Mustafa İslamoğlu’nun Babası üzerinden yaşadığı istismara dair

Mustafa hocanın hakkında ileri geri konuşulup istimar edilen konulardan biride Babası Ahmet İslamoğlu hoca ile olan ilişkisidir. İslamoğlu’na karşı yeminli düşmanlık edenlerin içinde bulunmaz bir malzeme doğuyor.

Öncelikle insanın kendisine sorması gereken bir insan ona düşmanlık edenin tanımlamasından mı yoksa kendisinden mi tanınması gerektiğidir. Öyle ya bir insanı ona düşmanlık edenden tanımak nasıl bir şeydir ?

İkinci olarak bir insan yedi yaşında amcasına bırakılıp onun yanında büyeyerek babalık sorumluluğunu bir parçasıyla bırakmış olan Ahmet İslamoğlu hocamızından ne kadar tanınabilir ?

Yanlış anlaşılmasın Ahmet İslamoğlu hocamızı yermek için söylemiyorum. Ancak Ahmet hocamız içine doğduğu kültürün geleneksel bakışıyla yoğrularak bu sözlü kültürü içselleştirerek samimi bir gayretle çevresini işrad etmiş “alim hocalarımızından” biridir.

Önce bir empati yapayım

Bu gün ben dahi evde oturup babacığım Hz İsa’nın nuzülü meselesi, Peygamberin ayı bölmesi vs gibi konular İslam’ın bir akdiesi değil koca, koca imamlarımızın tüm ilmi geleneğimiz boyunca ihtilaf ile tartıştığı konulardır isabet de edebilir etmeyedebilir desem muhtemelen ki babam bizim oğlan dinden çıktı diye gözüme bakıp hidayetime dua edecektir.

Vaka bu iken, babamız içine doğduğu o kültürün kendisine öğrettiği şekilde şunlar bizim mahallenin sözleridir, bunlar ise karşı mahallenin sözleridir şartlanmasıyla mı bu sonuca varır ? yoksa, o kültürel din bilgisiyle yetinmeden, herhangi bir meşrepsel, mezhepsel paradigmaya takılmadan i rasyonel olarak dini ilimleri emek vermiş tüm alimlerin muktesbatınıda anlayıp buradan tahkik ile sonuç çıkaracak duruma gelmiş ve oğluna evladım sen yanlış sın mı demiştir ?

El hak oğlunun ağzından karşı mahallenin sözü yada kendi mahallesinin sözüne muhalif bir söz çıkması şartıyla sonuca varır ve benim oğlum yanlış der, yanılde der daha da ileri gider sapıttı der.

Peki bu kanaatin hakikat açısından bir değeri varmıdır çok bir değeri yoktur.

Nitekim Ahmet İslamoğlu’nun hocamızın üçüncü kişiler olarak bize yansıyan kadarı ile olan bu çıkışlarının tutarsızlıkları görebiliriz.

Buyrun Bakalım

Allah diyenin fişlendiği 99 yılların da Mustafa İslamoğlu hoca bir şekilde birikimini aktarabileceği bir platform arıyor.

Fikirlerine ve duruşuna aslında yekten kabul etmesede laik sistemin kendisine hocalık vizesi verdiği tek adam Yaşar Nuri üzerinden bir şekilde ekrana çıkma fırsatını geri çevirmiyor.

Zaten oğlunu anlayamadığı gibi bir de bu duruma şahit olan baba oğlunun maksadını değil nasıl olurda bu zat ile yanyana gelir diyerek tanıdığı bir yazar dostuna oğlum sapıttı diyerek kişisel bir mektup yolluyor.

O da nasıl bir dost ise bunu daha sonradan yayınlıyor ve Mustafa İslamoğluna vurmak isteyenler için bir malzeme üremiş oluyor. Peki Ahmet İslamoğlu açısından son kertede ne oluyor ? Aradan yıllar geçiyor ve sonra oğlunu yanlış anladığını kendisini dinleyip yaşar nurinin programına çıkmasının onun tüm fikirlerini kabul ettiği anlamına gelmediğini izah edip oğlundan hellalik aldığını anlatıyor.

