EVRİM TEORİSİ VE YANLIŞ BİLİNENLERİ

Evrim, yıllardır canım ülkemde bilime dair tartışılan nadir konulardandır. Ne yazıktır ki araştırmadan, soruşturmadan ve en önemlisi de okumadan yalnızca fikir beyan ettiğimiz bir konu olmaktan da geri kalmamıştır. Zaten düşünüyorum da ben hiç “Bilmiyorum” diyen birisini görmedim bu memlekette. Herkesin her konuda kurulacak en az 1 cümlesi var. Bunun sebebi, insanların bir şeyleri bilme arzusundan ziyade “Bilmiyorum” kelimesini bir acizlik olarak görmesi sanırım. Bu duruma örnek olarakta aklıma ilk gelen konu Kürk Mantolu Madonna meselesidir. Sanırım Funda Özkalyoncu’da bu sorundan muzdarip. Çünkü o da bilmediği bir kitap olan Kürk Mantolu Madonna kendisine sorulduğunda “Cahil” gibi gözükmemek adına fikir yürüterek kitap hakkında değerlendirmelerde bulunuyor ve olanlar oluyor.

Buyrun bu da merak edenler ve tekrar hatırlamak isteyenler için konuyla ilgili video:

Bilgisizliğin her zaman en önemli sorun olduğu söylenir ama bilgisizlikle savaşmadan önce asıl yapmamız gereken “Bilmiyorum” kelimesini öğrenmektir. Böylece her şeyi daha kolay halledebileceğimize inanıyorum.

Tekrar evrim konusuna dönersek; yıllardır yapılan evrim tartışmalarında göze çarpan ilk şey, muazzam derecede kirli bir bilgi olması. İşin tuhaf olan kısmı ise ülkemizde hem evrimi eleştirenler hem de evrimi savunanların konuya oldukça uzak olduğu gerçeği. Yıllardır ortalıkta dolaşan bazı kulaktan dolma bilgilerden ve neden yanlış olduklarından bahsedeceğim. Haydi başlayalım!

  1. Evrim, madem bir gerçeklik ve kanıtlandığı savunuluyor o zaman neden hala bir teori?

Aslında bu soruyu soran kişiler bu tartışmaya girmeden önce bilimin anahtar kelimelerini öğrenmeye başlasalar hiçbir zaman böyle bir tartışmaya girmeye gerek kalmayacaktı ama maalesef tartışmak, bir fikri ölesiye savunmak bazı insanlara gerçeğin peşinde koşmaktan daha eğlenceli geliyor.

Neyse, biz cevabımızı verelim. Dedik ya önce anahtar kelimeleri öğrenmemiz lazım. Neydi bu kelimeler? Teori, Kanun ve Hipotez. Burada insanlar bir teorinin kanıtlandığında kanuna dönüştüğü yanlışına düştüğünden biz bu iki kelimeyi inceleyelim. Her şeyden önce teoriler, düşündüğünüz gibi daha çok kanıt bulunduğunda kanuna dönüşen şeyler değil arkadaşlar. Kanun dediğimiz, bir olayın hangi kural setlerine bağlı olarak gerçekleşeceğini söyler ya da olaydan matematiksel bir formül ile bahseder. Teoriler ise genellikle “Nasıl” sorusuna cevap olur ve öyle ispatlanınca kanun olma gibi bir durumları yoktur. Hatta ve hatta teoriler, bazı durumlarda birçok kanunu kapsar. Tanımını yapmak gerekirse teoriler, sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kanunlar bütünüdür. Kısacası kanun ve teoriler birbirinden farklı şeylerdir. Bazı durumlarda teoriler, kanunları kapsarlar. Bunu bir de örnekle açıklayalım. Herkesin bildiği bir teori olan yerçekimini örnek alalım mesela. “Bir dakika ya yerçekimi teori miydi?” diyenler olabilir. Sakin olun kanun olanı da var. Newton abimizin bulduğu,meşhur elma hikayesiyle efsaneleşen yerçekimi kanunu, yerçekimi kuvvetinin, cisimlerin kütleleriyle doğru, uzaklıklarının karesiyle ters orantılı olduğunu söyler. Bakın yukarıda belirttiğimiz gibi bir kanun olan yerçekimi olayı bir formüle dayandırdı ve biz de bunu günlük hayatta kullanıyoruz fakat gördüğünüz gibi bir kanun olaya açıklama getiremiyor. Sadece ne olduğunu söylüyor o kadar. Nasıl olduğuna dair bir bilgi veremiyor. Bu soruya cevap vermek için yerçekimi kanununu da alıp bir teori oluşturuyoruz. Mesela Newton ‘ın kütle çekimi teorisi. Bu teoride Newton, evrendeki her cismin birbirine bir çekim kuvveti uyguladığını söyleyerek açıkladı. Yani nasıl sorusunun cevabı çekme kuvvetiydi. Daha sonra Einstein ‘ın genel görelilik teorisi bu kanunu kullanarak nasıl sorusunu cevaplamaya çalıştı. Bu teoride kuvvetin yerini, uzay-zaman eğriliği aldı. Şu ana kadar ortaya atılan teorilerden en iyi sonuçları veren genel görelilik teorisidir fakat Newton’ın kütleçekim teorisi hala günümüzde kullanılıyor. Gördüğünüz gibi ne sorusuna cevap veren bir kanunu aldık ve aslında daha büyük bir şeye ulaşmaya, bir genelleme yapmaya çalıştık. Bu genellemeler nasıl sorusuna cevap bulmak içindi. Şimdi gelin siz cevap verin. Nasıl olur da ben bir teoriyi, yeterince kanıta ulaşırsa kanuna dönüştürebilirim?

