Çoğu insanın hayatı bir Kurtarıcı bekleyerek geçer. Bu Kurtarıcı geldiğinde zor günler bitecek, zorluklar aşılacak, zulüm son bulacak ve hak yerini bulacaktır.
Tüm bunların nasıl gerçekleşeceğini bu insanlar bilmezler. Bunu nasıl gerçekleştireceklerini de düşünmezler. Çünkü onlar çilekeştirler. Mağdurdurlar. Bu daimi mağdurlar, içinde bulundukları durumdan bir çıkış bulmaya çalışırken, sürekli doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırmak zorunda oldukları durumlarla karşılaşırlar.
Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırma yeteneği, bu insanlarda sakat bırakılmıştır.
Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırma yeteneği, bu insanlarda kötürüm bırakılmıştır. Atalarından öğrendikleri ahlak yasalarını sorgularlarsa lanetleneceklerine ve bir şekilde cezalandırılacaklarına inandırılmışlardır, ve sorgulamaya cesaret edemedikleri hiçbir ahlak yasası, gerçek hayatta karşılaştıkları karmaşık durumlarda neyin doğru neyin yanlış olduğunu bulmalarını sağlamaz.
Hırsızlık kötüdür, derler.
Ama başkalarına her zaman yardım etmeliyiz, derler.
Yakaladıkları hırsız açlıktan çaresizlikten bir ekmek çaldığında bu göstermelik ahlak yasaları çöker.
Dünya üstündeki tüm diktatörlükler, doğru ve yanlışı babalarından kalma ahlak yasalarında bulmaya çalışan yığınlardan doğar.
Gerçek hayattaki ahlaki durumlar beylik ahlak kurallarından her zaman daha karmaşıktır. Bu ahlak kurallarında aradığı cevabı bulamayan insanlar, doğru ve yanlışı ayırt etmeye çalışmaktan yorulurlar ve bu sorgulamanın biteceği bir dünya hayal ederler.
Hayal ettikleri dünyada yanlış yapanı belirleyen, bulan ve cezalandıran bir güç vardır. Bu güç onlardan bağımsızdır. Onlar hiçbir şeyi, hiçkimseyi sorgulamazken, bu güç kendiliğinden neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilir ve cezalandırılması gerekeni cezalandırır.
Bu yüzden de dünya üstündeki tüm diktatörlükler, doğru ve yanlışı babalarından kalma ahlak yasalarında bulmaya çalışan, bu çabadan yorulan, ve onlar adına karar vermesi için bir Kurtarıcı bekleyen bu yığınlardan doğar.
Email me when Bireyci publishes or recommends stories