Yaz Sıcağında Serinlik Rotası

Bu aralar fazlasıyla teknik ve iş odaklı yazılar paylaşmışım. Hazır yaz ayları tüm sıcaklığıyla devam ederken sizi daha okurken serinletecek bir gezi rotası tavsiye edeceğim. Bundan yaklaşık 8 yıl önce 2008 Eylülünde gerçekleştirdiğim fakat bu yaz bitmeden tekrarlamak istediğim bir geziden bahsedeceğim.
Rotamızın teması Isparta-Burdur göller bölgesi. Bu rotayı İzmir’den başlayarak ve Eğirdir gölünde konaklayarak yapmıştım. Size de Eğirdir gölündeki otel ve pansiyonlarda konaklamayı önereceğim.

Rotanın Google Map linkini buradan ulaşabilirsiniz.
Siz bu tura nereden başlayacaksınız bilemiyorum ama ben İzmir ve İstanbul taraflarından gelecekler için aşağıdaki rotayı hazırladım. Siz kendinize en uygun rotayı belirleyerek gezinizi planlayabilirsiniz.
A-Salda Gölü: Salda gölü ülkemizin en derin gölü olarak biliniyor. Suyu sodalı olan bu gölde küçük bir çocukken ailecek 1–2 kez kamp yapıp yüzmüşlüğüm var. Otomobilimizin aküsüne bağladığımız küçük televizyonumuzu izlediğimizi aradan geçen yaklaşık 30 yıla rağmen daha dün gibi hatırlıyorum. Burası o zamanlar popüler bir kamp yeriydi. Kamp alanı göl kenarında ağaçlık bir alandaydı. Gölün uzaktan en belirgin yönü muhteşem turkuaz rengidir. İlk gördüğünüzde sizi büyüler, sizi yanına çağırır. Bu çağrıya kulak verin ve yanına gidin.
Gölün etrafı çıplak tepelerle çevrili. Çocukluğumda bu gölde kaybolan ya da boğulan çok kişi olduğunu duyardım. Bazı yerlerinde girdaplar olduğunu söylerlerdi. Her ne kadar suyu sodalı ve nispeten yüzmeye uygun olsa da, yüzecekseniz kıyıdan uzaklaşmayın.



Başka amatörce çekilmiş fotoğraflarım için şuraya bakın.
B-Yarışlı Gölü: Yarışlı gölü Burdur il sınırları içerisinde küçük ve çok sığ (yaz aylarında) bir göl. Göçmen kuşların mevsimine göre bolca bulunduğu bir alan. Yolunuzun üzerindeki bu gölde kısa bir dinlenme ve fotoğraf molası verebilirsiniz. Gölün sığ oluşu, bana Denizlili olan dedemin bir zamanlar anlattığı bir hikayesini hatırlatır. Bir gün gölde kendi yaptığı oltasıyla balık avlarken uyuyakalmış. Uyandığında oltasının yerinde olmadığı farketmiş. Olta gölün ortalarında bir yerde yüzüyormuş. Gölün derin olduğunu ve kendisinin de kayığı olmadığını düşünerek tesadüfen oradan geçen bir köylüye oltasını alabilirse ona para vereceğini söylemiş. Adam hemen kabul etmiş. Dedem adamın yüzeceğini veya kayıkla gidip oltasını alacağını beklerken adam dümdüz yürüyerek göle girmiş. Gölün ortasına kadar ancak dizine kadar gelen suda yürümüş ve oltayı alıp getirmiş. Dedem parasına mı yansın yoksa oltasına kavuştuğuna mı sevinsin bilememiş. Hikayedeki göl burası olmalı. Göl, sabah gün doğumunda ve gün batımında harika renklere bürünüyor.

C-Burdur Gölü: Burdur merkez ilçesinin kenarında kurulu olduğu bu göl, son yıllarda ciddi su rezervi kaybetmişti. Son durumunu bilmiyorum ama umarım su seviyesi yükselmiştir. Şehrin kenarında olduğundan göl kenarında küçük bir mesire yeri vardı. Muhtemelen hala duruyordur. Kısa bir fotoğraf molası dışında yapacak aslında pek bir şey yok.
D-Burdur Müzesi: Bence Burdur kent merkezinde asıl görmeniz gereken yer kesinlikle Burdur Arkeoloji müzesi derim. 2008 yılında gittiğimde müze yeni düzenlenmişti ve son derece moderndi. Sergideki eserler çok iyi aydınlatılmış ve her biri çok etkileyici duruyordu. Burada rahat bir saat zaman geçirebilirsiniz. Özellikle Sagalassos antik kentinden getirilen eserler ve kabartmalar muhteşem. Sanki daha yeni yapılmış gibiler. 2008 daki ziyaretimde çektiğim fotoğraflar burada.






