Hayat Projesi ve yoldaş seçimi…

Uzunca zamandır startup ortamında bulunan birisi olarak aslında bizlere kavramsal gibi birçok şeyin hayatın ta kendisini olduğunu “kendime” anlatmak istedim. Sonunda bir varsayımım olacak, bunca yılın sonunda hayatı ancak bu şekilde özetleyebilirim.

bir kere konu her ne olursa olsun yol arkadaşınızı iyi seçmelisiniz. Bunu hayat için söylemek kolay etrafımızdaki herkesi kendimiz yine kendi tercihlerimize, kriterlerimize göre hayatımızda tutabiliyoruz. Bir de şöyle düşünelim, peki ya ailemiz/ırkımız? Farklı bir ailesi olmasını isteyen hiç kimse yok mudur? (şükür ben onlardan değilim) arzu etmediği insanlara “Anne” “Baba” demek zorunda olan mutlaka birileri vardır. Veya “ırk” ımız? Keşke İskandinav olsaydım diyen, özellikle son süreçte “keşke türk olmasaydım” diyenler vardır mutlaka.

Seçmek derken de çok ukala bir tavır bence birşeyi seçmek.Seçim demek önüne çıkan alternatiflerden birini kabullenmek demek. Ya hiç alternatif yoksa? Ya önünüzde sadece 1 tercihli bir durum varsa. O durumda sen kimsin de neyi tercih ediyorsun. Hayatın sana verdiğinle yetinmek durumundasın.

trust

Özel hayatınızda iyi niyetli biri olun, iş hayatınızda ise asla iyi niyetli olduğunuzu belli etmeyin, oldu ya belli ettiniz bittiğinizin resmidir. Hoş bu öyle bir sıfattır ki kokusu üstünüze siner. Şu düşünce yapısı iş ve özel hayatta tezattır. “Birisine bağlanmak dürtüsü” özel hayatımızda mutlaka birilerine güvenmeli ve kaybetmemeye çalışmamız gerekir. İş hayatında ise bu böyle olmamalı. Çünkü çoğu zaman karşınıza birileri çıkacak, ve siz hernekadar tercih yapmış gibi dursanız da aslında “mecburen” o kişi ile iş yapmak durumunda olacaksınız. özel hayatınız için kelimesi kelimesine tam tersini kuracağım bu cümle için. “Mecbur” kaldığınız insanlar için her zaman bir deadline veya milestone unuz olsun. “Şu noktaya gelince bu kişiden kurtulacağım” “şu zamanda bu kişiyi hayatımdan çıkaracağım” veya özetle o kişiyi öyle bir konumlandırın ki hayatınızda işinizin hiçbir zaman merkezinde olmasın, her zaman o kişiden birşeyleri gizleyin/veya herşeyi öğretmeyin. En iyisi bilmesi gerekenleri bile kısıtlı verin kafasını karıştırın, hatta bazı durumlar için kendinize sakladığınız sırlarınız olsun ve mutlaka bu sırlarınıza tutarlı yalanlar atın. (bu arada bunları yapmayı beceremeyen birisi olarak konuşuyorum, ama olması gereken bu). Bir insana 100% güvenemediyseniz, ufak ta olsa bir defosunu gördüyseniz emin olun ki ileride daha büyüklerini göreceksiniz, içgüdünüze kulak verin bir gün kendinizi kandırılmış gibi hissetmemeniz için bu dürtüyü hep hatırlayarak o kişiye bu bakış açısı ile davranın. Bir gün o kişi size pişmanlık yaşatmasın.

Bir keresinde Muhammet adında bir ÇOCUK a güvenmiştim. O dönemde yeni kurulum aşamasında o kişiye o kadar büyük roller yükledim ki bir yandan hatamın farkındaydım ama hatanın büyük kısmını “sanki hep olacakmış gibi düşünmekle” yaptım. Uyaranlar oldu ama ben onu sanki ufak bir kardeşim gibi sevmiştim. Yediğim en büyük kazığı o “ufak çocuk” tan yedim.

wedding

İş ve hayatı birbirinden farklı görmek te yanlış sadece jargon lar farklı. Evlilik yemini bile ederken ne diyoruz “… iyi günde kötü günde hastalıkta sağlıkta…” peki bu iş hayatında mümkün mü. Açık konuşmak gerekirse çok zor