Sevdiklerinizin gelişimine, iyiliğine katkıda bulunmak istiyor musunuz?
Bir çoğumuz sevdiğimiz insanlarla iletişimimizde sıkça övgüler, yüceltmeler kullanırız. “Muhteşem olmuş hayatım! Çok yakışmış canım! Müthiş iş çıkarmışsın! Senden iyisi yok!”
Burada bir problem yok, yanlış anlaşılmasın. Elbette sevgiyi göstermenin ve birbirimizi desteklemenin yollarından biri bu.
Ancak sevdiklerimizle birlikte yaşadığımız küçük fanusumuzda kendimizi kusursuz, muhteşem, en başarılı, en iyi hissederken dış dünyada bunun böyle olmadığını farkediyoruz.

Sahi, size de oluyor değil mi bunlar? Hatta belki bunun nesi kötü diye düşünüyorsunuz. Peki “daima iyi hissettirmek”ten başka sorumluluklarımız, görevlerimiz yok mu bizim bu değerli insanlara karşı?
Görev mi? Sevmenin görevi mi olur dedi birileri duydum. Olmaz mı, en büyük sorumluluklarımız, görevlerimiz sevdiklerimize karşı bence.
İşin aslı nasıl peki?
Sevdiklerimize karşı en önemli sorumluluğumuz onların hayatta ilerlemelerine, gelişimlerine destek olmak. Ama bu destek her zaman yalnızca “Süpersin hayatım, devam et!” “Sen istersen her şeyi yaparsın, yürü be!” demekle olmuyor. Evet, bunlar elbette gerekli ve içimizden gelerek çokça yapıyoruz zaten. Ama bence onlara sağladığımız asıl katkı buradan değil, eleştirel bakabildiğimiz anlardan doğuyor.
Sevginin getirdiği onaylayıcılık ve yüceltme, karşımızdakileri bize eksiksiz ve kusursuz gösterebiliyor. Oysa hiçbirimiz ne tekamülümüzün son aşamasına eriştik, ne de hatasızız.
Hataları hata sahibinin yüzüne vurun veya eksik bulduklarınızı pat pat dile getirin demek istemiyorum ama kişinin kendi içinde farkedemediklerini aynalayarak, daima gittiği yolun farklı alternatiflerini göstererek daha da iyiye gitmelerine katkıda bulunabiliriz.
Örneğin; “zor günlerinde yanında olmak” gerçek dostluk mudur? Yanında olmak yeter mi? Yoksa o günlerinizi doğru analiz edip daha iyi, daha doğru davranmanıza, hatta o problemlerin içinden yeniden doğmanıza katkıda bulunanlar mıdır dostlarınız?
Sizce hangisi?
Azra Kohen’in çok sevdiğim bir cümlesini direkt alıntılayarak aktarıyorum: “Sizi hayatla, kendinizle, geçmişinizle yüzleştirenlerdir dost, sürekli pış pışlayanlar değil.”
Daha iyisini yapabilir misin?
En doğru davranışın bu olduğuna emin misin?
Bu kez farklı bir yol denemek ister misin?
Bence böyle yapsan farklı bir sonuç elde edebilirdin.
Buna izin vermeye devam edecek misin?
gibi gibi…
Bunun keyifli bir tarafı da var. Kendi davranışlarımızın yansımalarını ve etkilerini dış gözle göremediğimizden bunu sevdiklerimizden duymak bakış açımızı geliştiriyor. Üstelik onlardan duymak daha kolay inanmamızı, kabul etmemizi ve gereken değişimi yaşamak için daha kolay harekete geçmemizi sağlıyor.
Bir de böyle deneyin. Buna açık olmayan sevdikleriniz varsa elbette bırakın bildikleri gibi yaşasınlar. Ancak çoğumuzun bu desteğe ihtiyacı var. Bu sorumluluğu kabul edin; pış pışlamayı, poh pohlamayı bırakın ve gerçek katkılarda bulunun.
Kızlar, olmamış o ruj, yakışmamış o saç demeyi bilin. Etrafınızdaki kadınların en güzel hallerini yine siz bilirsiniz. Erkekler, siz de kendinize göre bi örnek buluverin. Birbirinize açık olun.
Kendi gerçek dostlarımı burunlarından öpüyorum!
Sevgiler…
