İnsanlık Tarihinin En Büyük Hikâyeleri

İnsanlık tarihi yaklaşık 250.000 yıl önce ortaya çıkmıştır. Dinlerin tarihi ise günümüzden 14.000 yıl öncesine dayanır. Fakat insanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar dini olmayan büyük topluluklar, devletler olmamıştır. Çünkü insanların bir arada çalışabilmesi için ortak bir paydaya ihtiyaç vardır. Topluluklar büyüyüp çatışmalar ortaya çıktıkça bu sorunu gidermek için insanoğlu paradan sonra en çok inanılan hikâye olan dinleri icat etmiştir. Burada tek etmen ortak bir paydaya sahip olmak, daha büyük ilişkiler kurabilmek değil elbette. İnsan neden ve sonuç ilişkisi içinde yaşayan bir varlıktır ve günümüzden bugüne cevap bulamadığı birçok soruyla karşı karşıya gelmiştir. Aynı zamanda değişen coğrafi ya da fiziksel durumlara karşı korku ve güvensizlik içerisindedir. Bu sebeple de, tıpkı bir formülün bilinmeyen denklemi gibi kendisinden daha yüce ve birçok şeye gücü yeten bir varlığı denkleme eklediğinde tüm bu sorunlar hallolacaktır. Fakat bu hikâyelerin oluşmasının en önemli sebebi yukarıda da belirttiğim üzere ortak çıkarlara sahip olmaktan geçer. O günden beri her toplum bir dine inanır.

Dinler ortaya ilk çıktığında herkes için ortak bir öneme sahip olan şeyler yüceltildi. Örneğin; Hindular, Ganj nehrine ve bunun yaradılışı başlattığına inandı çünkü bu kolaydı. Ganj nehri o bölgede yaşayan herkes için hayat demekti. İnsanların buna inanması bu nedenle pek zor olmadı. Nesiller geçtikte inançları pekişti ve bugünkü halini aldı. Mayalar çok eski bir medeniyet olmasına rağmen oldukça büyük yapılar inşa etmişler ve kendi dönemlerinin oldukça ilerisinde yaşamışlardır. Burada da din oldukça büyük önem arz eder. Mayalarda Orion takımyıldızları yaradılışta önemli bir yer tutar. Orion takımyıldızları Göktedir ve bu yıldızlar yüce görünüyordur. Daha sonra hayatlarının her alanına bu inancı koyarlar. Ateş yakarken, bir şey inşa ederken, duvarlara bir şeyler çizerken her yerde Orion takımyıldızlarının şeklini görmek mümkündür. Bu sayede inanç pekişir. Ortak bir hayali, ortak bir fikri ve amacı olan gruplar birlikte hareket eder ve o güne kadarki en büyük medeniyeti inşa ederler.

Chichen Itza, Meksika

İnsan, neden-sonuç ilişkisi kuralını her yerde aramaktadır. Topluluklar büyüdükçe hepsinin ortak bir hikâyeye inanması önem kazanır çünkü bu sayede sırf aynı hikâyeye inandığınız için hiç tanımadığınız, daha önce hiç görmediğiniz insanlara güvenir ve onlarla birlikte çalışırsınız. Günümüze gelene dek insanlar bu sebeple yaklaşık 4300 farklı din üretmiştir. Yazımın başında da söylediğim üzere insanların daha kolay inanabilmeleri için tanrı genellikle kendileri için önemli olan şey olurdu. Bazı toplumlar için su, bazıları için güneş bazıları için yıldızlar…

Fakat tarih ilerledikçe insanlar fark etti ki gelişmişlik düzeyi ile büyük topluluklar arasında oldukça büyük bir paralellik vardı. O dönemlerde endüstriyel bir yapılanma olmadığını ve her şeyin insan gücüne bağlı olduğunu hatırlarsak bu gayet mantıklıdır. Fakat insanlar önceden genellikle kendi yaşamış oldukları çevredeki toplumlarla birlikte ortaklık sağlama çabası içerisinde olduğundan o dönemde tanrılar daha yereldi. Tekrar Hindular örneğine dönersek Ganj nehri bu bölgedeki insanlar için hayati derecede önemlidir ve bu bölgedeki herkes bu hikâyeye inanır. Fakat Anadolu’da yaşayan bir insan için Ganj nehri hiçbir anlam ifade etmez ve böyle bir inanışı benimsemesi kolay kolay mümkün olmaz. İşte bu sorundan yola çıkan insanlar, daha büyük kitlelerle işbirliği oluşturabilmek ve bu sayede medeniyetlerini ilerletebilmek adına daha evrensel hikâyelere ihtiyaç duydular. Bu ihtiyaç insanlara yeni bir inanç sisteminin kapılarını açmıştı: İlahi dinler

