Yapamadığınız şeyler için bahane ileri sürmek iyi hissettiriyor mu? Vicdanen rahat oluyor musunuz?

Bahane değil ya bunlar mecburiyet. Mecburiyetten kalıyorum mecburiyetten alıyorum mecburiyetten giyiyorum mecburiyetten gidiyorum… başka çarem yok. Bunlar tanıdık geldi mi? Bunların arkasına saklanan sığınan bir sürü insan olduğuna eminim. Bi ben değilim ya sonuçta lütfen yani. Başkalarının hayatına laf edemem gerçi o yüzden merak etmeyin bu yazımda sadece kendime gömücem. Yaklaşık iki yılı aşkın bir süredir hayatımda bana eşlik eden yegane yol arkadaşlarımdan biri haline gelen “mecburiyet” kavramı saolsun beni hiç yalnız bırakmadı. Hayatımda kendisine öyle bir yer açtı öyle güzel yerleşti ki ne yapsa ne dese makul buluyorum. Artık sihirli olduğunu düşünmeye başladım çünkü öyle oyunlar oynuyor ki beynimle bu oyunlar sonucu kendime güvenerek kurduğum cümlelerimi, almış olduğum sağlam sandığım kararlarımı, fikirlerimi bunları sanki ben düşünmemişim gibi veya hiç aklımdan geçmemiş gibi bir kılıfa sokuyor ve benim o fikirlerden uzaklaşmamı sağlıyor. Bu uğurda ne hayallerden ne planlardan vazgeçildi…Öyle bir şey ki sizin elinizi kolunuzu bağlıyor ve kalıyorsunuz ortada öylece. Kimi zaman gönül pencerenizden girecek o muazzam ışığa kimi zamanda ciğerlerinize dolacak o eşsiz havaya engel olmuş oluyor. Beyninizde binbir güçlükle açmış olduğunuz o yeni kapıları sertçe hiç acımadan yüzünüze vurarak kapatıyor. Belki de kapanan o kapıların ardında hayatınızda görüp görebileceğiniz dünyanın en güzel manzarası vardı ya da dönüm noktam diye adlandıracağınız o büyük değişim orada sizi bekliyordu. Neyse… Bir önemi var mı artık. Nasılsa sizin birtakım mecburiyetleriniz vardı. Gidemezdiniz çünkü…yapamazdınız çünkü…çünkü çünkü ve birçok yeni çünkü.


İşte benimde “çünkü” lerim vardı hep. Mecburiyetimle savaşamadım. Kim bilir belki de savaşmak istemedim kolaya kaçtım. Son bir şey eklemek istiyorum buraya; mecburiyetin en yakın arkadaşı “pişmanlık” çünkünün en yakını da “keşke” dir. Size bir sürü keşkeli cümleler kurdurtur. Doyasıya pişmanlık hisseder ve onunla yaşarsınız. Bence pişmanlıklarla yaşamayı öğrenmek tamamiyle zavallılığı temsil eder ve dünyaya bir kere gelmişken zavallı etiketiyle yaşamayı kim ister bilmiyorum. Zavallı biri olmak ister misiniz?