlatıyor bizlere.

Kahramanımızın yaşadıklarının gerçek mi yoksa bir sanrı mı olduğunun okuyucuya bırakıldığı anlatıda, Cebrail’in kahramanımıza görünerek “Bak! Bütün gözlerinle bak! Ey Mehdi! Sen Tanrı’nın elçisisin, ben de Cebrail’im!” demesiyle başlayan roman, Mehdi’nin Cebrail’i bekleyiş öyküsü ile devam ediyor.

Mehdi, Cebrail’i beklerken birçok felakete şahit oluyor. En büyük felaketi ise, karısının ve kızının kendini terk etmesi belki de.

Daha önceki romanlarında ve öykülerinde de defalarca anlattığı ‘bekleme’ halini, Peygamberin Endişesi’ nin de merkezine oturtuyor Yavuz Ekinci. Mehdi, bir yanda insanlara peygamber olduğunu anlatırken, onların kendisine inanmasını beklerken; umudunu yitirdikçe de şehrin en ücra yerlerinde Cebrail’i bekliyor. …


Kitapları tüketmek…

Merhabalar…

Bu haftadan itibaren her Cuma günü, zaman zaman kitap eleştirileri ve köşe yazıları zaman zaman da röportajlarla bu köşede sizlerle birlikte olacağım. İlk yazımda uzunca bir süredir dikkatimi çeken ve beni rahatsız eden bir konu başlamak istiyorum: Sosyal medyanın da etkisiyle değişen okuma alışkanlıklarımız ve tüketim kültürü.

Bildiğiniz gibi tüketim kültürü dediğimiz kavram günümüzde oldukça değişim gösterdi. Bilişim teknolojilerinin gelişmesi, reklam sektörü falan derken, tüketimimizi belirleyen şey artık ihtiyaçlarımız değil.

Örneğin birçoğumuz, yeni bir cep telefonu alırken ihtiyacımız olduğundan değil; eski cep telefonumuz çalışıyor olmasına rağmen, daha yeni bir modeli çıktığı için satın alıyoruz. …


Nihayet mesai saati bitmişti. Oturduğum bilgisayarın başından ağır ağır kalktım. Sanki sırtımda tonlarca yük taşımıştım. Belim, omzum ve sırtım o kadar ağrıyordu. Rahatlamak umuduyla gerindim. Yavaş yavaş tuvaletin yolunu tuttum. Elimi, yüzümü yıkamak için aynanın karşına geçtiğimde gözlerimin bütün gün ve bütün hafta bilgisayara bakmaktan kızarmış ve gözaltlarımın da morarmış olduğunu fark ettim. Ama şimdi hiç bunlara takılıp kalamazdım. Ne de olsa Cuma akşamıydı ve ben her Cuma yaptığım gibi eve gidip güzel bir yemek yiyecek, ardından seçtiğim alkolü içerken müzik dinleyecek ve bu sefer kendim için boş boş internette gezinecektim.

Elimi, yüzümü yıkayıp biraz kendime gelir gibi oldum. Bu sefer hızlıca masamın başına döndüm. Bilgisayarımı kapattım ve çantama atacağım birkaç parça eşyamı toplayıp ofisten çıktım. Çıkar çıkmaz da pişman oldum. Güneşin bütün kavurucu sıcağı beton yığını kentin asfaltlarından ve binalarından yansıyarak üzerime vurdu. Derin bir of çektim. Yapabileceğim bir şey yoktu. Markete kadar sabredecek, oradan eve geçip bir güzel duş alacak ve klimalı salonumda bu işkenceden uzak dinlenecektim. Öyle de yaptım. İşyerimin yakınındaki markete girip akşam yemeği için aperatif birkaç şey aldıktan sonra bu gece şarap içmeye karar verdim ve bir şişe de şarap aldım. Kasada ödemeyi yaptıktan sonra marketin önünden otobüse binip evin yolunu tuttum. …


Sen neden dışarıdasın?

Sabah telefonun alarmı ile uyandım. Külçe gibi çökmüştüm yatağa, kalkmam gerekiyordu bir an önce ama vücudum yataktan çıkmamak için direniyordu. Dün gece uzun süre de uyumamak için direnmişti. İçimde tarifini yapamadığım bir huzursuzluk, bir telaş vardı. İnatla kalktım yataktan. Kendime gelmek için bir duşa ihtiyacım vardı. Yavaş adımlarla banyoya doğru yöneldim. Sıcak suyun beni rahatlatacağını, biraz olsun huzursuzluğumu alacağını düşünmüştüm. Uzun süre sıcak suyun altında kalmama rağmen hiçbir değişiklik olmadı. Aklımda yine Hüseyin ve onunla yapacağım görüşme vardı. Ne diyecek, ne anlatacaktım ona? Onca yılların arkadaşlığının dostluğunun ardından şimdi onu bu şekilde görmek çok zordu benim için…