Fotoğrafların devamı için tıklayın.
E-İnsuyu Mağarası: Ülkemizin turizme ilk açılan mağaralarından olduğunu bildiğim İnsuyu mağarası de rotanızın üzerinde olmalı. Burada mola vererek mağaranın hakkını vermelisiniz. Ziyaret edeceğiniz mevsime göre mağara içerisindeki küçük göllerdeki su seviyesi farklı olacaktır. İçeride ahşaptan yapılmış güzel bir yürüyüş yolu var. Mağaranın ancak ilk birkaç yüz metresi ziyarete açık ama bence bu bile yeterli.

Fotoğraflar burada.
F-Sagalassos Antik Kenti: Evet, rotamızın en etkileyici tarihi durağına geldi sıra. Yüzyıllar önce bir deprem nedeniyle meydana gelen toprak kayması sonucu üzeri taş ve toprakla örtülen ve böylece haritadan silinen Sagalassos antik kenti, son yıllarda yapılan kazılar sayesinde gün yüzüne yeniden kavuşturuldu. Son derece etkileyici olan antik kentte en ünlü eser tabii ki de çeşmesi. Bir kaç yıl önce çeşmeden tekrar su akması için çalışma yapıldığını gazeteden okumuştum. Çeşmenin yanı sıra anıt mezarları ve tiyatrosu da muhteşemdi ve mutlaka görülmeli. Burada da en az bir saat mola vermenizi öneririm.



Başka fotoğraflarım için tıklayın.
G-Eğirdir Gölü: Ve geldik konaklayacağımız kente. Eğirdir aslında bir tatil yeri. 2008 yılında buraya geldiğimizde göl kenarında bir otelde konaklamıştık. Lüks ve konforu çok olan bir konaklama beklentiniz yoksa Eğirdir’de rahat edersiniz. Ama muhtemelen aradan geçen 8 yılda konaklama alternatifleri çoğalmış olabilir. Eğirdir’i bir “basecamp” gibi düşünün. Yani burada konaklayıp civardaki gölleri, köyleri ve kanyonları günübirlik ziyaretlerle keşfe çıkacaksınız. Eğirdir merkezine yakın iki küçük adacık bir yol ile karaya bağlanmış. Bu Eğirdir’in en belirgin manzarası ve bu adacıkları (artık yarım ada demeliyiz) mutlaka ziyaret etmelisiniz. Eğirdir belediyesinin internet sayfası: http://www.egirdir.bel.tr/ Belki faydası olur.
Eğirdir demişken, buranın bir elma cenneti olduğunu belirteyim. Eşim burayı ziyaretimizde yol kenarındaki bahçeleri gördükçe nedense bir anda elma yeme iştahı kabarmıştı. Yolda durup bir elma koparmadığıma bin pişmanım. Zira aradan yıllar geçmesine rağmen bana bunu hatrlatmaya devam ediyor :) Sırf bu yüzden bile olsa bu rotayı tekrarlamak istiyorum.


Diğer fotoğraflar için tıklayın.
I-Yukarıgökdere Köyü ve Kasnak Meşesi Ormanı Koruma Sahası: Değerli fotoğraf sanatçımız ve fotoğraf kulübümüzden hocamız Ali İhsan Gökçen’den methini duyduğum Türkiye’nin en büyük kasnak meşesi ormanı da Eğirdir gölüne çok yakındı. Burayı da rotanıza ekleyin. Eğirdir’den Kovada gölüne giderken yolun sağında Yukarıgökdere Köyünü göreceksiniz. Küçük ve güzel bir köy olan Yukarıgökdere’den Kasnak Meşesi Tabiatı Koruma Alanına doğru tırmanışa geçiyoruz. Dik sayılabilecek ve virajlı toprak yolun sonunda kasnak meşesi ormanına ve koruma alanına ulaşıyoruz. Sisler içinde dağı tırmanırken ağaçlar arasından keçi sürülerine rastlamanız ve çoban düdüklerini duymamız muhteşem manzarayı tamamlıyor. Yolda bir kaç kez durup manzaranın ve büyülü atmosferin tadını çıkartıyoruz.







