1929 dünya ekonomik bunalımı “Kara Perşembe”.
Tarihler 1914 yılını gösterdiğin de insanlık ilk defa küresel ölçekte savaşmaya başlamıştı. Önceki savaşlar bölgesel nitelik göstermekte bazen iki devlet bazen daha çok ama tüm ülkelerin taraf olmadığı bir halde cereyan ederdi. Bu sefer nerede ise büyük devletlerin tamamının dahil olduğu, olmayanların da derinden etkilendiği bir savaş patlak vermişti.
Savaş sürecinde Avrupa’nın çelik, silah ve cephane talebi ABD ekonomisini ciddi ölçülerde canlandırdı. ABD sadece bununla da kalmadı ve tüm Avrupa ülkelerine kredi veren bir ülke haline dönüştü. Savaş bittiğinde ABD dünyadaki toplam gelirin nerede ise yarısına yakınını elde eder hale gelmişti. 20 YY başlarında ABD’de ki bilimsel buluşlar ve üretimdeki devrim niteliğindeki yapısal değişiklikler ardı ardına geliyor idi. 1913 yılında ABD hükümetinin başlattığı Panama kanalı tamamlanmış ve iki okyanus birbirine bağlanarak deniz yolu ile yapılan ticarette hız ve hacimde inanılmaz bir artış yakalanmıştı. 1903 yılında ilk uçağın yapılması ile havacılık sektöründen savaş alanlarına kadar tüm dünyayı etkileyecek bir gelişmenin önü açılmıştı. 1913 yılında Henry Ford tarafından geliştirilen standartizasyon ve üretim bandı, bilimsel işletmenin karakterize ettiği modern toplu üretimi başlatarak sanayi 2.0 geçilmesinin önünü açtı. Birinci sanayi devriminin sonunda fabrikalar kurulur iken Henry Ford hayata geçirdiği yöntem ile insanoğlunun üretim biçiminde yeni bir çığır açmıştı ve dünyanın en büyük fabrikasını kurmuştu. Bu fabrika da günlük 2500 adet T model otomobil üretiyor idi. 1924’e gelindiğinde tam 10 milyon adet otomobil üreterek ABD ekonomisine inanılmaz bir katma değer oluşturmuş ve milyonlarca ABD ailesini otomobil sahibi yapmıştı. Bu üretim modelinin başka sektörlerde de kullanılması ile ABD ekonomisi büyük bir sıçrayış gerçekleştirecekti.
1927 yılında sesli sinema doğmuştu ama onun öncüsü olarak 1920 ile birlikte yeni üretim modelini baz alarak üretilmeye başlanan radyolar artık her eve girmişti. Bu sektörde ki akıl almaz büyüme ayni zamanda 1929 dünya ekonomik buhranının başlangıcına sebeb olacak tohumları da içinde barındırıyor idi. Çünkü kriz ilk olarak radyo üreticileri sektörün de baş göstermeye başlayacaktı.
1920’li yıllarda ABD’de nerede ise herkesin güzel bir maaşı, bir evi, bir otomobili, bir radyosu vardı. Herkes her istediğini alıyor, istediği yerde yemeğini yiyor, dans edip eğleniyor ve adeta bulutların üzerinde uçuyorlardı. Toplum iyi günlerin henüz başladığını artık bu yüzyılın böyle refah içinde gececeğini düşünüyor idi. Herkes kendilerini bekleyen acı ve kan kusturucu kara buhranın yaklaşmakta olduğundan habersiz bir şekilde yaşamaya devam ediyor idi. 1929 yılında seçilen ABD başkanı Herbert C. Hoover serbest piyasa yanlısı idi ve “bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler” anlayışı ile serbest piyasa ekonomisine devlet müdahelesini istemiyordu. Ekonomik göstergelerin olumlu havası ile nüfusun çoğunluğu Borsaya girdi ve büyük firmaların kağıtlarını satın aldılar. Borsada öyle büyük paralar kazanılıyor ve borsa öyle muazzam yükseliyor idi ki insanlar borç alarak kredi çekerek borsalara hücum etmişti. Ve devletde buna seyirci kalmıştı.
Fakat ilk önce radyo üreticileri sektöründe toplumsal doygunluktan dolayı durgunluk baş göstermeye başladı. Artık eskisi gibi radyo satamayan şirketler üretimi azalttılar sonrada işçi çıkarmaya başladılar. Fabrikanın işçileri çıkardığını gören insanlar bu firmaların borsadaki hisselerini satmaya başladılar. Böylece ekonomik darboğaza giren fabrikaların batacağından korkan bankalar kredilerini geri istediler ve ödeyemeyen fabrikalarda iflas ettiler. Bu gelişmeler ile birlikte biriken olumsuz hava 24 ekim 1929’da New York borsasında görülmemiş bir felakete sebebiyet verecekti. O gün hisse sahiblerinden birisi aşırı değer kazanmış olan elindeki hisselerin tamamını sattı ve bu satış insanlar da paniğe sebebiyet verdi.
