Bir Yol Hikayesi #Trabzon2

İkinci günün sabahı masal gibi bir deniz manzarasıyla güne gözlerimi açtım, dün çok şikayet ettiğim nem bugün yok gibiydi. Bir süre huzurla uyuyan sevgiliyi seyrettim. Sonra o da güne uyandı.Kahvaltı faslını kısa tutup yola düştük.

Bir önceki yazımda soğuktan kendimi koruyacak bir şeyler bulamadığımdan bahsetmiştim.Otelden çıkar çıkmaz minik bir alışveriş yaptık. Ve yine nereye gittiğimizi bilmiyordum.

++ Yolda hatunun meraklı meraklı nereye gidiyoruz diye sorması ve etraftaki tabelalardan rotayı anlamaya çalışmasını çok seviyorum. Hatunla keyifli bir oyun oynuyoruz. ++

Yolda sevgili, “Vazelon Manastırı açık mı, bakar mısın?” diye sorunca ilk durağımızı anlaşmış oldum. Ziyaret saatleri günleri ile ilgili bir bilgiye ulaşamayınca manastırı gösteren ok işaretinden döndük yola… İki gençle karşılaşınca bilgi almak amaçlı durduk. Konuştuğumuz gençler, yolun zorlu olduğundan bahsedince kiraladığımız aracın performansını dağ yolları için yeterli bulmadığımızdan vazgeçtik.

Planımızda Sümela Manastırı yoktu. Fakat sevgili son anda karar değiştirip rotayı güncelleyerek manastırı ziyaret etmeye karar verdi. Manastır yolunda dere kenarında keyifli bir çay molası verdik. Bu kare de o andan:

Ne yazık ki Sümela Manastırı bir yıl sürecek bir restorasyon dönemi için kapalıydı. Girişteki görevli, sadece uzaktan görebileceğimizi söyleyince girmemeyi tercih ettik.

Zigana yollarına vurduk kendimizi. Yolu rotayı bilmediğimden çevrenin güzelliklerini izleyip, sevgilinin verdiği bilgilerle tarihi, kültürü yakından tanıma şansım oldu. Manzara yine çoook keyifliydi.

Trabzon demek yeşil demek, doğa demek, yayla demek… Zigana’nın zirvesine eski yoldan çıktık. Yol boyu gördüğümüz, yukarıdaki gibi eşsiz panoramalardı. Zirveye çıkınca sis bastı, çay tiryakisi olduğumuzdan hemen birer sigara yakıp titreye titreye bir mekana attık kendimizi :)

İçeride soba çıtır çıtır yanıyordu.

Trabzon tespitlerim de en ilgi çekici bulduğum, çayı süzgeç kullanmadan servis etmeleri, malum ben Egeliyim. Çok alışık olduğum bir durum değil. Rica ettim bardağımı değiştirdiler. :)

Limni Gölü varmış rotamızda, yola girince öğrendim, ama yolu hava yüzünden ilerlenemez ve tehlikeli bir haldeydi. Gidemedik… Sevgili orayı birlikte görelim çok istiyordu, bakışlarında hüzün görünce içim acıdı. Geldiğimiz yoldan değil de Zigana’nın farklı bir rotasından aşağı inmeyi tercih ettik.

++ Tünel yapılmadan önce insanların Zigana dağını nasıl aştıklarına şaşırıyorum. Eski yok çok virajlı ve dardı. Ancak manzarasıyla çok keyifliydi. Yol üzerinde bir kaç yerde Limni Gölü tabelası görsem de sapmaya cesaret edemedim. ++

Yolda önümüze bir inek ve danası çıktı. Yavru arabadan korkunca kaçmak istedi ama önümüzden bir türlü ayrılamadı, yavru önde, biz arkada, anne inek bizim arkamızda bir süre üçlü konvoy şeklinde ilerledik. Çoookk eğlendik. :)

Arkadaş bir de yolu işgal edip poz verdi ya :)

Acıkmıştık, bir restoranda mola verdik. Salataya zeytinyağı yerine ayçiçek yağı koymaları Karadeniz Bölgesinde fazla salata kültürü olmamasından kaynaklanan ufak bir eksiklikti. Pirzola parmaklarımızı yedirtecek kadar güzeldi. Fiyatı da çok uygundu. Sevgili dağda büyüyen, doğal beslenen hayvanların lezzeti olduğundan bahsetti. Akşam bir şey yemem diye düşündüm yola devam ederken öyle doyurucuydu ki. :)

Maçka’dan Trabzon’a dönüş yolundaydık artık. Yolda bir aracın, bize vurup çarpması yüzünden gerilimli zamanlar geçirdik. Sevgili üzüldü diye üzüldüm en çok. Ve çok da kızdım. Vurduysan, bir kaza olduysa neden durmaz ki bir insan? Ya maddi hasar değil de can kaybı olsaydı!!

Bu yüzden Trabzon benim için gri kalan şehirlerden biri. Onca doğal güzelliğe rağmen havaalanına gelene rağmen kendi kendimi yedim… Sevgili beni toparlamaya çalışsa da kendimi suçladım çoğu zaman. Kasıtlı olarak bir araca vurmayı ve sonra kaçmayı hala almıyor aklım.

Havaalanına gitmeden önce Trabzon Müzesi’ni ziyaret ettik. çok keyifli bir mekan ama içeriği biraz eksik sanki. O güzelim binada, eski usül camekanlarda saklanan değerlerimiz çok da göze batmıyor bana göre, ama burada kendimi biraz daha iyi hissettiğimi söyleyebilirim.

Sonrası bir cafede kitap, havaalanı araç teslimi ve uçağa gidiş…

Uçakta uyudu kıymetlim. Bazen onu izledim, bazen pencereden gökyüzünün karanlığına dalıp gittim, bazen de kitabımı okudum.

Tüm keyifsizliğine rağmen keyif veren anlar kızımızı ziyaret edebilişimiz ve ne olursa olsun sevgilinin yanımda olmasıydı.

Hoşcakal Trabzon… Bir daha seni ziyaret eder miyiz bilmiyorum ama dilerim yollarımız bir daha kesiştiğinde insanların biraz daha insanca yaşamayı öğrenmiş olur.