J-Kovada Gölü ve Milli Parkı: Gizli cennet burası olsa gerek. Kovada gölü ve Eğirdir gölü arasında bir bağlantı var ve bu sayede göldeki su seviyesi gayet iyi. Gölün içine doğru uzanan hafif tepelik yemyeşil bitki örtüsüyle kaplı bir yarım ada var. Ve bu yarım ada piknik alanı olarak düzenlenmiş. Ahşap göl seyir terasları, banklar ile burası adeta konforlu bir kuş gözlem cenneti. Eylül ayında gittiğimiz için hava bazen yağışlıydı ve Kovada gölünde de bir süre yağmura yakalandık. Ama hiç şikayet etmedik. Çünkü yağmur bu muhteşem manzarayı tamamlıyordu. Bir kaç çeşit su kuşu görmüştük. Mesire alanı içerisinde ve göl evresinde yürüyüş yaptık. Manzara gerçekten nefes kesiciydi. Bu bölge ülkemizin meşhur askeri eğitim merkezlerinden Eğirdir Dağ Komando eğitim okulunun eğitim alanı içerisinde yer alıyor olmalıydı. Çünkü olmadık yerlerde konserve kutuları vs. görmüştük. Belli ki eğitim sırasında askerlerimiz ya da kampçılar da bu manzaraya karşı mola veriyorlardı. Doğa yürüyüşü ile birlikte Kovada gölüne de en az bir saat vakit ayırmanızı öneririm.



Seyir teraslarından manzaranın tadını çıkartabilir ve mevsimine göre su kuşlarını fotoğraflayabilirsiniz.

Yağmur sonrası göl kenarından manzara.

Diğer fotoğraflar burada.
Yazılı Kanyon: Kovada gölünden devam ettiğinizde Yazılı Kanyon’a varırsınız. Bu milli parka Yazılı Kanyon isminin verilmesinin sebebi, ünlü şair Epiktetos’un buradaki kayaları oyarak yazdığı şiirler.
Epiktetos, MS.50 yılı civarında Frigya’nın Hierapolis kentinde dünyaya gelen ve 138 yılında ölen ünlü bir filozoftur. “Epiktetos”’un gerçek anlamı “köle” dir. Köle olarak esir alınmış ve Roma’ya götürülmüş, daha sonra ise azad edilerek özgürlüğüne kavuşmuş.
Epiktetos’un ünlü şiiri olan “Hür İnsan Üzerine Şiir”, bu kanyonda bir kayaya oyulmuş. Ne yazık ki birileri bu kaya yazıtının ortasına kazma vurmuş ve bir bölümünü parçalamış.

Muhtemelen hırsızlık amacıyla yapılmış olan bu darbeye rağmen şiir tercüme edilerek hem Türkçe hem de İngilizce olarak yazıtın önündeki panoda ziyaretçilere gösteriliyor.
(Hür insan üzerine şiir)
Ey yolcu, yol hazırlığını yap ve koyul yola; şunu bilerek :
Hür kişi sadece karakterinde hür olan kişidir
Kişi hürriyetinin ölçüsü bizzat kendi doğasında bulunur
Ve kararında içtenlikliyse hür kişi ,
Yüreğinde ise dürüstlüğü, işte bunlar asil yapar kişiyi
Ve bununla yücelir hür kişi hatalarla değil.
Ana-babadan gelen uydurma bir asaletten tad almaz o :
Zira ana-baba değildir hür insanı doğuran
Zeus’tur herkese ata olan ve de tek kök insanoğluna
Herkesin tek şansı vardır. O alır kader icabı beden güzelliğini
Budur soy güzelliği ve hür olma hali gerçek anlamda.
Ruhen köle olan ise sakınmaz kötü sözden, katmerli köle de olsa
Aşırılıktır şiarı bu kişinin, yüreğinde soysuzluk vardır
Ey yolcu, Epiktetos köle bir anadan doğmuştu, ama
Yüceydi herkesten, bir kartal gibi: bilgelikte ise takdire şayandı ruhu
Söylemem gerekirse, tanrısal bir varlık doğurdu onu. Keşke şimdi de (bu mümkün olsa)
Böylesine yararlı ve sevinç kaynağı bir insan
Tüm ünlü kişiler arasında köle bir anadan dünyaya geldi.
Hür İnsan Üzerine adlı şiir Antalya Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu üyesi Prof. Dr. Sencer Şahin tarafından çözülmüş.

Kanyona girişte sizi dere kenarında küçük bir tesis karşılıyor. Tesiste isterseniz çadır kiralayabiliyor ya da kendi çadırınızı da kurabiliyorsunuz. Dere kenarına yerleştirilmiş ağaç piknik masalarında pikniğinizi yapabiliyorsunuz ya da Alabalıklardan kendinize ziyafet çekebilirsiniz.

Yazılı Kanyonun girişine aracınızı park ettikten sonra kanyon yürüyüşü için parkura başlayabilirsiniz. Kanyona adını veren kaya yazıtlara yaklaşık 300 mt sonra, köprüyü geçer geçmez ulaşılabiliyor. Devamında meşhur kral yolu olarak bilinen orman yolundan gidilerek suyun çıktığı küçük kaynaklara ulaşılabiliyor.





