Körler Ülkesi’nde Tek Gözü Gören Kral Olur

Bizans ve kolonisi İstanbul’a varır ve bugün adına Sarayburnu dediğimiz yerden karşı kıyıya bakarlar.

“Bu kadar güzel bir yer dururken oraya yerleştiklerine göre bu insanlar kör olmalı.” diye düşünürler.

Sarayburnu’na Bizantion şehrini kurarlar ve karşısındaki kıyıya yani bugün adına Kadıköy dediğimiz semte Khalkedon (Körler Ülkesi) adını verirler.

Hikaye günümüzde gerçekleşse çevreciler ayaklanır, müteahhit firmayı (kim-le-rin olduğunu tahmin edersiniz) yerden yere vururlar.

Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen kepçeler alana girer. ..Ve o kepçeleri hiçbir kuvvet

….

Ahval-ü şerait ikibin yirmi III

“Bizi zaman yenecek”

diyor, Yılmaz Odabaşı. İnsanı kahredecek türden bir netlikte dile getiriyor, biz milyonların durmadan dinlenmeden koşturduğu bu hayatı. Fakat, hakkını vermek gerek, zamanın üzerimizden geçip giden bir silindir olmadığını, kaybetmenin başka türlüsünün de mümkün olduğunu gösteriyor;

..ve anılar kalacak..

Ha, iyi o zaman Yılmaz Ağabey.

Herhalde.

İyidir yani..

Kitaplar demişken, Almak ayrı okumak ayrı diyorlar. Alıyorsun da okuyor musun ki bunları sanki diyorlar. Ben, zannedersem, okumak niyetiyle alıp çoğunlukla çoğunu okuyamayanlardanım.

Üstelik eskiden benim durumum bi’ hayli normaldi. Okumasan da almak diye bir şey vardı. Kimileri elbette bunun sakıncalı olduğunu o zamanlarda da söylerdi. Bana ise ikea’dan ucuza süs eşyası almaktan daha keyifli ve de daha mantıklı bir eylem olarak gelirdi hep. Dolapta duruşu da güzel, hatta yeterli motivasyonu bulursan okuman ve dahi şans bu ya çok beğenmen de mümkündü. Yani, kitaplar görsel olarak da doyurucu objeler gibi geliyor bana. Orada bir gün açılmayı bekleyen, üç beş ayda bir tozunu aldığınız, belki üç beş senede bir dizilişini değiştirdiğiniz, sırtı size dönük, bir gün göz göze gelmeyi bekleyen kitaplar.

Hesap basit; kebapçılar, insanlar kebap yediği için açılıyor, kitapçılar insanlar kitap okumadığı için değil “almadığı” için kapanıyor. Bir dostum geçenlerde gittiği yunan adasından beni aradı; “Küçücük adada İzmir’dekinden çok kitapçı var.” diye. Hiç yunan adası sevdam yoktur, kalkıp gidesim geldi.

Sizce de kitapçılar çok güzel dükkanlar değil mi yahu? Yapı Kredi Yayınları’nınki gibi 2001:Space Odyssey’den fırlamış gibisinden kitapçılardan söz etmiyorum elbette. Üst raftaki kitaba uzanabilesin diye kenarda küçük eski bir taburenin durduğu, ödemeyi “desk”e değil, en az 1–2 şair, yazar mezun etmiş cevizden yapılma o masanın başında oturan yaşlı amcaya yaptığınız kitapçılar vardı ya hani.. Geldi değil mi gözünüzün önüne, heh işte onları tam da onları diyorum.

Tecrübelerim;
Evde bira yapmak “kuul” bişi değil arkadaşlar. hey douglas ölem ben gibi geliyor ama daha çok muhabbet sie liegt in meinen armen.

Evde domestos yapmak daha az yorucu olabilir bu arada. Ve fokusunuz maliyetler ise kesinlikle daha kârlı.

Önerilerim;
Evliliklerini kurtarmak için çocuk yapan anne babalara önerim; o çocuklara bakmayın, satın. İşte o zaman evliliğiniz hakikaten kurtulur.

Temennilerim;
Her seferinde pişman olduğunuz ama bir süre sonra tekrar yaptığınız tek şeyin burger king’ten voğpır söylemek olduğu bir yıl dilerim.

Olur, lahmacun da olur..

Şimdi çıkıyorum, o işe yarın bakalım.
1+1 Ocak 2023

Dün Bugün — 1

--

--

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store