Bir hayalin hikayesi — Kanada

Birazdan anlatacaklarım tamamen gerçeği yansıtmaktadır. Büyük ve tutarlı hayaller kurmanın psikolojiniz üzerinde olumsuz bir etkisi olmayacaktır :)
Tek bir hayalden bahsetmiyorum aslında çokça hayal kurma serüvenlerim oldu. Ama son 1 yıl içerisinde üzerinde ısrarla durduklarım karşıma başka fırsatlar çıkardı. Amerika için ciddi bir WWDC 2017 hazırlığı yapan bir insanın gidip ilk pasaportunu çıkarması ve sonuçları beklemesiyle başlamıştı bu mesele.
Mart 13'ü anımsayacak olursam — Bu yaz bir şekilde Atlantik geçilecekti, buna inanıyordum ama nasıl?
Daha önce yurt dışı deneyimi olmayan biri olarak ne kadar ciddi hayallerin peşinde olduğumun farkında olsam da bu tür maceraların ve bir takım belirsizliklerin içerisinde olmaktan büyük bir keyif duyuyordum.
O günlerde sürekli söylediğim önemli bir şey vardı.
O günlerde başka şeylerin peşinde olmaktan da sıkılmadım :)
Henüz Apple’ın istediği projeyi yeni gönderip sonucunu beklediğim Mart ayının sonlarına doğru, okul tarafından herkese iletilen bir yarışmaya davet maili aldım.
Netaş — Üniversiteler Arası İnovasyon Yarışması adı başlığı altında bir poster ve açıklama içeren bir maildi bu. Büyük ödülün Kanada olduğunu görünce neden olmasın? diyerek başvurumu yaptım.
Önce okul tarafından bu yarışma için Pinterrail ile seçildikten sonra bir macera daha böylece başlamış oldu.
WWDC 2017 için bu yıl beklenen iOS App yerine bir Playground projesiydi. Ve her ne kadar iyi bir animasyona, sunuma sahip küçük bir proje yaptığımı düşünsem de aynı ülkeden tek kişinin alındığı durumda seçilebilmek mümkün olmadı.
Not: Bu projeyi Pinterrail kullanıcılarının detaylarını içerdiğinden dolayı sizlerle open-source olarak paylaşamıyorum.
Ancak biliyordum ki halen peşinde olduğum bir Kanada yarışması vardı.
Bu olumsuzluğun üzerine çok iyi gelen Atölye15 etkinliğine davet edildim İzmir’e, dedim bu mesafelerin artık bir değeri olmamalı giderim. Sonuçta Atlantik ve 36 bin feet içeren hayallerin peşindeyiz :D İyi de oldu muhtemelen bu pozitif bakış açıma çokça katkısı olmuştur :)
Istanbul’a geri döndükten 5 gün sonra, Pinterrail mağazada yayınlanmış olalı henüz 6 ay olmuşken, ilk kez bir kalabalığa 15dk’lık bir sunum yaptım ve benim için bu önemli anı yaşattı.
1 haftalık staj, hem network oluşturmak hem de iş toplantılarını ve tabii ki gezintileri içerecekken gideceğimiz tarihe denk geldiği için Startupfest 2017 etkinliği için de bir ticket şirket tarafından sağlandı :)
Ardından vize hazırlıklarına başladık. Ziyaretçi vizesi için istenen belgeler şu şekilde oldu, bunlar benim hazırladıklarım:
- Davet mektubu
- Öğrenci belgesi
- Kimlik fotokopisi
- Otel ve Uçak onayları
- Vukuatlı nüfus kayıt örneği
- 2 biyometrik fotoğraf
- Pasaport
- Görseller (Başarılarınıza dair)
Ve öğrenci olduğum için emekli olan babamın hazırladıkları:
- Ankara’ya hitaben dilekçe
- Kimlik fotokopisi
- Emekli kimlik fotokopisi
- Kaşeli, imzalı, sirkülü 6 aylık hesap geçmişi
- Varsa harici nakit hesap özeti
- Evlilik cüzdanı fotokopisi
- Ev tapusu ve varsa diğer taşınmazların tapusu
Evet bu kadar, hepsinin tamamlanması için beklemek ve uğraşmak büyük bir mesele gerçekten. Sonuç olarak bir aksilik olmadı ve vizeli pasaportu sonunda görebildim. :)
Normalde 10 yıllık verilen bu ziyaretçi vizesi, pasaportum 25 yaşına kadar harçsız şekilde olduğundan o da aynı şekilde geçerli olacak şekilde verilmiş. Daha 3 seneden fazlası kaldı ve gidildiğinde 6 ay kalma imkanınız oluyor. Ek olarak belirtmeliyim ki Visitor Visa için yapılan masraf ve bedel 500 lirayı bulabiliyor.
Planlanan yolculuk saatleri bu şekildeydi:

