dio pane liberta.
Sep 7, 2018 · 3 min read

Cengiz Aytmatov, Cengizhan’a Küsen Bulut, Ötüken Neşriyat

•Politikada, esen havaya göre hareket etmek gerekir­di. Fikirler çatışmasında küçük bir nokta, düşmana öldürü­cü bir darbe indirmeye yeterdi bazen.

•Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakı­lacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da dev­let olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlar­dır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt te­min etmelidirler. Her şey buna bağlı!

•Kuttubayev nereden bilecekti bütün bunların yarar­sız olacağını? Devletin gizli düşmanlarını toptan yok etmek için onun zincirin sadece ilk halkası olduğunu nereden bile­cekti? Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı. ne lâf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakı­lacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar da dev­let olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlar­dır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt te­min etmelidirler. Her şey buna bağlı!

•Yeni yeni topraklar zaptetmeye, başka başka mil­letleri boyunduruk altına almaya doymayan bir susamışlık, bir tutku idi bu. İşte bu yüzden herkes tek bir şey için çalışı­yordu: Cengiz Han’ın savaşçılarını çoğaltmak, gücünü art­tırmak, mükemmel hâle getirmek. Yer altından çıkarılan ve silah yap­­­maya yarayan her şey, bütün yaratıcı güçler, istilâ için, Cengiz Han’ın Avrupa üzerine yapacağı büyük saldırı için değerlendiriliyor, bunun için çalışıyorlardı. Zenginliği göz kamaştıran o ülkelerde her savaşçı için akıl al­maz gani­met vardı. Gür, koyu yeşil ormanlar, otları hay­vanların boy­nuna kadar çıkan verimli ovalar vardı. Kımız desen, su gibi akıyordu o ülkelerde.

•Ordu­sunu harekete geçirmeden önce arazi hakkında, yollar ve en uygun geçitler hakkında bilgileri casuslardan, düşman ara­sında bulunan kaçaklardan, döneklerden, ker­van getirip gö­türenlerden, hacılardan, gezgin dervişlerden, Uygur, Çinli, Acem ve Arap tüccarlardan alıyordu. Ordularını saldırtaca­ğı ülkelerin örf ve âdetlerini, din­lerini, geleneklerini, usta­lıklarını, nasıl yaşadıklarını da öğreniyordu. Kendisi okur-yazar olmadığı için bütün bunları aklında tutuyor ordunun her hareketinde neyin yararlı, neyin zararlı olacağını hesaba katıyordu.

•Cengiz Han da gençliğinde, henüz Temuçin olarak anıl­dı­ğı yıllarda, komşu aşiretlerle amansız savaşlarda bu­lun­muş, bunun acısını da pek acı bir şekilde çekmişti: Bir baskın düzenleyen Merkitler, onun sevgili karısı Börte’yi ka­çırmışlardı. İşte bundan dolayı Han olur olmaz, ilk iş ola­rak kardeş kavgalarına son vermeye çalıştı. Buna hiç izin vermedi, zaaf göstermedi. Çünkü kardeş kavgası dev­letin gücünü sarsıyor, bütünlüğü bozuyordu”

•Ötüken’de, Gök-Tanrı’nın insanlara oturmaları, imparatorluklarına merkez yapmaları için ver­dikleri, dünyanın sarsılmaz temelini oluşturan o toprakta, onu böyle soluğu kesilecek kadar şaşırtan bir şey olmamıştı. Onun dökülen bunca kandan sonra katılaşmış ruhunu, kor­kunç karakterini, dünyada hiçbir şeyin böyle çökertebilece­ği ya da yüceltebileceği düşünülemezdi. Bir kocakarı gibi düşmemek için atının yelesine yapışması kadar da gururunu kıracak hiçbir şey olamazdı…

•Yüzlerce davul gümbürtüsü onun savaş narası, vahşi acımasızlığının bir simgesi, peşinden gelenlere, kalkıp be­­lirlenen hedefe geçmeleri için bir buyruk hâline gelmişti. Hedef, dünyanın fethi idi. Adamları onunla dünyanın tâ öbür ucuna gidecek, insan olsun, hayvan olsun, duyma-işit­me yetisi olan her canlı, savaş davullarının vurduğunu du­yup titreyecekti. Davulların gümbürtüsüyle, gizli emelleri­nin, düşüncelerinin ayrılmaz tanığı olan küçük beyaz bulut da titreyecekti davul sesleriyle. Üzerinde canlı gibi duran, atılmaya hazır ve ağzından kızıl alevler püsküren ejderhalı Han sancağı da bu borada, bu kasırgada hışır hışır dalgalanı­yordu.

•Hepsi genç, doğurtma ve doğur­ma çağında olan insanlardı. Bu açık yargılama, bu aleni ceza, onlara ib­ret olsun diye ‘toplan’ davulları çalmıştı. Büyük Han’ın em­rinden dışarı çıkan herkes bunu hayatıyla öderdi. İşte bunu görüp anlasınlardı.

•Cengiz Han içinden, tâ yü­rekten, bu genç annenin bu kadar ağır bir cezayı hakket­­mediğine inanıyordu, onu ba­ğışlayabilirdi, ama bir defa zaaf gösterir, hoşgörüde bulu­nursa, bunun sonu gel­meyebilirdi. İktidar zayıflar, onun kudreti azalır ve halk küstahlaşır, saygısızlık artardı. Hayır, asla hoşgörülü dav­ranamazdı. Şimdi onun canını sıkan tek şey, bu nakış­çı kadının sevgilisini bilememek, ortaya çıka­ra­ma­maktı.

•Tansıkbayev’in elinde mahvolacağı artık kesindi. Aslında bu Tansıkbayev, akıl almaz zulüm sisteminin kü­çük çarklarından sadece biriydi. Bu sistem zulüm ve baskıy­la ayakta duruyor, dünyadaki sosyalist hareketin düşmanla­rına, yeryüzünde komünizmin egemen kılınmasına karşı olanlara bir ölüm-kalım savaşı açmış bulunuyordu

•…ayni vagonda (her biri kendi rolünde) işçi sı­nıfı­nın dâvasına katkıda bulunuyorlardı. Dâvâ, yeni ideolojik düşmanları ortaya çıkarmaktı. Bu düşmanlar ol­masa sosya­lizm de düşünülemezdi, çünkü onlar olmayınca sosyalizm de dağılır, çöker, kitlelerin bilincinde kuruyup giderdi. İşte bunun için her zaman savaş verilecek, maskesi düşürüle­cek, yok edilecek biri olmalıydı..

dio pane liberta.

Written by

Buraya unutmamam gerekenleri not eder, dönüp tekrar okurum. Canım not defterim.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade