Sosyal Medya Diyeti

Bugün hali hazır diğer günlerden çok farklı bir girişime yeltendim. ‘Sosyal Medya Diyeti’ Evet yanlış duymadın. Okulumda aktif halde öğrencisi olduğum yeni medya derslerinin ilk ödevi bu. 48 saat boyunca hiç bir sosyal medya mecrasını kullanmadan, sadece SMS, telefon ve mail yolu ile iletişim kurabileceğim bir ödev bu. İsmail Hakkı Polat hocam ödevin açıklamalarını yaparken, derste kafama binbir soru işareti takıldı? “Çok ilginç bi ödev kesinlikle yapmak istiyorum!, Acaba yapabilir miyim? Nasıl geçer o 48 saat? Yaparım bi ara yaa nası olsa zamanı var.” Diyordum ki ödevin teslim tarihini kaçırmışım. Öğretmenimle konuştum ve bir şansımın olduğunu öğrendim.

Dersten çıkar çıkmaz HADİ BUSE başlat şu 48 saati, 2 günde neler yapılabilir, göster kendine dedim. Okuldan çıkınca, Tünel/Beyoğlu’ndaki her zamanki kitapçıma (Kırmızı Kedi Kitabevi) uğradım. Takip ettiğim edebiyat dergilerini (Istanbul Art News, Sabitfikir) uzun zamandır almaya fırsatım olmuyordu zaten. Yakaladım hemmen bir tanesini. Uzun zamandır da okumak istediğim bir kitap vardı onu da aldım kitapçımdan. Artık evin yolunu tutmaya hazırdım. Bindim metroya (oturacak yer olduğunu görünce iyice keyfim yerine geldi tabi). Bir güzel yerleştim metronun turkuaz ve mavi arası rengini tam olarak açıklayamadığım plastik koltuklarına, aldım telefonumu elime, telefonumdaki bütün sosyal medya aplikasyonlarının bildirimlerini birer birer kapadım ve hepsini bir klasöre attım. Klasörün üzerine ‘DOKUNMA’ yazdım. Hadi bakalım tüm altyapıyı oluşturduk.

13.30 (sosyal medyasız ilk dakikalar)

Her zamanki alışkanlıklarımdan biri olan, eve gelip eşofmanlarımı çekip koltuğa yerleşme eylemimden sonra, ilk işim olan snapchat’e gitti. Bir baktım ki snapchat simgesinin olduğu yerde dokunma isimli bir klasör var. Hımmm dedim kendi kendime bir gülüş attım. Gittim odama telefonumu o en sevdiğim renkli kutularımdan birine bırakıverdim. İnanın hiç içimin yağları erimedi. Kesinlikle kendimi çok rahat hissediyordum. Kimin nerde nasıl vakit geçirdiğini öğrenmeden hayat daya keyifliymiş. Biraz televizyona bakindim. Dişime göre bir şey bulamayınca aldım elime bilgisayarımı Oscar’a aday filmlerden birini izledim. (The Revenant) Uzun zamandır izlemek istiyordum fakat kendime vakit bulamıyordum. O kadar meşgul bir kızım ki (!) Tek meşguliyetimse o elimdeki telefon. Amaan nası olsa izlerim diyordum.

16.20

Hala telefonum odamda ve hiç bir şekilde elime almadım ayriyetende keyfim gayet yerindeydi. Kardeşim okuldan geldi. Biraz onunla oyun oynadık bilgisayarda. Daha sonrada ödevlerine biraz yardımcı oldum. Ki normalde kardeşim okuldan geliyorken ben hala koltukta elimde telefonum veya bilgisayarım olacak şekilde hoşgeldiin canım diye seslenirdim. Ona da vakit ayırdım!

19.00

Hava kararmıştı, yavaş yavaş odama çekilmiştim. E artık telefonu kontrol etmenin zamanı gelmişti dimi? Normalde telefonuma baktığımda; 3 facebook etkinliği, bugun …. Doğum günü, 2 snapchat göderisi, sayısız whatsapp grup veya kişisel bildirimleri, bir kaç tanede twitterda … Seni takip ediyor gönderileri ve daha aklıma gelmeyen binbir çeşit bildirim gelirdi. Telefonuma baktığımda 3 bildirim vardı, 2 tanesi en yakın arkadaşımın yolladığı smsti. 1 taneside erkek arkadaşımın yapmış olduğu telefon çağrısıydı. Kafam o kadar rahattıki! Kontrol edecek hiç bir şey yoktu. Sadece, eksisozluk ve 9gag a girme ihtiyacı hissettim. Neler oldu bitti öğrenmek istedim. Eksisozluk ve 9gag sosyal medya kategorisinde mi bilemedim. Ben yine de girmedim. En yakın dersimizde öğretmenime soracağım! Maillerime baktım okuldan geren bir kaç mail vardı gerisinin pekte bir önemi yoktu. Kendime en sevdiğimden acı bir kahve yaptım yanıma aldım ve yatağıma uzandım biraz dergilerime baktım, uzum zamandır satın almıyordum o güzel, gazete kağıtlı dergilerimi kokladım kokladım tekrar kokladım. Epey bi özlemişim onları yahu.