Gidiş:
IST — 8 Temmuz 2017 : 14:15 → YYZ (Toronto) #TK17
YYZ — 8 Temmuz 2017 : 19:30 → YOW (Ottawa)
Dönüş:
YOW — 15 Temmuz 2017 : 19:00 → YYZ
YYZ — 15 Temmuz 2017 : 22:25 → IST #TK18
Ancak her şey bu şekilde olmadı. Giderken Atatürk Havalimanı’na geç kalan uçak ve gerçekleştirilen uzun kontroller sonucunda 14:15'ten 16'ya ancak kalkış verilebildi. Bu nedenden dolayı planlanan Toronto inişiyle Ottawa uçuşu arasında 2 saat olduğundan dolayı aktarma uçuşu kaçtı.
Zaten az bir vakit kalmış olsa bile Toronto’da indikten sonra benimle ayrıca gerçekleştirdikleri Pasaport kontrolü görüşmesiyle bu vakit yine geçecekti. Connections kısmında pasaportunuzu ve uçakta doldurduğunuz tanıtım kartınızı kontrol eden bir görevli bulunuyor. Başta bulunan görevli ben meeting deyince olayı business gibi düşündüğünden olmalı herhalde ki kağıdın bir kısmını çizip bir şey söylemeden ilerlememi söyledi.
İleride bir çevirme oldu ve tek başıma başka bir kontrole gitmek zorunda kaldım :D Hayır çeviren de ne olduğunu söylemiyor ki, bilmiyorum diyor, meğer kağıtta o kısım çiziliyse ek olarak değerlendirilmesi gereken durumlar var anlamına geliyormuş. Bunu gittiğim bölümdeki polis memuruna “neden halen buradayım bilmiyorum” — “bunu beraber anlayacağız şimdi” dedikten sonra açıklamasıyla anlamış oldum. Ben vize için alınan davet mektubunun kopyasını verip arkadan saydırıyorum. “10 saat yol geldik, yalnız değilim diğerleri geçti beni bekletiyorsunuz, diğer uçuşu da kaçırdık.” Ziyaret amacını daha detaylı açıkladıktan sonra (oysa hepsi yazıyor zaten) adam anlayışlı çıktı da benim için alternatif uçuş var mı diye bakmaya başladı ve “bir iyi bir de kötü bir de kötü haberim var” diyerek heyecan yarattı. İyi olan pasaportumu onaylayacağı diğeri de 11'e kadar uçuşun olmadığı. İçimden dedim ki bi izin ver de gerisini düşünürüz :D Yurt dışı topraklarında yoğun ingilizceye maruz kaldığımı hissettiğim ilk andı ve farklı bir deneyim oldu :)
Ancak 8 Temmuz akşamı saat 10 gibi Toronto’da boş bir uçuş bulamadık. Air Canada — THY ortak uçuşu olduğundan otel ayarlamaya çalıştılar. Orada da uygun yer bulunamayınca, Alamo şirketinden araba kiralanıp başkent Ottawa’ya 4 saat civarı yol gidildi.
İlk konaklama yeri olan Brookstreet Hotel, Wesley Clover Park içerisinde T.Matthews’e ait mekanlardan sadece birisi.
Buraya ulaştığımızda saat sabah 4.50 civarıydı. Türkiye’de öğlen saatleriyken, orada henüz yeni bir gün aydınlanacaktı oturup günün doğuşunu izledim. Ve sonra bu uzun yolculuğun montajını yaptım. Yolculuktan sonra uyku uyuyamama durumu olan ilk jet-lag meselesi de böyle gerçekleşti :)
Uyandığımız ilk gün kelimenin tam anlamıyla büyük bir keşif serüveniyle geçti, uykusuzca — Büyük Pazar! :)
Sabah vakitlerinde Golf sahası görülmeye değerdi.
Sonra daha sonraki günlerde de Ottawa’da sürekli tercih edeceğimiz Cora’s kahvaltı salonunda geçti. Porsiyonları oldukça büyük ve kahvaltıyla gelen meyve sunumları çok iyi :)