2) Evrim Teorisinin yanlış olduğu kanıtlandı

Siz elbette televizyonda çıkan herkese sorgusuz sualsiz inanırsanız böyle düşünmeniz normal. Evrimin yanlışlandığı falan yok. Bugüne kadar aklınıza gelen tüm teorilerden daha çok kanıt ve bilimsel gözleme sahip bu teoriyi yanlışlayan, tek bir kanıt gösteren dahi olmamıştır. Eğer varsa söyleyin biz de bilelim, gizli kalmasın. Ayrıca şu an olmamasına rağmen ileride evrim teorisinin aksini gösteren bir kanıt bulunsa dahi bu evrimin yanlış olduğunu göstermez. Bkz: 1. madde, kütleçekimi teorisi

3) Evrim, insanların maymundan geldiğini söylüyor. O zaman niye hala maymunlar var? Onlar neden insan olmuyor?

Aslında bu sorunun sorulma sebebi sanırım evrim denildiğinde ilk akla gelen şey olan yukarıdakine benzer resimde gizli. İnsanlar evrimi, sanki bilmem kaç yıl önce maymunlar varmış sonra yukarıdaki gibi dönüşe dönüşe insan olmuşuz gibi düşünüyor. E o zaman niye sadece biz dönüştükte şempanzeler ve orangutanlar hala aynı diye düşünüyor. Oysa ki evrim böyle bir şey değil. İlk olarak şunu açıklayalım. Evrime göre insanlar maymundan falan gelmiyor. Bu evrimi savunan ya da savunmayan birçok insanın karıştırdığı bir şey. Örneğin, insan ve şempanzeleri örnek alırsak, şempanzeler yıllar sonra evrim geçirerek insana dönüşmez. Hatta hiçbir şempanze insana dönüşmemiştir ve dönüşmeyecektir de. Evrimin söylediği yalnızca şempanzelerle insanların bundan yaklaşık 7–8 milyon yıl öncesinde ortak bir türden geldiğidir. Şimdi bu fikir bile düşünüldüğünde “Yav kardeşim, maymundan gelmediysekte, ortak atadan geliyormuşuz. Neremiz benziyor bizim onlara?” diye sorabilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta evrim sürecidir. Dikkat ederseniz 7–8 milyon yıl öncesinden bahsediyoruz. Bu oldukça uzun bir süre. Şöyle düşünün bugün aynı dönemde yaşayan insanlar arasında bile gözle görülür farklar bulunuyor. Herhangi bir ortalama insanı aldığımızda bundan 5000 yıl öncesine göre bir hayli farklı bir görünümde ve farklı özelliklere sahip olduğumuzu da biliyoruz. Bu süreci 8 milyon gibi muazzam bir süreye çıkardığımızda ise iki türün ortak bir noktaya gitmesi çokta tuhaf olmasa gerek ki zaten böyle olup olmadığı tartışmaya mahal vermeyecek kanıtlara sahiptir. Kısacası evrime bir günlük ya da anlık bir olay gibi değil, çok uzun bir zamandır süregelen bir olaylar bütünü olarak bakmak gerekir.

4) Evrim Teorisi gözlenebilir bir teori değildir. O zaman nasıl bilimsel bir teori oluyor?

Bu görüşün çıkma sebebi de sanıyorum yukarıda bahsettiğimiz, insan 7–8 milyon yıl önce maymunlarla ortak bir ataya sahipti gibi söylemlerimizden dolayı bazı insanlarda “iyi de 7–8 milyon yılı gözlemleyemem. O zaman evrim gözlemlenebilir değildir” gibi bir algı doğuruyor. Oysa ki Lenski deneyi gibi deneylerde değişimleri gözlemleyebileceğiniz gibi aslında bu gibi kanıtlar sunulmasa dahi fosil kayıtlarından canlıların değişimi apaçık ortadadır. Burada evrime yapılan bir diğer haksızlıkta şudur. Evrim gibi uzun süreçler gerektiren bilimsel gerçeklikler için anlık gözlemler yapmak zordur. Örneğin; bir yıldızın oluşmasını da anlık olarak gözlemleyemezsiniz ya da kıtaların eskiden bir olduğunu ve gün geçtikçe kıtaların birbirinden uzaklaştığını da biliyoruz fakat bunları da anlık olarak gözlemleyemiyoruz ama bu gibi gerçeklere itiraz edilmezken, bilimin açıklamalarını mantıklı ve tutarlı bulurken konu evrim olduğunda bir şekilde inkar etmek için çaba sarf ediyoruz.

