4 ayın sonunda Londra’da yaşamak…

Buşra Deniz Akın
Oct 10, 2016 · 7 min read
Image for post
Image for post

Bahadır’ın uzuuun Amazon sürecinin ve benim yüksek lisans durumunun sonuçlanması sonunda Haziran başında Londra’ya taşınma işlemini tamamladık. Bahadır benden 6 ay önce Londra’ya taşınmış ve ev, vize, elektrik, su, vergi vb tüm resmi işleri halletmişti. Bana düşen sadece eşyalarımı toplayıp Londra’ya taşınmak oldu. Geldiğimde Oyster kartım, cep telefonu hattım gibi tüm temel ihtiyaçlarım hazırdı bile. Yani muhtemelen görüp görebileceğiniz en kolay yurtdışı taşınmasını gerçekleştirdim diyebilirim.

Eylülün bitişiyle ben de Londra’daki 4. ayımı bitirdim ve bu yazıda Londra’ya nasıl taşınırsınızdan daha çok kendi deneyimlerimden bahsetmek istedim. Ev bulma, vizesi ıvırı zıvırı için şurdaki yazıyı okuyabilirsiniz.

Londra’ya taşınırken bir süre 9–5 düzenli bir işte çalışmama kararı almıştım. Bu nedenle Londra için bol bol vaktim oldu. İlk günleri biraz daha düzenimizi kurma, neyi nerden alırız, sistemleri nasıl çalışıyor sorularını cevaplamakla geçirdim. Turist olmadığınız şehirde hastalandığınızda hangi hastaneye gideceğiniz, halınızı nasıl yıkatacağınız, çilingiri nasıl çağıracağınız gibi çok gündelik problemleriniz oluyor :) Bunlarda da en çekindiğiniz nokta ingilizceniz oluyor.

Dil — Günlük Kullanım

İngilizcesi çok da kötü olmayan biri olarak evet, ingiliz aksanıyla ve günlük dil ile ilgili sıkıntılarım oldu. Aksan kısmında, İngilizlerden daha çok zorlandığım japon, çinli ve çok hızlı konuşmaya alışmış İspanyol arkadaşlarımızdı. Özellikle telefon konuşmalarında bir kat daha zorlaşıyor. İngiliz aksanı, günlük kullanım ve deyimler ilgili de italki.com’dan yerli bir arkadaştan yardım aldım. Bu arada italki’yi yabancı dil geliştirme konusunda tavsiye ederim. Ben ders olarak değil de aksanımı düzeltme, geliştirme ve bazı İngiliz kültürüyle ilgili sorularımı sormak olarak kullandım. Ayrıca yine metrolarda dağıtılan London Evening Standard, Metro gibi daha halk diline yakın gazeteleri de okumamı tavsiye ettiler. Ama tabiki bu probleminiz de kısa zamanla geçiyor, makale gibi konuşmayı bırakıyorsunuz. Aşamadığım tek şey; muhabbet ortasında cevap olarak otomatikman “Aynen!” diye cevap vermem :)

Yemek Kültürü — Market Alışverişi

Yemek konusunda yeniliklere çok açık olmadığım için en merak ettiğim konulardan biri de yemek kültürleri ve market alışverişi idi ama korktuğum gibi olmadı, gayet bana uygun bir yemek kültürleri var. Şu ana kadar scone ve Cider favorilerim arasına girdi.

Çok geniş bir yemek kültürleri olmadığı için başka ülkelerin mutfaklarına çok sık rastlıyorsunuz. Özellikle street food marketleri, öğlen yemekleri için şirketlerin önüne açılan food stall’lar ilk günlerde çok ilginç gelmişti. Genel olarak bizim gibi bir öğlen yemeği yerine ayak üstü, sandviç, salata, hızlı atıştırmalık şeyler tercih ediliyor. Marketlerin çoğunda da “food to go” kısımları bulunuyor.