00.30

Evet o gün erken kalkmıştım. Artık uyuma vaktiydi. Arkadaşlarımda sms’leştim. Onun tadı bile güzeldi. Son görülme gibi bir olay olmadan tüm mesajları özgürlüğümle cevapladım. Benim için en sıkıntılı an, akşamki telefon görüşmelerimdi. Her akşam, yatmadan önce arkadaşımla yaklaşık 40dakika ile 80 dakika arasında görüşme yaparım Facetime üzerinden. Facetime internet üzerinden görüşme olanağı sağladığı için bir sıkıntı olmuyordu. Fakat bu 40–80 dakikalık telefon görüşmesi, normal bir telefon görüşmesine çevirince işler değişiyor tabii. Ay sonunda babamla telefon faturam konusunda minik çaplı bir tartışmanın kokusu şuan burnumda:)

Diğer değinmek istediğim nokta ise; gece yatağıma yattığım an her yaşıtım gibi saatlerce dolaşırım o sosyal medyada, hem de hiç bir nedeni olmadan boş boş. Hep çok geç yatardım bu yüzden 0.30'da yatağa girip 3.00 a doğru uyurum hep ve uykusuz uyanırım. Bu sefer öyle olmadı yatağa yattığım gibi uyumuşum :)

25.02.2016

10.00

Dersimin olmadığı bir günde bu kadar erken uyanmam pek normal değil vücut saatime göre. Gece erken uyuyup, güzel bir saatte uyanmıştım. Uyandığımda her sabah günlük rutinlerimden olan telefonumu almaya yeltenmiştim ki…. Vazgeçtim ve kalktım yatağımdan. Gittim mutfağa bizimkilere bir güzel kahvaltı hazırladım. Ki normalde annem kahvaltıyı hazırlardı ve ben yatağımın içinde telefonumla oynardım. Telefonsuz bir günüm dolmak üzereydi ve hala keyfim fazlasıyla yerindeydi.

13.00

Arkadaşlarıma telefon açtım ve onlarla buluştum karşılaştığım tek sorun arkadaşlarım kendi aralarında eksisozluk.com hakkında konuşuyorlardı ve benim hic bir şeyden haberim yoktu.

19.00

Bu saatlerde artık kendime ait bir blog sitesi olması gerektiğini düşündüm. Bloğuma vereceğim isim için karar kara düşündüm LensYard’a kadar verdim. Saatlerce bloğumun tasarımı eklentileri ve diğer zaman harcamam işleriyle ilgilendim. Dikkat ettim ki internette surfing yaparken, her web-site sizi bir şekilde sosyal medya mecralarına yönlendiriyor. Ama yılmadım! Uzak durmam tegereken her şeyden hala uzaktım.

01.00

Yine uyumak için çok güzel bir zaman dilimi. Telefonumu aradığım minik çaplı “ihitiyaç” olayını kitabımı elime alarak yok ettim. Kitabımı aldım ve uykum gelene kadar okudum.

26.02.16

10.45

Telefonumdan hala uzaktım. Okula gittim bugun. Telefonuma saat 13’te kavuşmanın verdiği heyecanda vardı tabi. Acaba neler oldu gibisinden.

13.30

Saat 13 de dersim vardı okuluma gittim, derste tam 13.30 da açtım tüm bildirimlerimi. Uzuuuun uzun whatsapp bildirimleri, facebook, instagram, twitter… ve bir çok şey…

Kesinlikle hiç bir şey kaybetmediğimi bir kez daha anladım.

Şu 2 günde fark ettim ki;

Bu 48 saat benim için kesinlikle bir meditasyon yöntemiydi. Uzun zamandır yapmaya vakit ayıramadığım aslında vakit ayırması çok kolay olan uğraşlarıma geri döndüm. Uyku saatlerim düzelti, ailemle arkadaşlarımla olan iletişimim güçlendi.

Beden olarak kendimi daha dinç ve huzurlu hissediyorum!

Bugünden itibaren sosyal medyanın hayatımın bu kadar önüne geçmesine asla izin vermeyeceğim! Hayatı tüm keyfiyle sevdiğim uğraşlarımla, ailemle, arkadaşlarımla sağlıklı bir şekilde geçirmeye karar verdim.