Son bir örnek vererek bu soruyu da geçelim. Şimdi kendinizi düşünün. Dün akşam yatağınıza girdiğinizden bu yana ne kadar değiştiğinizi sorsak cevabınız muhtemelen hiç değişmedim olur. Bunu 10 yıl boyunca tekrarlayalım siz aslında her gün değişmediğinizi söylersiniz. Fakat her geçen gün oldukça ufak değişimlerden geçersiniz ve bunu kendiniz dahi fark edemezsiniz. Peki size 10 yıl önceki fotoğrafınızı göstersek? Herhalde o zamanda hepimiz “Ne kadarda değişmişim” diyecek. Kısacası bazı şeyleri görebilmek için olaylara biraz daha geriden, daha geniş bir perspektiften bakmak gerekir.

5) Ara Geçiş formu yoktur. Nasıl olur da evrimi savunursun?

Alın size kanser olmalık bir tartışma daha. Arkadaşlar bilimin temel kelimelerini bilmek, fikir beyan ettiğiniz konunun temel tanımlamalarını öğrenmek çok önemlidir. Bunu neredeyse her maddede tekrarlıyorum çünkü bu eleştirileri yapanlar bu prensibe bağlı kalsalardı bugün evrim tartışılan bir şey olmayacaktı.

Şimdi, evrim 101 der ki; aslında her tür bir ara geçiş formudur. Çünkü evrim devam eden bir süreçtir. Örneğin biz insanlarda bir ara geçiş formuyuz çünkü bizden sonra da farklı bir tür var olacak ve biz oluşan bu tür ile bizim evrildiğimiz tür arasındaki geçiş formu olacağız.

Yani diyelim ki siz bana diyorsunuz ki A ile B canlıları arasındaki X diye adlandırdığımız ara geçiş formunu bul. Ben size X ‘e dair fosil kayıtları getiriyorum sonra diyorsunuz ki A ile X arasındaki Z geçiş formunu bul. Bu böyle sürüp gidecektir. Zaten öyle her mutasyonda ya da her 5–10 nesilde bir tür değişimi olmadığından bu durum iyice bir çıkmaza sürüklenecektir. Ayrıca bu her geçiş formu için illa bir fosil talep edilmesi başka sebeplerden ötürü de imkansızdır. Sebebini açıklamak gerekirse, milyonlarca yıldır tektonik sebeplerden dolayı sürekli hareket eden karaların büyük bir kısmının hareketler dolayısıyla magmaya gömülerek erimesi ve yaşamış her canlının fosil bıraktığı yanılgısı da bu sorunun önemli bir sebebidir. Bir fosilin oluşabilmesi için gereken koşullar sık rastlanan koşullar değildir; örneğin okyanusların dipleri veya nem oranı yüksek toprak-bataklık gibi oksijen fakiri alanlar fosilleşme için uygundur, tabii ki bu bahsedilen alanların üzerinden milyonlarca yıl geçtikten sonra kayaç haline gelmesi gerekir. adı üstünde fosil, bir anda ve her yerde oluşabilecek bir şey değildir. Doğal olarakta her canlının, bilmem kaç milyon yıl önceki geçiş formunun fosili yoksa evrim yalandır demesi pek mantıklı değil. Gerçekten ara geçiş formu örnekleri görmek isteyenler için birkaç basit Google araması birçok örnek gösterecektir.

6) Evrim teorisi yaratıcıyı reddeder. Evrime inanmak yaratıcıyı inkar etmektir.

Evrim teorisi yaratıcı konusunda herhangi bir şey söylemez ve evrim bununla ilgilenmez. Çünkü evrimin konusu bir yaratıcının olup olmadığı değildir. Yani evrimin arkasında bir yaratıcı vardır ve o tüm bu süreci yönetiyordur ya da evrim başka yollarla oluşuyordur. Evrim bu tartışmaya girmez.

Peki o zaman neden ilahi dinleri benimseyenler evrime bu gözle bakıyor? Çünkü kutsal kitaplarda insanın mükemmel bir şekilde yaratıldığından, diğer her şeyin insan için olduğundan ve yine en üstün varlığın insan olduğundan bahseder. Oysa ki evrim tarafından olaya baktığımızda görürüz ki insan aslında mükemmel değil kademeli olarak gelişerek, değişerek bugünkü türüne kavuşmuştur ve evrim devam eden bir süreç olduğundan insan yine evrilmeye devam edecek ve belki de daha iyi diyebileceğimiz bir tür ortaya çıkacak (Belki diyorum çünkü evrim her zaman iyi sonuçlar ortaya çıkarmaz). İşte tüm bu sebepler ve yaradılış hikayeleri göz önüne alındığında ilahi inançlara sahip insanlar evrimi dine bir saldırı olarak görmektedir. Sonuç olarak evrim ne kadar yaradılış ve yaratıcı hakkında bir kanıda bulunmasa da bu sebeplerden ötürü dinlere göre hep öcü olarak kabul edilecek ve karalanmaya devam edecek gibi.