Gaziantep : Baklava ve Mozaiğin Birleştiği Şehir
Farklı kültürleri görmek, mutfaklarını denemek, sokaklarında dolaşıp tarihe dokunmak üniversiteden beri en çok zevk aldığım şeylerden biridir. Üniversiteden sonra diyorum çünkü ilk kez, üniversitedeyken yurtdışına çıkmanın aslında bir hayal olmadığını, yüksek maddi gelirin olmasa da ( en azından 2011 senesinde öyleydi ) çıkılabileceğini fark etmiştim. Sonrasında kimi iş kimi seyahat amaçlı 5–6 farklı ülke görme fırsatını elde ettim. Birbirinden farklı kültürler, farklı lezzetler ve farklı hayatlar gördüm.
Sonra fark ettim ki, 1–2 istisnayı saymazsak ( Roma — hatta belki de tüm İtalya olabilir- ) Türkiye’deki şehirlerin de bu gezdiğim şehirlerden aşağı kalır yanı yoktu. Neden görmeyeydim ki Türkiye’deki şehirleri de ? Hiç Ege kıyı şeridini gezip, Ege mutfağına kendimi vermemiştim. Kordon’da midye & bira yapmamış, Yunan adalarına bakıp bakıp, “ah ulan şu adaları nasıl kaptırdık” diye hayıflanıp rakı içmemiştim. Karadeniz’in yaylalarına çıkmamıştım. — Artvinli olarak benim için büyük bir eksiklikti bu. — Balıklı Göl’ü görmemiş, Nemrut Dağı’nda kalıntılara şok olmamıştım.
Kısacası Türkiye’de görülecek çok yer vardı ve bir yerden başlamamız gerekiyordu. 2017 senesinde ki bir memleket ziyaretinde Karadeniz sahil şeridini geze geze Artvin’e varmıştık. — Baktık bu yazı ilginizi çekti, onun için ayrı bir yazı yazarız. — Bu senede eşimin memleketi Mersin’eydi yolculuk.
Hem bayram hem de gideceğimiz bir düğün olması sebebi ile sıkışık bir zamanımız vardı. İlk bahsedeceğim yer Antep olacak. Ancak takdir edersiniz ki Antep kısmı, biraz daha göbek kasına yönelik olacak.

24 Ağustos’da Antep sınırlarına girmiştik. Mersin’den yaklaşık 3–3.5 saat sürüyor. Vardığımızda saat 12 civarındaydı ve biz açtık. Aldığımız tavsiyeler neticesinde Antep girişindeki Küşleme Kebaphan’a gittik yemek için. Burasının olayı yemeklerinin lezzetli olmasının yanında, “Sıralı” şeklinde belirtirseniz size sırasıyla : çorba, lahmacun, küşleme, simit kebabı ve kuşbaşı getiriyorlar. Denemelisiniz gerçekten enfes. Ancak benim tamamen ayrı parantez açacağım şey ise :
Dondurmalı Katmer
Böyle efsane bir şey olamaz !

Tabi ki bu sağlam öğle yemeğinden sonra Akşam yemeği yemedik. Antep’i biraz daha turladıktan sonra otele geçtik. Bayram tatili dönemi olduğu için akşam saatlerine doğru çoğu yer kapalı oluyordu. Biz de enerjimizi bir sonraki güne saklamak adına ilk günü erkenden bitirdik.
2. Gün otelde sabah kahvaltısının ardından sırt çantalarımızı aldık ve gezmeye başladık. Kahvaltı için bir çok kişinin önerisi Beyran’dı aslında. Ancak pek bana hitap eden bir şey olduğunu düşünmediğimden, normal otel kahvaltısını tercih ettim :) Siz denemek isteyebilirsiniz belki.
Antep tarihi eser ve mimari açıdan muhteşem bir şehir. Tarihi bölgelerindeki yapılar efsane güzellikteler. O çok sevdiğimiz Avrupa şehirlerinin ara sokaklarından tek farkları yer yer gördüğünüz kurutulmuş biber ve patlıcanlar. İnanın o kadar güzel gözüküyorlar ki her bir sokağı adım adım gezesiniz geliyor. ( Gezemedim, aksine o sıcakta perişan oldum )
Ziyaret ettiğimiz yerlerden birisi Gaziantep Oyuncak Müzesi oldu. İstanbul ve Münih’ten sonra ziyaret ettiğimiz 3. oyuncak müzesiydi burası ve oldukça güzel oyuncaklara sahipti. Müzenin girişinde kısa bir süre saklambaç oynamayı da eksik etmedim tabi.

Oyuncak müzesindeki saklambaç arkadaşlarıma veda ettikten sonra, Zeugma Mozaik Müzesi’nin yolunu tuttuk. Yukarıda bahsettiğim o tarih kokan yapıların olduğu bir şehirden daha azı beklenemezdi. Çevre bölgelerdeki mozaik eserlerden kurtarılabilenler burada sergileniyor. Kurtarılabilenler diyorum çünkü tek problem, yer altında kalmış olmaları vs. değil aynı zamanda tarihi eser kaçakçılarının da olması. Müzenin en önemli eseri “Çingene Kızı”’da tarihi eser kaçakçılarından kurtarılabilen parçalardan bir tanesi. Nedense bakmalara doyamadım bu esere. Müzenin mağazasından magnetini, mini bir örneğini ve kitap ayracını aldım. O kadar canlı ve güzel ki gözlerine bakmaktan alamıyorsunuz kendinizi.

İyicene yorulurken yavaştan yemek için gitmeyi planladığımız İmam Çağdaş’ın bulunduğu çevreye doğru yola koyulduk. Sırasıyla önce Antep Kalesi sonra Zincirli Bedesten derken kendimizi Antep’in o meşhur Bakırcılar Çarşısı’nda bulduk. Bir iki hediyelikten sonra İmam Çağdaş’a giderken yolda kendimizi fıstıklara kaptırdık ve hem çiğinden hem de kavurulmuşundan antep fıstığı aldık. Çiğ fıstık mı olurmuş demeyin sakın ha ! Oluyormuş hem de çok güzel oluyormuş.



Elbet daha gezilecek çok yeri vardı Antep’in. Ancak kısıtlı vaktimizde oldukça iyi gezdik -yedik- diye düşünüyorum. Yazının finalinde de, sizleri İmam Çağdaş’ın güzellikleri ile baş başa bırakıyorum.