Ardından Kanada’nın Parlamento binalarından (N.Gallery of Canada karşısında) başlayan, Ottawa kanalından ayrılıp neredeyse tüm şehri dolanan Rideau Kanalı boyunca uzun ve sakin bir yürüyüş geçti. (Otto’s BMW Center’ın biraz daha ötesi haritanın soluna kadar) Günlerden Pazar ve nehir boyunca insanlar bisikletlerine binip istediği sporu huzurlu bir şekilde yapabiliyor. Burası Ottawa, Kanada’nın başkentinde mümkünmüş böyle şeyler :)
Bana çok ilginç geldi düşünsenize Istanbul’da olsa kesinlikle bir mangal yakılırdı orada, dedik :D Şu da Rideau’dan bir anı olarak kalsın. O kadar yürüyüp bunu yapmamak olmazdı :)
Kanalı takip ettikten sonra büyük bir göl göreceksiniz, Dow’s Lake, karşısında bir Meksika restoranı olan Mexi’s geliyor. (Dow’s Lake Pavilion) Burada akşam 7 gibi yerimizi aldık. http://mexicalirosas.com
Ardından Uber ile aracı park ettiğimiz yere yağışlı bir havada geri döndük :) Ancak ilk günü bile dolu dolu geçirmek oldukça keyifliydi.
Pazartesi sabahı Wesley Clover’dan Brookstreet Otel’e gelen Ben Morris ve orada çalışıp yaşamaya devam eden Arda Bey ile beraber kahvaltıda yatırım şirketi hakkında ön bilgileri aldıktan sonra hem detayları görüşmek hem de kampüsü gezmek için otelden ayrıldık.

Wesley Clover:
SaaS, ICT, Enterprise (B+B), Mobile ve Cloud alanlarında bulunan girişimlere yatırım yapan bir şirket.
Kampüs bünyesinde bu alanlarda hizmet veren bir çok girişimi barındırıyor.

L’Spark bunlardan biriydi. Kanada’nın en iyi startup SaaS yolunda ilerliyorlar.
Sponsorları arasında tanınmış şirketler bulunuyor ve çalışma ortamları Ottawa’nın sakin bir yerinde.
Girişimcilik ile ilgili önerileri ve bu süreçler konusundaki açıklamalarıyla Wesley’in geliştirme bölümünde, yardımcı başkan Ben Morris’e teşekkürler.
Kendisi daha sonra Wesley Clover Park içerisinde bulunan Ironstone Grill’de öğle yemeğine davet etti.
Çeşitli L’Spark sunumlarını dinledikten sonra akşam vakitlerini değerlendirmek üzere Ottawa’da yeniden gezintiye çıktık. Bizde bulunan Teknosa’nın oldukça büyük ve ucuz halini, karma teknoloji mağazı olan BestBuy’da gördük. Ürünleri Türkiye ile karşılaştırınca oturup tekrar şaşırdık.
Sonra gidip biraz da Tanger Outlets’de giyim konusunda incelemelerde bulunduk :)

