Sessizce…

Bilinmeyen lehçelerden dilsiz cümleler deriyorum sağır sessizliklerin kıyında…

Böyle zamanlarda gücümü aldığım geceye, ve ışığından güç topladığım Ay’a sığınıyorum.

Köklerini saldığı topraktan, büyümesine gerekli olan değerleri alamayan minik tohum için elimden bir şey gelmemesi ve gözlerimin önünde ulu bir agaç olabilecekken cılız bir fidana dönüşürken attığı çığlıklar içimi kanatıyor.

Yapmayı hiç sevmediğim bir şey olan empat yanımı kapıyorum usulca. Kendi ruh sağlığım için bunu gerçeklestirirken acısı baldıran zehirlerinkine eş bir sızı yayılıyor benime. Anka gibi tutuşuyorum küllerimden yeniden doğacağımı bilerek. Bana dair benim bildiğim, kimsenin görmediği-görmek istemediği- her değişimimde kendimden bir parcayı ardımda bırakıyor oluşumla savuruyorum küllerimi. Değişiyorum!

Kapatıyorum ya, artık duymak, konuşmak bana bir şey ifade etmiyor. Sormuyor, merak etmiyorum. Yanlış anlaşılmalardan gelen yorgunluktan korkuyorum. Oysa ellerimde sadece tohum için umut var suyuna katmak istediğim. Elimden geleni yapmış olmanın huzuruma tutunuyorum ve geceyi izliyorum yıldızların arasından bedelini gülüşlerimle ödeyerek. Şafağa yürüyorum sever adım.

Ay ile doğmuş, yıldız ışığıyla yoğrulmuşsa da ruhum, rengini güneşten alıyor.

Tan vaktine kadar kitaplarıma sığınıyorum.