Hatta bu mektup üzerinden kendisine yeminli düşmanlık yapan cübbesi aklından uzun olan malum kesimin yapıp ettiklerinden üzgün olduğunu ve kınadığınıda açıklıyor.

Sene 2009'a gelelim. Youtube da bulabileceğimiz “ Ahmet İslamoğlu İz Bırakanlar” adıyla develide oğlu Mustafa İslamoğlu yapılmış olan belgeseli izlediğimizde ise ben evlatlarımdan ve yaptıkları bu hayırlı işlerin hepsinden razıyım diyen kendisi olduğunu görüyoruz !

Peki tabiki Mustafa Hoca babasının mutlak olarak gördüğü kabullerini babacığım bak o öyle değil diye kaşımak yerine, pek çocuğumuzun yaptığı gibi onlar ile daha mutlu olan babalarımızı saygı ile karşılıyarak idare ediyordur muhtemelen.

Hal bu iken son dönemlere doğru geldiğimizde İslamoğluna karşı yeminli düşmanlık edenlerin, 80'nine merdiven dayayan alim babayı oğluna karşı doldurarak düzenlendikleri mizansen de kişisel bir bir mahvelde konuştuğu düşündürerek ona karşı söylettikleri kötü sözü ağzından almanın sevincini hızlıca paylaşacak kadar alçabildiklerine şahit olduğumuz malum video ile karşılaştık.

Şimdi kendimizi Ahmet İslamoğlu hoca ile bir parça empati yapalım ve oğlumuza karşı malum sözleri sarfederken şu muhasebeyi yapmaz mıyız ?

Daha düne kadar belgesel de oğlumdan ve yaptığı tüm hizmetlerden razıyım dediğiyle çelişen bir söz söylersem bana dün başına silah dayanıp mı bu belgeseli çektirdirdiler diye sorulmazmı ?

Ahmet Hocamız da böyle düşünmüş olacak ki bu videoları yayınlanmasıyla birlikte nasıl bir tufaya düştüğünü görüp yayınlanmasından razı değilim demiş yayana konuşuna hakkımı helal etmiyorum demiş..

Babayla evladın fikir ayrılığı üzerinden bir babayı oğluna karşı doldurarak dilinden aleyhine söz alan asıl şeytanlar bu tezgahı yaparken, Mustafa İslamoğlu’nun babasına karşı umum içinde bir cevap veremeyeceğini düşünürek onu zor durumda bırakacaklarını düşünüyorlardı…

Bu babamla aramızda ki mesele dir diyebilirdi. Bu yapılan edepsizliktir üstüne konuşmayı gerekli görmüyorum diyebilirdi. Kimsede yadırgamazdı.

Ama o babamı severim ancak hakikati daha çok severim diyerek hakikatin karşısında babam dahi olsa ibrahim gibi karşısında olurum diyen bir imanın sorumluluğu ile meseleyi cuma hutbesinde gücü yettiğince kırmadan dökmeden cesurca dile getirerek yüzleşti.

Herşey bir yana bu herkesin yapabileceği bir harcı alem iş değildir sıkar.

Hasılı kelam sözü başına döndürecek olur isek bir insan ne ona düşmanlık edenin tanımlamasından nede babasıyla ilgili süreçler biraz incelediğinde insaflı ve doğru bir tahkikin sonucu olmadan iki dudağından çıkan itham yada çirkin sözden değil ancak ve ancak kendisinden tanınır.

Olayların bu noktalara evrilmesinden sonra İslamoğlu’nun babasına dair açıklama getirdiği cuma hutbesinde sözleri bu sefer hakarete edepsizliğie bak diye çarpıtıldı.