Ben kendi yemeğimi kendim yaparım derseniz de marketlerde herşeyi çok rahatlıkla bulabiliyorsunuz, bizim rastladığımızda Türk marketlerinden aldığımız tek şey; çekirdek. Diğer herşeyi kendi marketlerinden alıyoruz, zaman içinde kullandığınız markaları da deneye-yanıla ayarlıyorsunuz. Çok pahalı olan Londra için market alışverişini uygun buluyorum diyebilirim. Şöyle bir örnekle açıklamak gerekirse, Zone1–3 arası işe gidip gelmek günlük 6.60 £ ve siz bu para ile ~1 kilo kıyma alabiliyorsunuz. Dışarıda yemek konusunda da uygun yerler bulunuyor ama yedikten sonra buna bu para verilmez hissiyatına kapılıyorsunuz, daha kaliteli ve lezzetli yerler için de fiyatlar biraz daha artıyor.

Ulaşım — Bisiklet Hüsranı

Biraz daha yerleştikten sonra artık hayatın içine karışmaya, haftasonlarımız için küçük rotalar oluşturup Londra’yı keşfetmeye başladık. Londra bana göre eskisini koruyamamış, eski ile yeninin birbirinin içine girdiği bir şehir, bir bakıyorsunuz 1800'lerden kalmış harika bir binanın yanında bir gökdelen! Bu çoğunlukla şirketlerin bulunduğu City of London ve etrafı için geçerli tabiki, batı tarafı daha tarzını korumuş durumda. Yine de kırmızı telefon kulübeleri, otobüsleri, siyah taksileri, Victorian tarzı evleri ve tuhaf gelse de kraliyetin izleri ile ayrı bir havası var.

Londra’da gezerken ise metro ile gidemeyeceğiniz yer yok diyebilirim, çok gelişmiş bir raylı sistemleri var. Biraz eski, dar ve bana göre havasız olsalar da özel araca ihtiyaç duymadan şehri gezebiliyorsunuz. Central, Circle gibi bazı hatlar gecikmeleri ile meşhur ama genel olarak hatlar zamanında çalışıyorlar ve evet bence kalabalıklar. Şöyle bir kalabalıktan bahsediyorum; mesela Bank istasyonu iş giriş/çıkış saatlerinde en yoğun istasyonlardan bir tanesi ve çok fazla sıra oluyor. Ama o saatlerde arka arkaya sık çalışan hatlar ile o kalabalığı 3–4 metro ile çok kısa zamanda eritebiliyorlar.

Metro istasyonları çok eski yapılar olduğu için bazılarında yürüyen merdiven, asansör yok ve ilk zamanlarda her durakta söylenen “Mind the gap between the train and the platform” uyarısını yadırgıyorsunuz. Genelde trenle platform arasında baya boşluk ya da yükseklik farkı oluyor. Bu nedenle Londra, engelliler için çok yaşanabilir bir şehir diyemem.

Image for post
Image for post

Londra’yla ilgili hayal kırıklarımdan bir tanesi bisiklet kullanımı ile ilgili oldu. Berlin’de geçirdiğimiz 8 gün sonrasında Londra’da da bisikleti o derece rahat kullanabileceğimi düşünmüştüm ama burda bisiklet kullanım oranı daha az ve kaza oranı daha fazla. Bazı metro hatlarına bisiklet ile binememek, saat kısıtlamalarının olması, katlanabilir bisiklet şartı ve yağmur nedeniyle insan çok da kullanmak istemiyor herhalde ama self-service Santander servisi ile günlük bisiklet kiralayıp yolculuk yapanlar da var. Devletin ve şirketlerin de bisiklet kullanımına teşvik etmek için sağladıkları destekler mevcut. Hayal kırıklığı dediğime bakmayın, İstanbul’la karşılaştırılmayacak kadar da fazla kullanılıyor. Ben de kışı atlatıp ve biraz daha sol-sağ olayına alışıp bisiklete geçmeyi planlıyorum.