İlahi dinler, tüm dünya insanları için ortak bir hikâye barındırıyordu. Bu sebeple de amacına ulaştı ve daha önce hiçbir dinin oluşturamadığı kadar büyük topluluklar oluşturdu. Bu da beraberinde daha büyük toplumları, bu toplumlar devletleri, devletler imparatorlukları oluşturdu. Bu derece büyük toplumlar ise daha büyük binalar yaptı, daha önemli icatlar geliştirdi ve dünyada hiç olmadığı kadar büyük değişimlere sebep oldu.

Sonuç olarak günümüzde her şeyin bir değişim ve gelişim gösterdiği aşikâr. Fakat biz bu durumun ne kadar içerisindeysek, o kadar az farkına varıyoruz. Söz gelişi bugüne kadar hiçbir sabah uyandığımızda bugün ne kadar da büyüdüm dememişizdir fakat bundan 5 yıl öncesini düşündüğümüzde hem fiziksel açıdan hem de ruhsal açıdan oldukça büyük değişimler gösterdiğimiz çok açık. Dinler de bu ve diğer tüm durumlarda olduğu gibi gün geçtikçe gelişen şartlara ve gereksinimlere bağlı olarak değişim ve gelişim göstermiştir. İlk zamanlarda yalnızca ortak bir payda oluşturarak işbirliği sağlamak amacında olan dinler sonraları ihtiyaçlara göre şekillenmiştir. Mısırlılar ve Persler gibi bazı medeniyetlerde krallar kendilerinin tanrı olduğunu ve halkından kendisine tapmalarını istiyorlardı. Böylece insanların kendisine karşı ayaklanması ya da kral hakkında bir eleştiride bulunması engelleniyordu. Çünkü tanrı kral kutsaldı ve insanlar, inanışlarına göre varoluşlarını tanrı krallarına borçluydular.

Sonraki yüzyıllarda savaşlar gibi büyük organizasyonların ana sponsoru dinler olmuştu. (Bakınız: Haçlı Seferleri, otuz yıl savaşları) Ayrıca bu savaşlar sonucunda ilahi dinler, kazanılan topraklarda bazen zorlamayla, bazen asimile edilerek çok geçmeden hâkim olmaya başlıyordu. Kısacası, bir şekilde savaşı kazanan tarafın hikâyesi daha çok insana ve alana yayılıyordu. Bu şekilde günümüz dünyasının din haritası da şekillenmiş oldu.

Bugün birçok insan dinlerin savaşlara sebep olduğunu, insanları birbirlerine düşürdüğünü, çeşitli kişisel ya da ideolojik çıkarlar için kullanıldığını söyleyerek dinlerden nefret ettiğini belirtiyor. Bunun sebebi ise bu kişilerin dinleri sadece bir yönüyle değerlendirmeleridir. Fakat dinler konusundaki görüşler tamamen bakış açısına bağlıdır. Evet, dinler savaşlara sebep oldu ve evet dinler dünyada yıllardır bazı ideolojilere ya da çıkarlara hizmet ediyor. Fakat bir de dinlere şu açıdan bakmamız gerekiyor. Eğer dinler olmasaydı, biz belirli bir büyüklüğün üzerinde toplumlar oluşturamayacak ve büyük işbirliği gerektiren hiçbir işi başaramayacaktık. Yüksek olasılıkla bugün gelmiş olduğumuz bilimsel ve teknolojik gelişmelerin oldukça gerisinden geliyor olacaktık.

Burada dinlerle benzer bir yapı imparatorluklarda da vardır. Dünya tarihine baktığımızda Roma imparatorluğu birçok kan dökmüş ve şehirleri talan ederek birçok yapıya zarar vermiştir fakat yine hiçbir devlet Roma imparatorluğu kadar dünya tarihine olumlu açıdan katkı vermemiştir. Birkaç örnek vermek gerekirse Roma imparatorluğu; miladi takvimin geliştirilmesinde, Latin alfabesini geliştirerek dil konusunda, 12 levha kanunlarını geliştirerek günümüz hukuk anlayışı üzerinde önemli miraslara sahiptir. Bu durumda Roma imparatorluğu iyi midir yoksa kötü müdür? Burada verilecek cevap sizin durumu değerlendirirken kullandığınız bakış açısı ve iyi, kötü tanımlamalarınıza göre şekillenecektir. Tıpkı dinlerde olduğu gibi.

KAYNAKLAR