Bir yandan kanyonun içinden akan buz gibi nehir bir yandan orman içindeki yoldan güzel bir doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. Dönüşte de Kanyon Girişindeki mütevazi tesiste yorgunluğunuzu giderebilirsiniz.
Aziz Paul (St.Paul), Perge’den Pisidia Antiocheia’ya giderken bu kanyondan geçmiş.Bu yüzden kanyon, hristiyanlar ve din turizmi için de kutsal yerlerden birisi sayılıyor.
Dönüş yolunda bir dağ geçidinde doluya yakalandığımızı hatırlıyorum. Şans eseri bir ağacın altına aracımızı saklayıp dalları siper edinmiştik. Yoksa aracımızın ön camı mutlaka kırılırdı.
Buralara yolunuz düşerse burayı görmeden gitmeyin diyoruz ve maceracı ruhlu gezginlere tavsiye ediyoruz. Burası için en azından 2–3 saat ayrılmalı.
H-Yalvaç ve Pisidya Antiocheia: Ertesi gün Konakladığınız Eğirdir gölünden bu sefer kuzeye, Yalvaç’a doğru hareket ediyoruz. Hedefimiz Eğirdir gölü kıyılarını gezmek, Yalvaç’ı görmek ve Pisidya Antiocheia antik kentini ziyaret etmek. Eğirdir gölü kıyısını bir süre takip ederek bu harika gölün sağladığı harika manzaranın tadını çıkartıyoruz ve nihayet ilk durağımız olan Yalvaç’a varıyoruz. Yalvaç, gayet düzenli ve zengin görüntüsüyle hemen kendisini sevdiriyor. İlçenin merkezinde bulunan Devlethan Camii hemen dikkatinizi çekiyor. Yapımında Antiocheia antik kentinden getirilen taşlar ve mermer parçaları da kullanıldığından caminin dış yüzeyi ilginç bir görünüme sahip. Aşağıya fotoğraflarını koydum. Ne demek istediğimi anlayacaksınız :)





Muhtemelen antik kentteki heykellerin ve anıtların kaidesi olarak kullanılan taşlar/mermerler bu caminin duvarında adeta bir dekoratif unsur gibi kullanılmış (bkz. yukarıdaki resimdeki pencerenin üstündeki süslemeler).
Yalvaç kent merkezinde acıktığınızda yemek molası verebilirsiniz ve bu tarihi kenti biraz daha teneffüs edebilirsiniz.
Yalvaç’tan sonra Pisidia Antiocheia antik kentini ziyaret ediyoruz. Antik kent, Yalvaç’ın hemen yanı başında. Biz nedense Anadolu’ya yerleşirken var olan antik kentlerin üzerinde değil de hemen yanı başına kendi şehirlerimizi kurmuşuz. Efes’in yanında Selçuk’u kurduğumuz ve daha pek çok yerde örnekleri olduğu gibi. Burada da durum aynısı.
Bu antik kenti özel yapan şey, İncil’de bahsedilen 7 kutsal kiliseden bir tanesinin burada olması. Bu nedenle bir bakıma Hristiyanlar için hac mekanı diyebiliriz. Gerçi kilisenin sadece tabanı kalmış ama yine de fazlasıyla ziyaretçisi oluyormuş.

İsa’nın 4 havarisinden biri olan Saint (Aziz) Paul, Hıristiyanlık’ı yaymak için M.S 46–48 yılları arasında Anadolu’daki kentlere seyahat etmiş. Yolu Psidia Antiochia (Pisidyadaki Antakya anlamındadır) şehrine düşer ve burada bir sinagogda vaaz verir. Epey sonrasında bu sinagog üzerine kilise yapılır. Günümüzde inanç turizmi kapsamında yurtdışından gelen turistlerce kilise kalıntısı ziyaret ediliyor. Aziz Paul’un bu gezileri turistik bir gezi rotası olarak Aziz Paul (St Paul) yolu olarak isimlendiriliyor ve inanç turizmi amacıyla gelen turistlerce ziyaret ediliyor.


Zamanında Psidia Antiochia, Anadoludaki en büyük kentlerden biriymiş. Fakat günümüze pek bir şey ulaşmamış.


Tiyatro

Kentin ana caddesi ve dükkanları

Tapınaktan geriye kalanlar




Kent kapısı


Yalvaç ve antik kentinden bu kadar. Eğer hala enerjiniz kaldıysa, yolunuzu Beyşehir gölüne kadar uzatıp daha sonra Eğirdir’e geri dönebilirsiniz.
Originally published at Girişimcilik, Gelişim, Yaşam.