“Kara Perşembe” olarak anılan 24 Ekim 1929 Perşembe günü borsa tam anlamı ile dipe vurdu. Bu batış ile birlikte 30 milyar dolar yok oldu. Bu para o dönem için çok korkunç bir paradır. Çünkü Ford’un ürettiği T model bir otomobili o günlerde insanlar 150–200 $ gibi bir paraya satın alabiliyorlardı. 21–29 Ekim 1929 tarihleri arasında kriz Dow Jones sanayi ortalamasının 328'den 230'a düşürmüştü. Bu kriz ile birlikte 4.000 kadar banka battı, binlerce insanın mal varlığı bir günde buharlaştı. 17 milyon insan işsiz kaldı denilsede bu rakamın doğru olmadığı düşünülmekte ve çok daha fazla olduğu varsayılmakta. Aynı şekilde yaklaşık 2.5 milyon insan evlerini kaybetmiş ve sokaklarda yaşamak zorunda kalmışlardı. Ekonomide dolaşan para bir günde adeta kaybolmuştu. Piyasadaki para bir anda yok olduğu için insanlar ihtiyaçlarını karşılamada bin yıl önceki sisteme dönmek zorunda kaldılar ve takas yoluna giderek bir nevi değiş-tokuş ekonomisine geri döndüler. Toplum hazırlıksız olduğu için açlığa sürüklendi ve onbinlerce insan açlıktan hastalıktan yetersiz beslenmekten öldü. Açlık yokluk ve sefalet insanları tekrardan tarımsal hayata mecbur bıraktı ve insanlar sebze ve meyve yetiştirip satarak yaşamaya ve açlıktan kurtulmaya çalıştılar. Büyük ve küçük şehirler de binlerce insan devletin sağladığı ücretsiz bir dilim ekmek ve bir kase çorba için saatlerce sıra bekliyorlardı. Soğuktan korunmak için devletin ahşaptan yaptığı park bahçe ve köprüler sökülüp yakılıyor idi. Binlerce insan işsizlikten, yokluktan, açlıktan, sefaletten intahar etmişti. New York’daki yeni Washington köprüsü intaharların sembolü olmuştu. Yine bu ölçüde bir kitlede ruhsal ve psikolojik sorunlar ile akli dengesini kaybetmiş ve hastanelere düşmüştü. Daha düne kadar yaşanan Amerikan rüyası ve lüks yaşam yerini tam bir cehenneme bırakmıştı.
1929 yılında ABD’nin Gayrisafi milli hasılası yaklaşık 100 milyar dolar iken 1932 yılına gelindiğinde 50 milyar dolar civarına gerilemişti. ABD zenginliğinin yarısını yetirmiş, büyük bir hızla ilerlerleyen ekonomi durmuş, refah ortamı ise adeta bir yokluk ve kaos ortamına dönüşmüştü.
Kriz sadece ABD’de etkisini göstermedi. ABD kendisini kriz ve kaos dan kurtarmak için Avrupa ülkelerine verdiği kredileri ve borçları geri istedi. Hem ticari faaliyetlerin yavaşlaması ile özel sektörün içine düştüğü darboğaz ve hemde ABD devletinin alacaklarını geri istemesi Avrupa ülkelerinide darboğaza süreklidi ve peş peşe kriz ortamına girdiler. Krizin Avrupa’daki etkileri yer yer ABD’den bile daha ağır oldu. İngiltere, Almanya, İtalya, İspanya gibi ülkelerde ekonomik sistem tıkandı ve borsalar ardı ardına çöktü, toplam 40 milyona yakın insan işini kaybetti. O günün nüfusu ile kıyaslandığında çok büyük bir kitle olduğu göz ardı edilmemelidir. Yüz binlerce işletme kriz ve kaos ortamından dolayı kapanmak zorunda kaldı. İşlerini, evlerini, paralarını ve servetlerini kaybeden insanlar faşist partilere yöneldiler. Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco bu kitlelerin desteği ile iktidara geldi. Bu liderlerin politikaları savaşa sebebiyet verdiği için 2. Dünya savaşının krizin doğrudan bir sonucu olduğu söylenebilir.
