SalıHikayesi-20Ekim

‘şehrin her yakasından pislik akıyor. irin saçıyor bütün gökyüzü ve kaldırımlar. insanlar artık alışmış bu pis şehre. iğrenmiyorlar bile. basıp geçiyorlar irinlere. öyle bir alışkanlık haline gelmişki basıp geçmek kimleri ezerek yükselmeye çalışıyorlar anlamazsınız bile. halbuki bu şehrin her yanı gül kokardı yahut menekşe. ya da herhangi bir çiçek. ama buralar hep güzel kokardı. gökyüzüne baktığınızda ya masmavi bir gök ve güzel pamuksu bulutlar görürdünüz ya da gece olurdu ve mükemmel yıldızları görürdünüz. şimdi ise sadece gördüğümüz ucu bucağı olmayan gökdelenler.

yüksek yerlerde tanıdığı olmayan şairlerin yaşadığı çok kafiyeli bir şehirdi eskiden burası. zenginliği sadece kafiyelerle ilişkisi olurdu. insanların parasına değil kalbine bakılırdı, sohbetine bakılırdı. artık öyle değil. bu kent, bu şehir boşluğun, şiirsizliğin ve duygusuzluğun yerleşim yeri oldu. ben bu şehrin geçmişten kalan en son yabancısıyım. artık buralara da yabancıyım. tıpkı kendime olduğum gibi. eğer irinler içerisinde hastalıklı bir kentte yaşarsanız siz de kendinizi kaybetmeye başlarsınız. benim kendimi kaybettiğim gibi. tek olarak ben de suçlu değilim bu dönüşümün beni kaybettirecek kadar büyümesinde. insanlar. insanlar artık daha fazla canımı yakmaya başlamışlardı ki ben çıkıp gitme kararı aldım bu kentten fakat çıkamadım. asıl büyük sıkıntı orada başladı. ben tam kaçmaya karar vermişken şehrin korkunç tipli muhafızları beni yok etmeye karar verdiler. ben bir ölü adamım. sizin hiç bir zaman göremeyeceğiniz hep sizinle yaşayan ölü bir adam.’


Originally published at blog.cahitnuri.com.