Neydi onlar aklı bir gidip gelen, hafıza sorunu yaşayan, ağır şeker hastası olmasını belirtmesi gibi.

Açıkcası baba ve avlat arasındaki fikir ayrılığını kaşıyarak bu kampanyaları kuranların hesabı ahirete kalmadan rezil olmaya başladılar bile.

Birincisi hutbede “ağır şeker hastası aklı bir gidip gelirken” gib ifadeleri, babasına bunak diye hakaret etti diyen çevirenler asıl hakareti yapanların ta kendileridir.

İkinci olarak ta bir hastalığın insanı düşürdüğün acziyetin vakasını dillendirmek hakaret değildir, böyle bir hastalık yokmuşta aslında “bunak” diyerek hakaret etmek istiyor şeklinde çevirenler iftiralarıyla birlikte hem Ahmet İslamoğlu’na bu hakareti yapmaktadırlar.

Son kertede buyrun bakalım baba ve evladın verdiği kareyle birlikte Akabe Resmi Sayfasında yazanlara bir kez daha baktığımızda geriye sadece ettiğiniz iftira, fitne, tekfir, tahkir ve kin dolu şeytanlarınızla birlikte baş, başa rezil oluşunuz kalacaktır.

Bugün, uzun zamandır alzheimer ve şeker hastalığı sonucu unutkanlıklar yaşayan amcamız Ahmet İslamoğlu’nun ziyaretine amcaoğlumuz aynı zamanda hocamız Mustafa İslamoğlu’nu, amcamın özleyerek çağırması sonrası, ziyareti büyük bir özlemi sonlandırdı. Ailemize hüzünlü de olsa Mutlu bir gün yaşattı.
Ne zamandır, kasıtlı ve amcaoğlumuzun ağzından çıkmayan bir sözünü çarpıtarak söyleyerek, söylenen sözü montajla keserek amcamızın şekerinin yükseltilmesi sonucu sarfettiği sözler çeşitli odakların karalama kampanyaları üzerinden oluşturulan algı operasyonları baba-oğul arasında önceleri fikri olan ayrılığı son Zaman’larda ailevi bir ayrışmaya dönüştürmüştü. Bu durumda büyük ailemizi derinden yaralamıştı.
Uzun zamandır, hastalığından ötürü en yakınlarını bile tanıyamayan azarlayan hoca amcamız, oğlu Mustafa abimizi görünce sevinçle karşılayarak tanıması ve duygulanması hepimizde Duygusal anların yaşanmasına vesile olan bu ziyaret ailemizdeki bu kırgınlığında son bulmasına vesile olmuştur. Develi’de bulunan tüm amca ve amcaoğullarımla beraber gittiğimiz ziyaret umarım ailemiz üzerinden pirim yapmaya çalışanların aile işlerine karışmaması gerektirdiğini anlamasına vesile olur.
Allah iftiracı ve hasetçiler fitnesine fırsat vermesin. Amin.

Hiç şüphesiz şeytanlar boş durmayıp yarında Ahmet hocanın evladına karşı olan fikir ayrılığını kaşıyıp benzer gündemleri yaratacaklardır.

Bir insanın fikirlerin düşüncelerine kanaatlerine katılmamak bizlere bu kadar çukurlaşma hakkı verir mi ?

İnsan böyle bir şeyi ancak tek bir şekilde kendine mübah görür. Kendisini hakikat temellük etmiş biri olarka ben ümmeti bundan kurtarmak adına bunu yapmayı kendime meşrulaştırıyorum diyebilmektedir.

15 Temmuz gecesi 5 metreden vatandaşı vurup bir kaç adım sonra çömelerek besmele ile su içenlerin düştüğü bu paradoks ne ise, ne kada haklı , ne kadar ahlaklı, ne kadar Allah razı ise bu davranıştan

Bunları yapanlarda o kadar haklı o kadar ahlaklı o kadar Allah davranışlarından razıdır.

Like what you read? Give By. Sufi a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.