Türkiye’de de kriz çok derinden hissedildi. Türkiye’de ticaret o yıllarda genellikle tarım ve bir takım hammadde üretimine dayanıyor idi. Dünyadaki bu kriz ve kaos ortamı ile ihracat durma noktasına geldi. Özellikle kredi almış çiftçiler ve hammadde üreticileri borçlarını ödeyemediler ve peş peşe ciddi iflaslar ortaya çıkmaya başladı. Oluşan kıtlık ve sefalet ortamında politik ve siyasi ortamı biraz yumuşatmak isteyen Mustafa Kemal Atatürk 1930 yılında Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulmasının önünü açarak biriken olumsuz enerjiyi azaltmak istedi. Darülfünun da bir araya gelen öğrenci ve öğretim görevlileri yerli malı kullanmak için yeminleştiler ve böylece günümüze kadar devam eden yerli malı haftası ortaya çıkmış oldu.
1933 yılında yapılan ABD seçimlerinden sonra 30 yıl önce ilerici hareketin sembolü olan Başkan Theodore Rooselvelt’in 5. göbekten kuzeni olan Franklin Roosevelt 32. ABD Başkanı seçildi ve en uzun başkanlık yapan kişi oldu. Oldukça güler yüzlü sempatik ve cana yakın birisi olan Rooselvelt halka karşı yaptığı etkili konuşmalar ile onları motive etti ve ABD’de bir pozitif havanın oluşmasını sağladı. Halkı motive etmek için radyodan yararlandı. Ne zaman bir konuşma yapsa milyonlarca ABD halkı başkanı dinlemek için radyonun başına geçiyor idi. Çoğu insan radyolarını şöminenin başına kurduğun dan bu konuşmalar şömine sohbetleri olarak adlandırılmaya başlanmıştı. Roosevelt başkanlık dönemi boyunca 35 şömine sohbeti yaptı ve bu konuşmalar ile ABD halkına nasıl krizden çıkılacağını anlattı ve toplumdan devlete yardımcı olmalarını istedi. Bu sohbetlerin de kullandığı önemli ve tarihe mal olmuş sözü “Korkunun kendisinden başka hiç bir şeyden kormamalıyız” idi. Aldığı en önemli kararlardan birisi de halkın elindeki tüm altınları devlete teslim etmelerini istemesi idi. Çıkardığı bir başkanlık yasası ile halkın elinde altın bulundurmasını yasaklamıştı. Böylece devlete teslim edilen altınlar ile yeniden altına dayalı bir sistem kurarak krizi aşmayı başarmıştı.
1929 yılında meydana gelen ekonomik kriz o günün şartlarında tam bir küreselleşme olmamasına rağmen çok kısa süre içinde tüm dünyayı sarmıştı. Bugün meydana gelecek bu çapta bir krizin tüm küremizi etkisi altına alması bir kaç günü bulmayacaktır. Yine ayni şekilde o gün küresel sistem bugünki gibi tam olarak iç içe geçmiş değildi ve kendi içinde bugüne kıyasla ciddi avantajları vardı. Örneğin insanların hala çok ciddi bir kısmı köylerde yaşıyor ve tarımdan geçimini sağlıyor idi. Bugün ise ciddi çoğunluk kentlerde yaşıyor ve tarım bireysel ölçekte büyük oranda unutulmuş durumda. O gün mevcut finans ve ekonomik sistemin yapısal sorunları yok idi. Bugün ise ciddi yapısal sorunlar var ve bunlar pansuman tedaviler ile geçiştiriliyor. O gün devletlerin bastığı karşılıksız para Almanya haricinde nerede ise yok idi. Bugün ise tüm dünyada bu anlamda ciddi bir balon oluşmuş durumda. O gün ülkelerin bir çoğu kendi kendine bir şekilde yeter durum da idi. Bugün ise tüm ülkeler adete iç içe geçmiş ve birbirine muhtaç durumda.
Aynı şekilde topluma bakan yönü ile de benzerlikler var. 1928 yılında Avrupa yada krizin merkez üstü olan ABD’de bir kriz ve bunalım olacağı söylense idi insana deli nazarı ile bakarlardı. Halk gelecekten emin ve hiç bir şekilde kriz beklentisi için de değildi. Hatta krizden bir hafta belki bir gün önce dahi kriz beklentisi yoktu ve ekonomi yolunda ve her şey günlük gülistanlık olarak düşünülmekte idi. Bugünkü toplumların bilinç seviyesi içinde aşağı yukarı aynı şeyleri söylemek mümkündür.
Bütün bu veriler ışığında toparlayacak olursak; 1929 dünya ekonomik bunalımı tüm dünyayı sararak kitleleri yokluk ve açlığa mahkum etmiş, bir çok ülkede yokluk ve açlık faşist diktatörlerin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiş, ikinci dünya savaşına giden yolu açmış, toplumsal dinamiklerden ekonomiye oradan siyasete varıncaya kadar çok yıkıcı etkileri olmuştur. Tam anlamı ile ülkeler ve toplumlar kriz ortamından ancak 1950’li yıllara doğru kendilerini kurtarabilmişlerdir.
Not: Konu ile ilgili film önerisi; “Cinderella Man”