Tanger Outlets yakınında bir şubesi bulunan BeaverTails Ottawa’da pek popüler. Oldukça güzel tatlı-hamur işleri yapıyor. Denemeden dönülmemesi gerekli olanlardan :)

Salı günü Wesley Clover’ın CEO’su ve yatırımcı Terry Matthews ile tanışma fırsatımız oldu.
Milyar dolarlık servete sahip bir CEO’nun ofisi bu şekilde arkadaşlar :)
Terry bizlerden proje tanıtımı yapmamızı bekleyerek durum değerlendirmesi yaptı. Fikirlere olumlu bir şekilde yaklaşarak monetization (para kazanma) konusunda özellikle almamız gereken ciddi yolların olduğunu vurguladı.
Ek olarak bu bağlantının iş ortakları arasında sürmesinin öneminden bahsederek bizden de en fazla 3 aylık periyotlarda ilerleyiş hakkında durum bilgisini mail atmamızı istedi.
Daha sonra Ben Morris ile beraber Invest Ottawa’ya doğru yola çıktık.
Invest Ottawa, Ottawa’nın inovasyon merkezi, bir incubation center. İçerisinde küçük-orta pek çok şirketi barındırıyor. Fikir halide de olsa her türlü değerli buldukları projeye destek sağlıyorlar. Ayrıca ücretsiz olarak herkesin kullanımına açık çalışma ortamları sunuyorlar. Bu ortak çalışma alanının tasarımını Istanbul’da bulunan Kolektif House gibi düşünebilirsiniz.
Bu merkezde operasyonlarını devam ettirmekte olan ve en çok dikkatimi çeken şirket MadeMill oldu. İncelemenizi tavsiye ederim, işleri güçleri en iyi prototipleri çıkarabilmek. Ben çok sevdim bu işi :)
Çıkış yapmak üzereyken tekrar arabaya ulaşana kadar bir yağmura tutulduk. Kanada’nın tutarsız bir havası var, ancak yine de 25 üzerini görmemiş olmamız 36'ları bulan Istanbul’dan sonra farklı oldu.
Buradan sonra günü tekrar değerlendirebilmek için farklı arayışların peşindeydik ve bolca yeşil ve sakin bir ortamın olduğu Britannia park ve sahilini dolaştık.
Günün sonunda Brookstreet Otel’de bir canlı müzik dinletisinden sonra ertesi gün Startupfest 2017 etkinliğine katılmak amacıyla Montreal’e doğru yola çıktık.

Montreal, Paris’ten sonra Fransızca’nın konuşulduğu en büyük şehir.
Burada öncelik Fransızca’da, İngilizceyi hiç göremediğiniz yerler de olabilir. Az çok hazırlıklı olmakta fayda var :)
Oldukça yoğun bir kültür çeşitliliğinin olduğu bu şehirde Kanadalı, Fransız, Asyalı ve Çin mahallesine kadar çok şey gördük. Ayrıca başkent Ottawa’ya göre daha dinamik bir şehir burası :)

Montreal yollarındayken bir Starbucks molası vermesine verdik ancak yaşanan bir spelling yanlış anlaşılması adımı “Durak” olarak kayıtlara geçirdi. Bu da bir başka anı olarak kalsın :)

Otele yerleştikten hemen sonra Startupfest’in ilk günü için hemen çıkış yaptık ve festival alanına doğru yürüyüşe başladık.
Bu yıl 7.si düzenlenen etkinlik birçok girişimciyi ve yatırımcıyı buluşturarak network kurmalarına yardımcı oluyor.
Bu yıl Startupfest etkinliğinde konuşmacılar bu şekildeydi. Kanada’nın inovasyon bakanına tekrar bakın, başbakan gibi herkesin kendine özel bir tarzı var bu ülkenin yönetimde :)

Festival Vieux-Port de Montreal (Old Port of Montreal) bölgesinde St.Lawrence nehrinin kıyısındaydı.
Akşam saatlerinde festival alanından çıktıktan sonra, Restaurant Le Fripon’da bir yemek molası verip Fairmont Hotel’e doğru tekrar yol aldık.

