Romancı Cengiz

Dünyanın en sofistike, en çok imge ve metafor barındıran romanını yazacağım. Şimdi oturuyorum bilgisayar başına. Ya da önce gidip bir çay koyayım kendime. Yanına sigaramı da yaktım mı benden kralı yok!
 
 Kahretsin çay bitmiş. Yine ayın sonu yine para yok ve yine çay yok. Neyse ben de çaysız başlarım.

‘Adamın biri bir gün hızlıca yolda yürüyormuş.’ 
 
 Yol metafor burada aslında yolda yaşadıklarını anlatarak yol kelimesini hayat ile ilişkilendireceğim. Mantıklı…

‘Uzun zamandır görmediği bir arkadaşıyla rastlaşmış. Zaten her zaman böyle olur acelenizin olduğu an karşınıza yapmak isteyeceğiniz daha güzel şeyler çıkar.’

Aynı ben. Bi de adını Cengiz koydum mu tamamdır. Ayın sonu geldi evde bir lokma ağıza atılacak bir şey yok. Patron işten kovmaya kılıf ararken çizimleri bırakıp yine roman yazma hayallerine büründüm. 
 
 Aynı Necatigil şiiri gibiyim. 
 Tüm yakınlarım yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden. Ben böyle olsun istemezdim.

Uzun zamandır bu histeyim herhalde. Kimsenin hayatına pozitif bir etkim yok, bir evim, bir ailem yokmuş gibi hissediyorum. Bunun başlıca nedeni ise benim bir işte dikiş tutturamamış olmam olabilir. Etrafınızdakilerin yaşamınızı yönlendirmeye çalışıyor olmaları sizin zaten vasıfsız birisi olmanıza yetiyor. Fakat bir de yönlendirmeleri sonucunda bir şey elde edememiş olmaları tamimiyle ipleri kopartan nokta oluyor sanırım. Halbuki ben zaten bu işlerin çoğunu yapamayacağımı daha başından beri biliyordum. Çoğundan kaçmak için bir bahanem olmadığından yapmak mecburiyetinde kaldım. Girmediğim iş kalmadı diyebilirim bu süreçte. Son olarak girdiğim bu reklamcılık işinde aslında başarısız sayılmam. Ama ya sıkıldığım için yahut işler beni tatmin etmediği için artık ayrılmak istiyorum. Tabi ki mahalle baskısı dolayısıyla ayrılamıyorum.

Artık kimselerle konuşamadığımdan mıdır nedir, kendi hayatımı bile anlatmak için kağıtları kullanıyorum. Birileriyle konuşur gibi kendimi konuşuyorum. Kusmak istiyorum içimdekileri. Kussam rahatlayacağım biliyorum ama güneşi olmayan baharın çiçeği de yetmiyor işte…

‘-AA Yadigâr! Abi nerelerdesin? Nasılsın ya?

*Behçet? Oğlum sen misin? İnanamıyorum! Ne kadar uzun zaman oldu?!

-20 yıl oldu mu?

*Olmuştur. Nereden baksan babaannem öldükten sonra adım atmadım mahalleye. Gel oturalım bir yere çok özledim seni. Eskilerden bahsederiz. Nerelerdesin; neler yapıyorsun? Konuşacak çok konumuz var…

-Öyle bir zamanda karşılaştık ki seninle de. Çok acelem var Yadigâr ya… Telefon numaranı versene sen, yarın buluşup uzun uzadıya konuşalım olur mu?

*5881123883 çaldır hemen de oğlum ne acelen var böyle ? Kötü bir şey yok inşallah.
 -Yok be abi ne kötüsü evleniyorum! Evleniyorum!!!

*Vay kardeşim benim! Çok sevindim senin adına. Ee tanıdık bildik biri mi?

-Şimdi gitmezsem eğer evlenemeyeceğim ama. Gidip daha yüzük almam, evlenme teklif etmem lazım. Yarın seni mutlaka arayacağım.

*Tamam tamam. Hadi işlerini hallet sen. Bak muhakkak ara. Bekliyor olacağım.’

Yıllardır ilişkilerinde dikiş tutturamayan bir adamım romanında bir şekilde evlenme teklif etmesi bakalım nasıl mümkün olacak. Gelişmeler az sonra… Öncelikle dışarı çıkıp çay almalıyım. Yoksa yazı bu haliyle bitmeyecek.