Hüseyin……


Image for post
Image for post

Türkiye’deki darbe: Uluslararası işçi sınıfına yönelik bir uyarı

Bill Van Auken / 18.7.2016

Türkiye’de 15 Temmuz günü gerçekleşen başarısız askeri darbe girişimi 300'den fazla insanın ölmesinin ardından bastırılırken, ülke, yeni şiddet ve baskı tehditlerinin gölgesinde, aşırı bir siyasi istikrarsızlık durumunda kalmaya devam ediyor.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Türkiye’deki bir muhabiri, Pazar gecesi, cep telefonlarına, yeniden, halkı sokağa çıkmaya ve meydanların kontrolünü almaya çağıran mesajlar gönderildiğini bildirdi. Bu, tehlikenin geçmediğinin ve ordunun müdahalesini her an yenileyebileceğinin açık bir kabulüdür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, darbe girişimine, binlerce askeri ve subayı tutuklamaya ek olarak, 6.000 dolayında insanı gözaltına alan diktatörce bir baskı ile karşılık vermiş durumda. Kimi tutukluların alıkonulması için bir stadyumun kullanılması, yakalamaların çapına işaret ediyor ki bu, Şili’de 1973'te gerçekleşen kanlı olayların rahatsız edici bir tekrarıdır. …


Geçtiğimiz yıl futbol dünyasının en büyük öyküsü Leicester City’nin şampiyonluk öyküsü hiç kuşkusuz. Bu güne kadar hiçbir başarısı olmayan, Londra’nın kuzeyinde, East Midlands bölgesinde Soar nehrinin kıyısına kurulmuş, 337 bin nüfuslu, sakinlerinin yüzde 40’ını göçmenlerin oluşturduğu, geçmişte tekstil ve ayakkabı üretimi ile tanınmış, günümüzde iki büyük üniversiteye sahip tarihi şehir Leicester’ın takımı nam-ı değer “Foxes” (Tilkiler).

131 sene önce kurulan kulübün en büyük başarısı 1928–29 sezonunda aldıkları lig ikinciliği. 2003–2004 sezonunda Premier Lig’den düşen takım 2013–2014 sezonunda tekrardan Premier Lig’e yükseldi. Ertesi sene mucizevi şekilde ligde kalan Leicester bu sezonun belki de en zayıf takımlarından biri olarak görülüyordu. …


Tam da bu zamanda okunması gereken bir makale…

Marksistler bireysel terörizme neden karşı çıkarlar?

Lev Troçki

Troçki’nin bu makalesi ilk olarak 1911 yılının Kasım ayında, Almanca olarak Der Kampf’da yayınlandı.

Sınıf düşmanlarımız bizim terörizmimizden yakınmayı alışkanlık haline getirmiş durumdalar. Bununla neyi kastettikleri oldukça belirsiz. Onlar proletaryanın sınıf düşmanının çıkarlarına karşı yöneltmiş olduğu faaliyetlerinin tamamını terörizm olarak yaftalamak istiyorlar. Onların gözünde grev terörizmin başlıca yöntemidir. Onlar, bir grev tehdidini, grev gözcülerinin örgütlenmesini, işçilerini köle gibi çalıştıran bir patrona karşı girişilen ekonomik boykotu, kendi saflarımızdaki bir haine karşı yürütülen bir ahlaki boykotu -bunların hepsini ve daha birçok şeyi terörizm olarak adlandırıyorlar. Terörizm bu şekilde düşmanda korku uyandıran ya da ona zarar veren her türlü eylem olarak anlaşılırsa, o zaman kuşkusuz bütün sınıf mücadelesi terörizmden başka bir şey değildir. …


Son zamanlarda Sosyalist olarak öne sürülen, konferansları olay olan Zizek’in gerçek yüzünü gösteren bir makale…


İlk bakışta Orhan Veli sevenler için ne kadar da sıradışı bir başlık değil mi? Şiirleriyle tanıdığımız ve sevdiğimiz Orhan Veli’nin hikayeleri… Ben de ilk gördüğümde çok şaşırdım. Yapı Kredi Yayınları, yazarın öykülerini ilk kez bir kitapta toplamış. Birçok okurun Orhan Veli öykülerinin farkına varmasında bu kitabın önemli bir katkısı oldu sanırım… Ben de kitapçının rafında Orhan Veli ve öykü kitabını görünce büyük bir merakla aldım kitabı.

Yazarın şiirlerinde olduğu gibi öyküleri de müthiş duru ve sade diliyle insanı hapsediyor. Sanki öyküyü okumuyor yaşıyorsunuz. Kah sıradan keşmekeş bir lokantanın havasını, kah deniz kenarında balığın tadını alıyorsunuz. Ama en çok da sıradan insanların günlük hayatlarını ve diyaloglarını bulmak mümkün.

Bahadır Eren

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store