Gece Montreal sokaklarını biraz dolaşıp o anları da kayıt altına aldım. Sokaklarında tarihi anılarını canlandıran gösteriler mevcut.
Bu gösterileri sesli olarak takip etmek isterseniz bu Montréal en Histoires adında bulunan uygulamalarıyla mümkün oluyor.
Ardından May 17th to September 2nd, 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gösterimde olan Montréal Avudo’yu Old Port of Montréal’de izleme şansım oldu.
Gece yürüyüşü kayıtlarımı buradan izleyebilmeniz mümkün:
Aynı zamanda 15 Temmuz’a kadar devam eden Startupfest etkinliğinden kayıtlarıma da buradan ulaşabilirsiniz.
Ertesi gün gezinme fırsatı bulduğum diğer alanlar şu şekildeydi:
Bunların dışında Square Victoria, Place Jean-Paul-Riopelle, Square Phillips oldu.
Place Montreal Trust içerisinde bulunan Starbucks’da siparişleri alan bir kızın Türk olduğunu sonradan öğrenmiş olmak, Montreal’in göbeğinde dışarıda bir başkasıyla Türkçe konuştuğum ilk an oldu :D
Bu durum atıştırmalıklar içerisinde bacon, pork var mı diye sorduktan sonra “Where are you from?” sorusuyla patlak verdi. Halen ingilizce devam ediyoruz. “Turkey” — “Do you speak Turkish?” — “Yes..” Neyse ki sonra Türkçe konuşmaya başladı. Hayır neden zorluyorsun ki :D Babası Kanada’danmış. Güzel bir anı daha oldu orada bırakılan :)
Ottawa’da bulunan Cora’s gibi kahvaltı konusunda Montreal’de Eggspectation tavsiye ediyorum. Adından da anlaşılacağı üzere yumurtayı yaratıcı bir şekilde kullanıyor. Eggscelent :)
Kanada’nın meşhur Maple Syrup’unu her yerde her şekilde görebilmeniz mümkün. Maple (akçaağaç) Kanada için özel olan bu ağaç, bildiğiniz gibi sembolik olarak bayraklarında 🇨🇦 bulunuyor. Maple özünden yapılan bir şerbete olan ilgi büyük.
Son olarak büyük bir market olan Walmart’a giriş yaptık ve ardından Ottawa Havalimanı yolunu tuttuk. Buradan Air Canada ile 1 saatte Toronto’ya geçip 15 Temmuz akşamı 23:15 gibi Turkish Airlines ile Istanbul’a doğru yola çıktık.
Boeing 777 tecrübesi yaşamak büyük bir heyecandı. Ufak sarsıntılar dışında bir şey olmadı. Aksine Air Canada 1 saatlik yolculukta kötü salladı. Korkum yurt içi gibi kısa yolculukların, küçük uçaklarla artık otobüs yolculuğu gibi gelecek olması :D
16 Temmuz, 15:20 civarında Istanbul Atatürk Havalimanı’na ulaşabildik. Dönüş yolculuğumdan kayıtları burada izleyebilirsiniz.
Bitirmeden önce, 4 Ocak’ta karşılaştığım Aycan Doğanlar’ın hazırladığı bu takvimde süpersonik bir şeyler olabilir. 2017'nin %50'sini yeterince harika etkiledi :D
Sonunda tamamlayabildim evet :)
Buraya kadar okuduysan çok teşekkür ediyorum.
— Büyük bir hayal — Kıtalararası yolculuk — İlk yurt dışı deneyimi —
— Burada bitti.
Bir başka yazıda buluşmak üzere :)
Diğer paylaşımlar için bağlantılarım:
500px / Instagram / Twitter / YouTube Playlist
