Cengiz Aytmatov, Cengizhan’a Küsen Bulut, Ötüken Neşriyat
•Politikada, esen havaya göre hareket etmek gerekirdi. Fikirler çatışmasında küçük bir nokta, düşmana öldürücü bir darbe indirmeye yeterdi bazen.
•Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmelidirler. Her şey buna bağlı!
•Kuttubayev nereden bilecekti bütün bunların yararsız olacağını? Devletin gizli düşmanlarını toptan yok etmek için onun zincirin sadece ilk halkası olduğunu nereden bilecekti? Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı. ne lâf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmelidirler. Her şey buna bağlı!
•Yeni yeni topraklar zaptetmeye, başka başka milletleri boyunduruk altına almaya doymayan bir susamışlık, bir tutku idi bu. İşte bu yüzden herkes tek bir şey için çalışıyordu: Cengiz Han’ın savaşçılarını çoğaltmak, gücünü arttırmak, mükemmel hâle getirmek. Yer altından çıkarılan ve silah yapmaya yarayan her şey, bütün yaratıcı güçler, istilâ için, Cengiz Han’ın Avrupa üzerine yapacağı büyük saldırı için değerlendiriliyor, bunun için çalışıyorlardı. Zenginliği göz kamaştıran o ülkelerde her savaşçı için akıl almaz ganimet vardı. Gür, koyu yeşil ormanlar, otları hayvanların boynuna kadar çıkan verimli ovalar vardı. Kımız desen, su gibi akıyordu o ülkelerde.
•Ordusunu harekete geçirmeden önce arazi hakkında, yollar ve en uygun geçitler hakkında bilgileri casuslardan, düşman arasında bulunan kaçaklardan, döneklerden, kervan getirip götürenlerden, hacılardan, gezgin dervişlerden, Uygur, Çinli, Acem ve Arap tüccarlardan alıyordu. Ordularını saldırtacağı ülkelerin örf ve âdetlerini, dinlerini, geleneklerini, ustalıklarını, nasıl yaşadıklarını da öğreniyordu. Kendisi okur-yazar olmadığı için bütün bunları aklında tutuyor ordunun her hareketinde neyin yararlı, neyin zararlı olacağını hesaba katıyordu.
•Cengiz Han da gençliğinde, henüz Temuçin olarak anıldığı yıllarda, komşu aşiretlerle amansız savaşlarda bulunmuş, bunun acısını da pek acı bir şekilde çekmişti: Bir baskın düzenleyen Merkitler, onun sevgili karısı Börte’yi kaçırmışlardı. İşte bundan dolayı Han olur olmaz, ilk iş olarak kardeş kavgalarına son vermeye çalıştı. Buna hiç izin vermedi, zaaf göstermedi. Çünkü kardeş kavgası devletin gücünü sarsıyor, bütünlüğü bozuyordu”
•Ötüken’de, Gök-Tanrı’nın insanlara oturmaları, imparatorluklarına merkez yapmaları için verdikleri, dünyanın sarsılmaz temelini oluşturan o toprakta, onu böyle soluğu kesilecek kadar şaşırtan bir şey olmamıştı. Onun dökülen bunca kandan sonra katılaşmış ruhunu, korkunç karakterini, dünyada hiçbir şeyin böyle çökertebileceği ya da yüceltebileceği düşünülemezdi. Bir kocakarı gibi düşmemek için atının yelesine yapışması kadar da gururunu kıracak hiçbir şey olamazdı…
•Yüzlerce davul gümbürtüsü onun savaş narası, vahşi acımasızlığının bir simgesi, peşinden gelenlere, kalkıp belirlenen hedefe geçmeleri için bir buyruk hâline gelmişti. Hedef, dünyanın fethi idi. Adamları onunla dünyanın tâ öbür ucuna gidecek, insan olsun, hayvan olsun, duyma-işitme yetisi olan her canlı, savaş davullarının vurduğunu duyup titreyecekti. Davulların gümbürtüsüyle, gizli emellerinin, düşüncelerinin ayrılmaz tanığı olan küçük beyaz bulut da titreyecekti davul sesleriyle. Üzerinde canlı gibi duran, atılmaya hazır ve ağzından kızıl alevler püsküren ejderhalı Han sancağı da bu borada, bu kasırgada hışır hışır dalgalanıyordu.
•Hepsi genç, doğurtma ve doğurma çağında olan insanlardı. Bu açık yargılama, bu aleni ceza, onlara ibret olsun diye ‘toplan’ davulları çalmıştı. Büyük Han’ın emrinden dışarı çıkan herkes bunu hayatıyla öderdi. İşte bunu görüp anlasınlardı.
•Cengiz Han içinden, tâ yürekten, bu genç annenin bu kadar ağır bir cezayı hakketmediğine inanıyordu, onu bağışlayabilirdi, ama bir defa zaaf gösterir, hoşgörüde bulunursa, bunun sonu gelmeyebilirdi. İktidar zayıflar, onun kudreti azalır ve halk küstahlaşır, saygısızlık artardı. Hayır, asla hoşgörülü davranamazdı. Şimdi onun canını sıkan tek şey, bu nakışçı kadının sevgilisini bilememek, ortaya çıkaramamaktı.
•Tansıkbayev’in elinde mahvolacağı artık kesindi. Aslında bu Tansıkbayev, akıl almaz zulüm sisteminin küçük çarklarından sadece biriydi. Bu sistem zulüm ve baskıyla ayakta duruyor, dünyadaki sosyalist hareketin düşmanlarına, yeryüzünde komünizmin egemen kılınmasına karşı olanlara bir ölüm-kalım savaşı açmış bulunuyordu
•…ayni vagonda (her biri kendi rolünde) işçi sınıfının dâvasına katkıda bulunuyorlardı. Dâvâ, yeni ideolojik düşmanları ortaya çıkarmaktı. Bu düşmanlar olmasa sosyalizm de düşünülemezdi, çünkü onlar olmayınca sosyalizm de dağılır, çöker, kitlelerin bilincinde kuruyup giderdi. İşte bunun için her zaman savaş verilecek, maskesi düşürülecek, yok edilecek biri olmalıydı..