Sosyo-Kültürel Hayat

Zaman geçtikçe hayatınızdaki rutinleri yeni şehrinizde de yapmak istiyorsunuz, kültürel etkinlikler açısından Londra muazzam aktif. İstemediğiniz kadar tiyatro, müzikal, konser, sergi vb. etkinlikler var ama tek sorun kült olan ve izlemek istediğiniz tiyatro ve müzikalleri güzel bir yerden izleyebilmek için baya bir önceden bilet almanız gerekiyor ve biletler de 40–150£ ortalamasında geziyor. 30 yıldır oynanan Phantom of Opera’ya iyi bir koltuk bulabilmek için Şubat’17 ye kadar baktık diyebiliriz. Son anda karar verip gittiğimiz Wicked müzikali ise, yerimizin köşe olmasına rağmen sahne tasarımları, geçişleri ve içeriğiyle harikaydı.

Burdaki çoğu zamanımı da kütüphaneler ve ortak çalışma alanlarında harcıyorum. Kütüphane olarak da, ortak çalışma alanı olarak da bir sürü seçenek var. British Library, Barbican Centre, The Wash House Cafe, Royal Festival Hall benim en sık gittiklerimden, güneşli bir gün ise parklar da güzel alternatif oluyor.

Londra’da keyifle yaptığım şeylerden bir tanesi de meetuplara katılmak. Türkiye’de de etkinliklere katılan biriydim ama çoğunlukla teknik, mesleki etkinliklere gidiyordum. Burda daha çok mesleki olmayan meetuplara katılıyorum ve çok keyifli vakit geçiriyorum. Aynı kültürden, dinden, meslekten olmadığım insanlarla tanışıp farklı hikayeler dinliyorum. Macaristanlı bir monk, Ukraynalı bir artist, İspanyol bir iş analisti, Kuzey Koreli bir ressam, Fransız bir buket tasarımcısı ile tanışabiliyorsunuz. Biraz daha kabuğunuzdan çıkıp kendinize başka pencereler açıyorsunuz.

Uzun bir yazı oldu ama bunlar da dağınık dağınık kısa Londra notlarım :

  • Londra havası! sürekli yağmur var ve kasvetli bir hava hakim. Şansıma en kötü yazlarından birini geçirmiş Londra bu yaz ve sert bir kış bekleniyormuş. Şortlara, elbiselere hiç gerek kalmadı burda anlayacağınız, yağmurluk rocks!
Image for post
Image for post
  • Parklarını, bahçelerini çok etkin ve güzel kullanıyorlar. Haftasonları parklar kitap okuyan, çocuğunu yürüten, maç yapan, güneşlenen insanlarla dolu oluyor. Herkes kendi aleminde zamanını geçiriyor. Holland Park’taki bankların üzerinde burada zaman geçirmiş ve hayatını yitirmiş kişiler için sevdikleri tarafından notlar vardı. Aşkları, anıları, hayatları için… Bütün parkı bunları okuyarak gezdik.
Image for post
Image for post
  • Parkları gibi müzelerini ve kiliselerini de çok aktif kullanıyorlar. Mesela; biz müzelerini gezerken, bir ilkokul sınıfının bir heykel önünde ders işlediğini gördük, yine aynı şekilde Victoria&Albert müzesinde bir kodlab düzenleyebiliyorlar. Tüm kiliseler için bu geçerli mi bilmiyorum ama bazı kiliselerde de benzer kültürel-müzikal etkinlikler yapıyor. Bir öğleden sonrasını onların provasını izleyerek geçirebilirsiniz.

Son olarak, malum memleketten çekip gitmek en popular konu ülkemizde, yeni taşınan biri olarak memleketi öyle hemen arkanızda bırakamıyorsunuz. Bir haberlere baktığınızda, ailenizle arkadaşlarınızla konuştuğunuzda yine sinirleriniz bozuluyor ama diğer taraftan da hayatta çok başka dertleri olan insanlarla daha pozitif bir güne başladığınız da yadsınamaz bir gerçek…

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch

Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore

Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store