Parasız pulsuz yine çıktık alışverişe. Yetmiyor ki anasını sattığımın parası. Her gün çalış didin sonra para yok. Arsayı mı satsam acaba ? Ulan atadan yadigar bir arsa var o da ne kadar edecek ki satsam. Para bulsam bir yerlerden belki oraya ufak bi kulübe dikerim. En azından kiradan yırtarım bak bu da fena fikir değil aslında. Nereden para bulacağım da nereye ev yapacağım. Zaten o arsaya ev yapsam bi de işe gitmek için vasıta lazım. Oğlum ne güzel işte. Bisikletle gider gelirsin hem zayıflayacağım diyordun işte.

Biraz abur cubur alayım zayıflama kısmını sonra düşünürüz. En azından bir miktar tok tutar. Cipsler ne zamandır bu kadar pahalı?! Şu abuk sabuk olanı alayım. AA ne güzel bu çikolatalar hala üretiliyor mu ya? Dur oğlum çay alıp çıkacaktık. Bergamotlu. Bergamotlu. Bu da bergamotlu. Karanfilli. Karanfilli mi?! ‘Pardon. Düz çaylarınız nerede acaba ? Heh tamam tamam gördüm teşekkür ederim.’

Acilen çıkıp eve gitmeliyim bu kadar dışarıda kaldığım yeter. Yabanilikte çığır açtığımın farkındayım ama bu insan türlerinden iyiden iyiye sıkıldım ya. Karanfilli çaymış. Saçmalığa bak. 54 lira mı tuttu bu aldıklarım? Sadece 34,15 kuruşum var nasıl yapacağız peki şimdi? Blabla kart alırsam yüzde 50 indirim yapacaklarmış. Teşekkürler canım. Bütün bilgilerimi satılığa çıkarttığımda sadece 27 lira tutuyor olması da komik bir ayrıntı tabi. Neyse alışveriş yapamamaktan iyidir.

Nerede şu anahtarlar ya! Canım çıktı şu poşetlerle yürüyeceğim diye. Bi de anahtarı bulamıyorum kafayı yiyeceğim şimdi. Heh. Buradalar. 
 
 Şu karanfilsiz güzel çayımızı da ocağa koyduk mu tamamdır.

Artık bilgisayarımın başına geçip güzelce romanıma devam edebilirim.

‘Kuyumcuların yoğunluklu olduğu pasajdan içeri girdi. Uzun zamandır yüzük bir tarafa hediye dahi almadığı için kafası epeyce karışıktı. İlk dükkana girdi. Kalabalığı umursamadan tezgahtar kıza ‘Yüzük istiyorum!’ diye bağırdı. Kalabalığın bir anda gülüşmesini duyunca hafif mahcup bir ses tonuyla ‘Şey yani bir tane yüzük almam gerekiyor. Evlenme teklif edeceğim de’ dedi.

Bütçesine uygun bir yüzük seçmek güzel olan yüzükleri beğenmemekten geçiyordu. Satıcının daha pahalısını satma çabalarına rağmen gözüne güzel gelen en azından bütçesine uyan bir yüzüğü aldı ve dükkandan çıktı.

Yol kenarındaki çiçekçiden 1 demet kırmızı gülü de kalan son parasıyla alan Behçet Zeynep’inin yanına koşmaya başlamış.

*-yâra yolunda âşk ile derdinden ölenin
 kim der sana ki hecr ile cânın mükedder et…-

*-sevgilisine kavuşmak için aşk yolunda ölsen, 
 kim derdi ki sana, aşk ateşiyle öleceksin…-

Yine bir şekilde ana karakteri ölümle buluşturacağız gibi duruyor. Neden hayatımda hiç bir şeyin doğru düzgün gitmeyişini yazdıklarıma yansıtıyorum. Neden her seferinde esas oğlan ya da esas kız bir zorlukla baş etmek zorunda kalıyor yahut ölüyor. Tamam başarısız bir adam oluşumda çok büyük etkim var fakat bundan dolayı romanımdakileri suçlayamam ki.

Canın sağ olsun Cengiz. Bizden de bir şey olmazdı zaten. Bu arada çayı ocakta unuttuk. Sen en iyisi kalk da bilgisayar başından onu demle, ben de sigara yakayım ikimize…